Bir zamanlar Bahçıvan Sokak Sakinleri Kasap Garabed, Kahveci Stepan, Somuncu Artik, Tefeci Mihran yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

Bir zamanlar Bahçıvan Sokak Sakinleri Kasap Garabed, Kahveci Stepan, Somuncu Artik, Tefeci Mihran30 Ekim 2017, Pazartesi

Yıl 1910. Adapazarı’nın “Ada-Bazar” olduğu ve İzmit Sancağı’na bağlı yılları. Nüfusu 35 bin. Bu nüfusun 15 bin 169’unun Ermeni; Ermeni Kilisesi sayısının dört, Ermenilere ait hamamın bir adet bulunduğu günler.

Uzunçarşı esnaflarının beşte üçünün Ermenilerden oluştuğu zamanlarda ön planda dört isim vardı.

1910. Ocak ayında 1865 yılında Sultan Abdülaziz tarafından inşaa ettirilen “Çırağan Sarayı”nın yandığı; Yugoslav Marksizmi’nin kurucusu ve devrimci siyaset adamı “Kardelj”in doğduğu, Şubat ayında Gazeteci Hüseyin Hilmi tarafından İstanbul’da ilk solcu gazetenin “İştirak” adı ile yayınlandığı, Fransız Okyanus Bilimcisi Jacques Cousteau’nun Haziran ayının 11. günü dünyaya geldiği ve Almanya’da "Deutschland" adlı ilk Zeplin balonu, ilk havalanışını başarıyla gerçekleştirildiği günlerin yaşandığı, “Babalar Günü”nün  ilk kez ABD'denin Washington Eyaleti  Spokane kentinde kutlandığı, İstanbul Moda’da ilk tenis kortunun 12 Ağustos günü açıldığı yıl. Oldukça hareketli ve bir o kadar da ilginç kişiliklerin doğumlarına, ölümlerine ve yaşadıklarına açık bir yıl olmuş, 1910.

O yıl, Adapazarı “Ada-Bazar” olarak adlandırılmakta ve İzmid Sancağı’na bağlı bir kaza. İzmid Sancağı’nın 12 bağlı kazasından biri durumunda. Dönemin en öçnde kazaları arasında gösterilmekte; Kandıra, Geyve ve Karamursel’den sonra. İzmid’in Ermenilere ait 12 büyük köyü var o yıl yapılan değerlendirmelerde 25 bin 399 nüfusunun Ermani olduğu, 14 kilseleri ve manastırlarının  bulunduğu bunun yanında da 18 okullarının eğitim faaliyeti gösterdiği bilinmekte. Kandıra’da Ermenilere’e ait dokuz büyük köy, 3 bin 652 Ermeni nüfus, 8 kilise ve manastır, yedi adette okul bulunmasının yanı sıra Geyve’de de Ermenilere ait yedi büyük köy 8 bin 628 nüfus 10 adet kilise ya da manastır ve de altı okulları mevcut. Adapazarı’da bunlardan aşağı bir nüfusa sahip değil, hani-yani. Altı Ermeni köyü, 15 bin 169 Ermeni nüfus yanında sekiz kilise ve manastır 16 adette okul faaliyeti bulunmakta.

Adapazarı Ermenileri’nin köy nüfusunun yanında çoğunluğu’nun bulunduğu mahalle. Kurtuluş Mahallesi. Bu mahallenin “Bahçıvan”, “Güneşli” ve “Subaşı” Sokakları tamamen Ermeni nüfusu barındırmakta. Merkezde ticari faaliyet gösteren esnafların heme-hemen beşte üçü bu üç sokakta ikamet ediyorlar. Zaten Bahçıvan Sokak adı “Bahçıvan Yorgi”den, Subaşı Sokak adı da “sokağın başında bulunan ilk evde oturan Serabian isimli Ermeni Aileden gelmekte. Serabian Ailesi zahirecilikle iştigal etmekte imiş. Ailenin reisi Mihran Efendi Hay-Room Cemaati’nin önde gelen hayırsever isimlerinden biri. Kendisi gibi Krikor Agopian, Ohannes Altounian, Souren Couyoumdjian’da Subaşı Sokak sakinlerinden. Onlarda zahireci. Krikor Agopian, eski Adapazarı Belediye Başkanı Agop İstepian ile akraba. Bahçıvan Sokak ile Subaşı Sokak’ın kesişmesi sonrasında soldaki üçüncü ev ahşap cumbalı imiş. Hem zahireci hem de somuncu (yani bugünkü bildiğimiz fırıncı) Artik Maderian Efendi’ye aitmiş. Maderian Efendi aynı zamanda banker. Yani bugünkü adı ile “tefeci”. Cemaatte de hatırlı kişilerden biri yani. Aynı sokağın sonunda bulunan bugünkü çocuk parkının devamındaki evde de Mihran Dobadjian oturumuş. O da “banker”. Zaten o yıl Adapazarı’nda üç tane “banker varmış”. Biri  Artik Maderian Efendi, ikincisi Mihran Dobadjian diğeri de Garabed Ateyan. Ateyan hakkında elimizde bilgi yok maalesef.

Bilgiler kime mi ait. Sağolsun Adanın eskileri. Evet nerede kalmıştıuk. Hah; Ateyan’da. Ateyan hakkında bilgi yok elimizde ama Uzunçarşı’nın “esnaf çayocakçıları”ndan haberimiz var. Kimler onları da sayalım. Bir kere Mihran Aroutian var ki aralarında. Çarşının en kalabalık çay ocağına sahipmiş. Müşterileri arasında Ermeni, Musevi, Acem, Müslüman hak getire; hemen hepsi mevcut. O yılların Müslüman ahalisinin Ermeni esnaf içinde yoğun ilgi ve dostluk yansıttığı insanlardan biri. Güler yüzlü, insani ilişkileri ö planda, paraya-pula değer vermeyenlerden. O Çıracılar Caddesi’nde ikamet edermiş. Sabahları namaz çıkışından önce çayocağını yakar, çayı demlemeye bırakınca da Meserret’in altında Nerses Tarikian’ın “aşevi”nde mercimek çorbası içip yoğurdunu yemeden dükkanına geri dönmezmiş. Tarikianlar’ın 1945’de Adapazarı’ndan ayrıldığı biliniyor ama kızlarından ikisinin yakın köylerden birine gelin gittiği de söylenen ara notlardan.

Kahveci Stepan Sapritchian Efendi’nin çay ocağı Uzunçarşı’nın sonunda ama yeri bugün şurası denilemiyor. Yanında da Bedro Helvadjian’ın kahveci dükkanı. Hem öğütülmüş kahve satmakta hemde sıcak-sıcak yapıp içirmekte.  Bir fark var bugünün kahveleri ile arasında o da kahvenin gaz, kömür ya da odun ateşinde değilde “kumda ısıtıldığı”. Ya; kumda ısıtılmış kahve. Yani “kül kahvesi”. Hiç içtiniz mi bilmem ama ben içtim. Beş-altı yıl oluyor. İstanbul Kurtuluş’ta bir Ermeni Çayocağı’nda içtim.Bugün orası yok. Zaten öldüğü söylenmekte. Adı bana göre önemli değil. Ha Ohannes, ha Azaria ha Bedros. Yapılan kahvenin tadı önemli. Denilir ki; bugün İstanbul’da satılan “kül kahvesinin ustası” Adapazarlı Stepan Efendi’dir. Anlatılanlar ve aktarılanlar böyle, eklediğimiz fazla yok.

Gelelim o yılın “kasap”larına. Onlardan da önemlileri var. Cemaatin “domuz eti” ihtiyacını karşılayan “Kasap Garabed Ainadjian Efendi”. En önde gelenlerden. Kendisinin Kayrancık’ta domuz çiftliği varmış. Kimine göre de İkizce’de. Her gün beş domuz kesilirmiş, onun mahiyeti altında. Temizlenir, paklanır, tazeliği üstünde getirilirmiş, Bahçıvan Sokak’taki dükkanın önüne. Önceden sipariş verenlerin payları ayrıldıktan sonra (tabi bu önceden ayrılma daha çiftlikte yapılmakta) kalan diğer aparatlar ve sakatatlar sergiye konulurmuş. Gelen yarım okka, bir okka, iki okka derken akşam saatlerinde hiç kalmazmış.

Pazar günü için özel olarak hazırlanan domuz etleri Sapanca Gölü ve Çark Deresi kenarında mesireliklerde açıkta pişirilir-yenirmiş. Kimse kimseye dokunmaz, herkes kızarttığını yermiş. Garabed Efendi deftere yazmaz, peşin alırmış etin bedelini. Alırken de dermiş güya “bu gerdancıklar Eşkinoz Çiftliği’nden gelesi, burada bizce kesilesi. Malum bilgi bu kadar, efendiler. Sıra geldi Azaria Azartian Efendi’ye. O da Bahçıvan Sokak’ta oturup dükaknını Karaağaçdibi’nde açanlardan. O daha çok “köyden gelenlere domuz eti satmakta”. Yarı peşin-yarı ürüne çalışmakta. Yani birkaç Osmanlı meteliğini aldıktan sonra, köylünün elinde ne varsa buğdayı, arpası, fasulyesi, üzümü, inciri. Ne varsa onu alıp gerikalan alacağına saymakta. Garabed Guerguerian Efendi  ile Manouk Gulesserian Efendi Kurtuluş Mahallesi Güneşli Sokak’tan komşular. Hem de “kapı bir komşu”. Yani yanyanalar. Her ikisi için enişte-kayınbirader derler ama bu yakıştırmanın “önceki gençlik dönemi aşkı”na ait olduğu yönündedir. Yani yapılmamaış bir evliliğin “enişte-kayınbiraderliği”dir, aslında bahsedilen. Yine Bahçıvan Sokak sakinlerinden olup Aynalıkavak Esnafı’nın kasabı olduğu rivayet edilen Antranik Mandjoukian Efendi; bir Müslüman ile evlidir. Asiye Hanım olduğu söylenir hanımının adının ama doğrulanmamış bir sözel bilgidir, bu söylenilen. Asimet Hanımda denilir, İsmet Hanım da. Bilinen bu hanımın tarafının yakın köylerden birinde bugün halen yaşadığı. Kasap Antranik için “eti lokum gibi” satar. Ondan alınan ete doyum olmaz, derler. Öyle ki; Müslüman ahalinin bir kısmının et ihtiyacını onun karşıladığı ve hatta kesilen büyükbaş hayvanların eşinin babası köyünden getirilerek kesildiği ve hatta birkaç gün bekletildiği bilinirmiş. Bu nedenle kendi cemaati arasında bazen kötü ve sıkıntılı günler geçirmişlerden olduğu söylenir. Zaten 1943 sonrasında da istemeye-istemeye Ermenistan’a Erivan kentine gittiği orada kasaplık mesleğine devam ettiği not alınmıştır. Garabed Guzzelian ve Partigue Tehoullouyan Efendilerin ticaretinin bazen iki ayda bir hayvan kesimine ilşkin olduğu yönünde. Partugie Efendi’nin Bahçıvan Yorgi’nin bacanağı olduğu, onun sağladığı mali imkanlar ile “hayvan alımı” yapıp kesimini sağladığı bir detay bilgi olarak ayrıca verilmektedir.  

Nerses Efendi, aynı zamanda “yağ ticareti” ile uğraşanlardan. Tıpkı Gazeller’den Garabed Tchinarian Efendi gibi. Tabi bu arada Tekeler’den Manouk Gulesserian Efendi’yi de unutmamak lazım. Zaten Manouk Gulesserian Efendi’nin babası Ohannes Efendi’nin Geyve Ortaköy’ünde birkaç yüz evlek “zeytinliği” varmış. Yanında da zeytin işleme tezgahları.

Dahası var ancak yerimiz kalmadı ki yazalım aktaralım onları da daha sonraki yazılarımızdan birinde sizlere aktaralımm.Olur değil mi?