Dört bin yıllık çığlığın gerçeği Suriye

Dört bin yıllık çığlığın gerçeği Suriye yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

Dört bin yıllık çığlığın gerçeği Suriye31 Aralık 2017, Pazar

Sevgili dostlar, genel olarak Suriye toprakları özellikle de Şam, ziyaretçilerine mezarlardan yükselen baharları müşahede ettiren, kaderin de üstündeki kaderi iliklerinize kadar hissettiren hayat hikâyeleri sunar. Çünkü burası, zaman çizgisine bakıldığında Peygamberlerin, sahabelerin, âlimlerin uğrak yeri olmuş. Çilesini doldurduktan sonra son Osmanlı Sultanı Vahdettin de bu kervana katılmış. Uzun lafa gerek yok; SAKVA’nın öncesi size önemsiz ama sonrası size önemli sayılacak  “Suriye Gezisi” başlangıcı ile “mutluluk”, bitişi “gözyaşı” getirdi. 26 Mayıs 2010 günü sabahı Gaziantep Uğur Plaza Oteli önünde “mutluluk bakışları” ile başlayan “Suriye Gezisi” 30 Mayıs günü akşam saatlerinde Gaziantep Havaalanı’nda sona erdiğinde katılanların yüzünde “ayrılığın gözyaşları” ile sona eriyordu

Suriye, Anadolu’nun coğrafya, kültür, inanç, etnik köken, tarih ve tabii bir uzantısıdır. Osmanlının 400 yıl parçası olmuştur. Selçuklularla beraber 500 yıllık Türk yurdudur. Osmanlı öncesinde Suriye toprakları çeşitli kavimlerin ve milletlerin hâkimiyetine girmiştir. Suriye’nin ilk sakinleri Hazreti Âdem'in (aleyhi selam) oğlu Sam'dan (kuddise sirruh) türeyen Samilerdir. Daha sonra buralara Amaritler, Fenikeliler hâkim olmuştur.

Suriye’ye M.Ö. 2000’de Babil Devleti (Hamurabi), M.Ö. 1500’de (Firavun 3. Tutme) M.Ö. 1460’tan itibaren Hitit Devleti (Tudhaliye) döneminde Vamhud krallığını yenerek M.Ö. 722 Asurlular (2. Sargon) zamanında hâkim oldular. M.Ö. 600 yıllarında Kimmerleri Anadolu’ya süren Türklerin ataları sayılan Sakaların Başbuğu Partatuca ve torunu Madavo ve Türk destanı kahramanı Afrasyab'ın ve birçok kaynaklarda Oğuz Han olarak kabul edilen Oğuz Han M.Ö. 654 yılında Suriye ve Filistin bölgesinde 10 yıl yaşadı. Ve Halep vilayeti salnamesinde Halep ve Mısır’ı fethettiği yazılıdır. M.Ö. 540 yılında Pers Kralı 2. Kıras Medker’i yendikten sonra Makedonlar bölgeye hâkim oldu. M.Ö. 64’te Romalılar. M.S. ikinci asırda Hims, Palmya ve Petra Krallıkları kuruldu...

Şam demek Suriye demekti

Hazreti Ebubekir (radıyallahü anh) zamanında gönderilen İslam ordusu 635 yılında Suriye’yi feth etti. Hazreti Ömer (radıyallahü anh) Suriye’ye gelip buraları teşkilatlandırdı. Şam bölgenin en büyük şehri idi. Şam demek Suriye demekti. 662 yılında Emevi Hanedanı Suriye’de kurulup Şam şehri başkent oldu. Abbasilerin eline geçti. Abbasi hanedanında bu bölge çok gelişti. (662-749) gelişen Şam ilim ve kültür merkezi ve medeniyetin beşiği oldu. 10. Asırda Mısır’ı işgal eden Şii Fatımîler Şam’ı işgal etti. 1096 yılında Haçlı Seferleri başladı. 1096-1270 arasında Haçlı Seferlerinde “Şii Fatımî-Haçlı ittifakı”ndan Suriye ve Şam çok zarar gördü. Eyyübi Hanedanının kurucusu Selahaddin Eyyübi Haçlıları Suriye’den uzaklaştırdı. Eyyubiler (1169- 1193) arasında hükümran oldular. 1193’ten sonra Selçuklu Atabek Beyliği Eyyubilerden, Memluklardan sonra Suriye’ye hâkim oldu. 1517 yılından 1918 yılına kadar Osmanlının bir vilayeti idi. 1920 yılında Fransa’nın mandasına girdi. Lozan’ın hatası ile Suriye’ye bırakılan Hatay 1939’da Türkiye’ye ilhak edildi. 1941 yılında Fransa kısmi İstiklal verdi. 1943’te seçimle Şükrü El Kuvvetli Cumhurbaşkanı oldu. 1945’te Birleşmiş Milletlere cumhuriyet olarak katıldı. 1948 Arap- İsrail harbine katıldı. 1949’da darbe ile Şükrü El Kuvvetli devrildi. Rusya ile çok yakın ilişkilere girdi. Sosyalist Arap Birliği ve İslamiyet öncesine dönüş hedefi olan Baas Partisi kuruldu. 1958’de Nasır Mısır ile birleşti. 1961’de ayrıldı. 1963 yılında Baas Partisi ile Suriye’de dikta rejimi kuruldu. Azınlık olan Nusayriler devleti ele geçirdi. Darbe ile Suriye’ye hâkim olan Esad ve oğlu Esad Suriye’nin sebeb-i felaketi oldular. 

Suriye Turumuz Haleb’i Transit geçerek başladı

Gaziantep, Kilis, Öncüpınar Sınır Kapısı üzerinden adım attığımız ilk Suriye toprağı “Azaz İlçesi” oluyordu. Ardından da “Halep” Halep; Suriye’nin ikinci büyük bir kenti olmasının yanı sıra ticaretin kalbinin attığı bir yer. Türkiye’nin İstanbul’u, Bursa’sı ve Gaziantep’i ile karşılaştırabiliriz. Suriye’nin nüfusu 20 milyon civarında, Halep 4 milyon, Şam ise 6 milyon olmak üzere ülkenin nüfusunun yarısı bu iki şehirde toplanmış durumda.  Sabah otelden ayrıldıktan sonra Arapça ve Türkçeyi iyi kullanabilen rehberimiz eşliğinde Halep şehrinde panoramik bir şehir turu yaptık. “Halep Şehir Turumuz”u son güne bırakarak “Hama”ya yöneldik. “Hama”; 355 km yol boyunca Harran ovasını andıran geniş arazilere sahip bir ülke Suriye’nin dördüncü büyük ve turistik bir şehri.  Halep ve Şam’a göre, bakımlı ve temiz bir şehir. Hama’nın tam ortasında Asi Nehri geçiyor, daha sonra Antakya’nın içinden kurumuş olarak geçse de son olarak denize dökülüyor. Asi Nehri üzerinde birçok su dolaplarının olduğunu görüyoruz. Toplam yüze yakın dolap var. Romalılar tarafından tarım ve içme suyu amacıyla kullanılmak üzere yapılmış. 1500 yılın yükünün omuzlayan bu dolapların hüznünü acısını ve kederini dile getiren Yunus Emre’nin ilahisini hatırlıyoruz: Yunus Emre “Dertli Dolap” isimli şiirini rivayet edilir ki; Hama’da kaleme almış. Ne diyor; Yunus, “Benim adım dertli dolap/Suyum akar yalap-yalap/ Böyle emreylemiş Çalap/ derdim vardır inilerim.” Yol üzerinde durarak kısa bir ara veriyoruz. 

Hama, Humus, Dımaşk; Yani Aşkın Şehri Şam…

Halit bin Velid tarafından yaptırılan camiyi ziyaret ettikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Halep ve Şam arasında yer alan çift yol dikkatimizi çekiyor. Özellikle Hama ve Humus civarlarında 100 km’lik alanda toz bulutuna rastlamak mümkün, bazen göz güzü görmez oluyor, bildiğiniz sis gibi, ama çöl fırtınasının kaldırdığı tozlar bazen iç kesimlerdeki komşu illerimizi de etkisi altına almaktadır.  Humus’a doğru aldığımız yol boyunca gördüğümüz ağaçların doğuya doğru yatmış olduğunun sebebinin “sert esen batı rüzgârları” olduğunu Rehberimiz Üzeyir’den öğreniyoruz.  Bu arada “Humus” Arapçada “nohut” anlamını taşıyor. Suriye’nin başkenti olan Şam aynı zamanda Arap dünyasının en eski ve kalabalık şehirlerinden birisi. Şam’ın Arapçada “Dımeşk” ismiyle tanındığını öğreniyoruz. “Dımeşk” iki kelimeden ibaret birleşik bir isim. “Aşk ve Kan Şehri” anlamını karşılamakta. Osmanlı etkisinin en fazla hissedildiği şehir, İslam’ın en önemli bir merkezi olan “Emeviye Camisi”, bir Osmanlı eseri olan “Süleymaniye Tekkesi” yer almaktadır. Süleymaniye tekkesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a çıraklık döneminde yaptırılmıştır. Külliyede son Osmanlı padişahı Vahdettin’in yanı sıra son  Osmanlı hanedanlarından bir kısmı burada ebedi istirahatgahlarında beklemektedirler. 

Aşdod Limanı, Mavi Marmara, Casiyun Dağı ve Hutbe-i Şamiyye 

Şam’ da binaların birçoğu sıcağa dayanıklı bir şekilde tesis edilmiş. Binalar Halep’tekinin aksine daha yüksek katlı, 10–15 katlı binalara çok rastlayabilirsiniz. Trafik; Halep’teki gibi yoğun. Temizlik yine Halep’tekine benzer şekilde istenildiği kadar iyi değil. Alışveriş açısından Halep şehri daha ucuz olmasına rağmen Şam’ın başkent olması hesabıyla pahalı bir şehir, bu yüzden tüm alışverişlerimizi Halep’te yaptık. Bugün Lübnan sınırlarında bulunan “Aşdod Limanı”na gitmek istedik ama vize problemi vardı. Zaten gezimiz boyunca takibimizde bulunan “Mavi Marmara Gemisi Olayı” Aşdod’u 85 yıl sonra Türkiye gündemine sokmaya yetti. Bu arada kısa bir not verelim; Aşdod Limanı Vahdettin’in cenazesinin Şam’a götürülmek üzere karaya çıkartıldığı liman. Şam sıradağların eteklerinde kurumuş bir şehir, şehirde birçok gecekondu ilk etapta göze çarpıyor.  En önemlisi “Casiyun Dağı”. Şam şehrinin güvenli şekilde sırtını dayadığı bu dağın zirvesine doğru sayfiye ve bağ evleri görülüyor.  Adeta yazın sıcağında kurtulmak için az da olsa nefes alabilmek buralarda mümkün, bu aylarda Şam serin, daha sıcak olabileceğini tahmin ediyordum ama yanıldım. Şehrin en önemli tarihi yapılarından birisi “Emeviye Camisi”dir. Camii Emeviler tarafından yapılmıştır. Görkemli bir yapıya sahip olan camii iç mekânı ve avlusunun genişliği ile ilk etapta göze çarpıyor. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin 1911 başlarında meşhur “Hutbe-i Şamiye”yi irad etmiş olduğu yer olması hesabıyla bir o kadar bizim için önemli bir mekân. Ziyaretimizin aynı zamanda hutbenin okunuşunun 100 yılı arifesine tevafuk etmesi de bir o kadar bizim için manevi bir değere sahip. Daha sonra Selahattin Eyyübi nin Türbesi’ni ziyaret ediyoruz.  Şam’da bir başka ziyaretimiz İslamiyet’in İlk Müezzini Bilal-i Habeşi’nin Kabri’ne oldu. Hz. Ali (r.a) kızı Zeynep Camisi ziyareti oldu. Camii tıklım-tıklım dolu camii içerisinde şehit olan 16 sahabenin kesik başlarının yer aldığı kabri burada bulunmaktadır.

İranlılar Naat-ı Şerif okuyarak ağlarken

Naat-ı Şerif okuyarak ağlayan İranlı ziyaretçilerin kalabalığı dikkatlerimiz çekiyor. Evlerin ve binaların üst damlarında paslanmaya yüz tutmuş, sayısızca uydu alıcısı çanak antenlere rastlamak mümkün. Şehirlerdeki eski yapılarda Osmanlı ve Fransız mimarisi hâkim. Şehir büyük, ama bir o kadar da bakımsız, sanki hiç su değmemiş gibi kirli. Kaldığımız oteller beş yıldızlı Dedeman ve Sheraton Otelleri olup gayet derecede temiz ve bakımlı idi.  Halep’te Dedeman Oteli’nden başka yüksek bina yok.  Camilerin minareleri gece yeşil ışıklara bürünmüş, aynen kınalı gelin gibi süzülmekte;  çok hoşuma gitti, bizde sadece cuma geceleri kırmızı ışıklandırma mevcut.  Suriye’de işyerleri gündüz saat 12’de açılıp, gece ikide kapanıyor. Akşam yemeği 22.00’den itibaren alınıyor.  Resmi daireler 08.30 ila 15.30 arası yarım gün mesai yapıyorlar. Cuma ve cumartesi günü resmi tatil kabul edilmiş.  Halep Kalesi’ni şöyle bir aşağıdan süzdükten sonra, altında yer alan toplam 11 km uzunluğundaki Halep çarşısında ancak 1–2 km ilerleyebildik, insan tünelinden geçiyorsunuz adeta. Türk turistlerin ziyareti ve Türkiye ile olan yakın ticaretten dolayı esnafın birçoğu ile Türkçe anlaşabiliyoruz.  Türkiye’ye büyük bir sevgi ve muhabbet duyuyorlar.

Bir Suri TL’nin üçte biri değerinde

Rehberimizin uyarısı ile alışveriş yapmak amacıyla, önceden Türk liralarımızı Kilis ilimizde Suriye lirasına çevirmeyi unutmadık, kısaca bir Suriye parası TL’nin üçte biri kadar. Aziziye çarşısı daha çok Ermeni kesimlerin alış veriş yaptığı yerler olarak bilinmekte. Halep’te tüm binalar 2–4 katlı, dış çevre duvarları boyasız ve taştan yapılmış durumda. Şehrin eski mimari yapısına dokunulmamış. Suriye liberal ekonomiye geçişi zorlamaktadır. Suriye devletinin hiç borcunun olmadığı bilgisi ayrıca bizleri sevindirmekle kalmadı imrendirdi de. Zengini çok zengin, fakiri ise çok fakir olup, “Türkiye’deki gibi orta direk yok”. Hama şehri en temiz ve bakımlıları arasında yer almakta. Resmi kayıtlara göre Suriye’de yaşayan üç bin vatandaşımız var. 1923’te konsolosluk kurulmuş. Ekonomik işbirliği, siyasi açılım, Suriye açılımı aradaki işbirliğini güçlendirmiş. 1998’de savaş eşiğine gelinen iki ülkenin halkı birbirine güvenmektedir.  Osmanlıda Anadolu illerinin devamı sayılan Suriye’yi yeniden keşfetmiş oluyoruz. Daha önceleri yıllardır Türkiye’ den Suriye’ye göç varken son altı yıldır tersine bir göç yaşanmakta. “Suriyeli Türk insanına güveniyor, zihinlerde iyi bir Türk imajı var”.    Daha önceleri Suriye ile olan ilişkilerimizde; temel unsur olan tarih ve kültür birliği varken buna bugün akrabalık birliği de eklenmiş oldu. İki ülke arasındaki vizenin kalkmasından sonra konsolosluğumuzdaki bir nevi veznedarlık işlemleri kalkarak, yerine sosyal, kültürel kalkınma projeleri işlerinden sorumlu bir birim oluvermiş. Suriye’de her ne kadar merkeziyetçi bir yapı varsa da bu yavaş-yavaş kırılmaktadır. Yıllardır parti devleti gibi siyasal bir yapı ile yönetile gelen ülkede liberal ekonomiye geçiş gayretlerini görmekteyiz.  Şu anki ekonomisi bizdeki 80 öncesini, siyasi yapısı ise 1950’li yılları andırmaktadır. Türkiye Suriye’nin Avrupa’ya açılımının bir penceresidir. Sınır illerinden Antep, Halep’i ekonomik olarak bir nevi kontrol altında tutmayı sağlamaktadır. Yapılacak ekonomik yatırımların kendileri tarafından ve kontrol altında olmasını bölgede en güçlü ekonominin kendilerinin olmasını arzu etmektedirler.  Suriye’de vakıf ve derneklerin yapısal bir gücü hemen-hemen yok gibi.

Rahip Bahira Manastırı’nı anlatmaya kitaplar yetersiz

Suriye’ de toplam 16 devlet üniversitesi bunun yanında sadece bir özel üniversite bulunmakta.  “Şam Üniversitesi” Suriye’deki üniversitelerin temeli sayılmaktadır. Şam Üniversitesi bünyesinde 1903 yılında Sultan Abdülhamit tarafından Tıp Fakültesi kurulduğunu öğreniyoruz. Üniversiteler işbirliği yapmaya, gerek öğrenci ve gerekse akademik elaman değiş-tokuşu olsun her türlü ilmi çalışmalara beraber imza atmaya hazır durumdalar.  Malula’da “Hoşgörü Vadisi” ni; Busra’da Hz. Peygamberin devesinin ve kendisinin ayak izini, Rahip Bahira Manastırı’nı anlatmaya kitaplar yetersiz kalır. Suriye’de Osmanlıdan kalan ecdat yadigârı eserlerin izini görmek, ayrıca Suriye halkının bize göstermiş olduğu sevgi seli bizleri memnun etmiştir. Ziyaretlerimizde gördüğümüz yakın ilgi, geçmiş yıllara olan özleminin adeta bir göstergesi.  Bu ziyaret vesilesiyle komşu iki akraba halkların kaynaşmasının devletlerin kaynaşmasına dönüşeceğinin işaretlerini gördük.  Pek çok kutsal ve tarihi mekânları gezmiş ve manevi duygularımızı tazeleme fırsatı bulmuş olduk.  Herkesin Suriye’yi görmesini tavsiye ediyoruz.

HAFTAYA : KRİZ ÖNCESİ SURİYE’Yİ SON GÖREN SAKARYALILAR BİZDİK