Sosyal medya ilüzyonu17 Ağustos 2017, Perşembe

Sosyal medya şüphesiz altın çağını yaşamakta ve toplumu yönetmekte. Moda, eğitim, sağlık aklımıza gelecek her konuda gündemi belirleyen ve yaşamı şekillendiren bir mecra. Yaş sınırı mı? 9’a düşmüş durumda şüphesiz artısı eksisi tartışılacak bir konu.
Öyle bir konuma geldik ki bilgisayarı açıp kapılarımızı kapattık ve sanal benlik kurguladığımız bir dünya’ya adım attık. Olduğumuz değil olmak istediğimiz hayata o kadar adapte ettik ki kendimizi gerçekle hayal arasında ki çizgide kaybolduk.
Bundan mütevellit her yaş grubunu farklı bir boyutta etkiledi aslında;
Gençlerin kendini daha rahat ifade edebildiği, geniş kitlelere ulaşabildiği bir platform sunarken konuşamayan ama yazan bir hale de getirmiş oldu.
Anneler de kendisi arasında bir yarışa girdi tabi. Blogger annelerin de etkisiyle, anneler kendini çocuklarına karşı yetersiz hissetmeye başladılar. Yapılan reklamların vs. etkileriyle sanki en pahalı en yeni en güzel şeyi almak daha iyi annelikmiş gibi hissetmeye başladılar. Bloggerlerı işinin ehli bir uzman gibi gördüler ama doğruları kadar yanlışları da vardı ve bunu ayırt etmek inanın çok zor. Belirli konularda tabi ki deneyimli annelere başvurulabilir, onların tecrübelerinden yararlanılabilir ama eğer burada bahsettiğimiz şey çocuğumuzsa bir uzmanın kitabına, çocuk gelişim dergilerine başvurmak çok daha yararlı değil midir? Sosyal medya ya da bloggerlık kotu bir şey değildir. Ama onların yaptığı her şeyi koşulsuz doğru kabul etmek, onların hayatlarına imrenip kendimizi yetersiz görmek işte kötü olan bunlar.
İnanın kimsenin hayatı o sosyal medya da göründüğü kadar şaşalı değil. Tabi ki tamamen yalan, uydurma bir hayatlardan bahsetmek haksızlık olur ama sosyal medya da genelde sadece olumlu yönlerimizi öne çıkardığımız bir platform. Olduğumuzdan çok olmak istediğimiz insanı yansıtıyoruz çoğu kez. Kendini pazarlama dünyası bir bakıma aslında.
En iyisini, en güzelini, en en enini yaşamaya çalışırken hayatımızı nasıl yaşadığımızdan çok nasıl gösterdiğimizi önemsiyoruz. Sosyal medyada çok zaman harcayanlar diğer insanların kendisinden daha iyi bir hayatı olduğuna inanıyor asıl problemde burada başlıyor zaten bu sefer insanlar olmadığı bir kimliğe bürünerek bir yarış haline giriyorlar ve sosyal medya kullananların %60’ının amacı diğer insanların ne yaptığını görmek ve bu da bir yerden sonra bağımlılık yapıyor. Telefonumuzu elimize aldığımızda otomatik olarak o kişilerin profiline giriyor ve bir sure girmediğinizde içsel bir dürtü rahat bırakmıyor. Buda o kişilere bağımlı hissetmemizi sağlıyor. Bu bağımlılık durumu psikolojik olarak insanı fark etmeden yıpratıyor.
Aslında her şey insanın kendi içinde yaşadığı bir psikolojik savaş. Bilhassa bizim idrak etmemiz gereken nokta sosyal medyayı kullanmayı bırakmak değil, ki inanın pek mümkünde değil. Sosyal medya her zaman hayatımızda olacak ama önemli olan hayatımızın bütünü değil bir parçası olması, bizi yönetmemesi, ele geçirmemesi ve bağımlı hissettirmemesi. Kontrol bizim elimizde olduğu sürece güç de bizdedir.