Bizim, Çark Deresi’ne bakarken Porsuk’u düşünmek ihanet mi sizce?11 Şubat 2018, Pazar

Amacım kimseyi eleştirmek, yerden-yere vurmak ya da bunu da yapmadı diyerek yadsımak değil, inanın. Ama bir Adapazarı’na bakıyorum, bir de Anadolu’ya. Kayseriye, Aydına, Samsuna, Tekirdağ’a, Gaziantep’e, Muğla’ya, Eskişehir’e, Ankara’ya ve de İstanbul’a ve hatta Kocaeli’ye bakıyorum; baktığımda da kahroluyorum. Çocukluğumuz evinin kenarında akan Çark Deresi evimizde suyunu içtiğimiz günlerden, kanalizasyon akıtılan günlerine ve sonrasın da rehabilite edildiği güne ve de on binlerce balıkların Aziz Baba tarafından sularına salınarak “av” diye tutulduğu günlerine kadar hep gözümüzün önünden aktı geçti; Sonrasında kimler ne yaptı bilemiyorum. Ama “Çark Deresi” bir türlü marka olamadı

Uysa da uymasa da Aslında her ikisi de aynı kadere sahip ama sadece döküldüğü nehir itibarı ile bu kader paylaşımı. Nasıl ki bizdeki kardeşi akıp sonunda Sakarya’sına kavuşuyorsa o da akıp Sakarya’sına kavuşuyor.

Ama gerisinde bizdeki kardeşi çirkinlikler değil güzellikler bırakarak Sakarya’sına kavuşuyor. Bizdeki henüz “marka olamamış” Ama diğeri”marka olmuş” çünkü adını yazınca “Vikipedia” bile tanıyor. Çocukluğumuz, öğrenciliğimiz, gençliğimiz ve de yetişkinliğimiz Peşinden de yaşımız “elli dediğimiz gün”ün sonrası da Hep onun kenarında ki “baba evimiz”de “dede evimiz”de geçti. Şu anki hayatımızın evimiz de ve sonraki evimizde Hatta öldüğümüzdeki cenazemizin kalkacağı evimizde burası olacaktır.

Ama “Çark Deresi” bir türlü marka olamadı

Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bundan kimsenin “acaba”ları, “ya da”ları ve “kimbilir”leri olmasın; Bu hane son hanemiz olacaktır; dünyadaki. Çocukluğumuz evinin kenarında akan Çark Deresi evimizde suyunu içtiğimiz günlerden, kanalizasyon akıtılan günlerine ve sonrasın da rehabilite edildiği güne ve de on binlerce balıkların Aziz Baba tarafından sularına salınarak “av” diye tutulduğu günlerine kadar hep gözümüzün önünden aktı geçti; Sonrasında kimler ne yaptı bilemiyorum. Ama “Çark Deresi” bir türlü marka olamadı.

Kankamatik, Jeloğlan, Dekılte, İçerdöver ve Keşportacı…

“Vikipedia”da adından, tarihçesinden ve güzelliklerinden ve hatta köprülerinden, hatta ve hatta kendisinin “Venedik Kanalları”, “Amsterdam Kanalları” gibi bahsedilmiyor. Kendisinden bahsedilmiyor; ama kendisi etrafında konuşlanan bir anda olmadık delikten çıkmışçasına karşınıza gelen ve sizden “amca ne olur bir ekmek parası diye medet uman “Kankamatik”lerden, Kentpark’ın Çark Deresi’ne bakan cephesinde ilköğretim ve ortaöğretim öğrencisi sevgilisini alıp oturan saçlarına bir tüp jeli boca etmiş “jeloğlan”lardan. Eğer varsa üzerindeki ceketin ya da montun iç cebinden çıkarttığı ya da gazete kâğıdına sardığı birasından, şarabından yudumlarken sana bön-bön bakan “ayyaşlar”dan, mevsim ister kış ister yaz olsun fark etmez ama gömleğinin bütün düğmeleri göbek deliğine kadar açık şekilde turalayan “dekılte”lerden. Evinden çıkarken ya eşini ya kızını dövmüş olmadı oğlunu dövüp sağda-solda “içtim dövdüm, sana ne” diyerek dolaşan “içerdöver”lerinden ve Çark’ı sağı-solu sokaklarından buralara düşerek “acaba burada da pazarını açsak mı keyif vericinin” edaları ve şarkılarını mırıldanan “keşportacı”larından “tekel büfeleri”nden daha çok bahsediliyor.

Osmanlı tarihini yaşamış içme suyu kaynağı

O Çark Deresi ki; Doğu Roma İmparatorluğu’nun yani anlı-şanlı Bizans İmparatoru Jüstinyen’in adı ile onurlandırılan bir dünya mimari mirası köprüyü yapacak kadar değer verdiği Melas Çayı’dır adı, Ünlü Penthagepriagion Bölgesi’ne adını veren köprünün altından akan akarsuyudur. O Çark Deresi’dir ki; M.S.566 yılı öncesinden ve sonrasından bu yana 1071’de Selçuklu İmparatorluğu’nun Alpaslan’ını, 1299’da Osmanlı İmparatorluğu Kuruluşunu ve malum Osmanlı Coğrafyası’nın şanlı tarihini yaşamış içme suyu kaynağıdır. Bizansın, Arap Ordularının, Selçuklu atlılarının, Haçlıların yorgun atlarının ve Osmanlı İmparatorluk ahırlarının, Cumhuriyet öncesi Milli Mücadelenin sonrası süvari birliklerinin beslenmesine şifa ve kaynak olmuştur. Bakın isterseniz ister şimdi, ister yarın istersinizde yarından sonra bakın pislik içinde suyu. Yürüyüş yolları yapılmış zulalarında “ayyaşlar”, “kankamatikler”, pat diye karşınıza çıkan “jeloğlanlar”dan kurtulmanız mümkün değil. Fazlasını yazmak bildiğimizi ve bildiklerimizi tekrarlamak olacaktır. Dediğimiz gibi böyle bir derede, çaydan, akarsudan ya da nehirden diyelim; Çünkü “Çark’ı marka edememişiz”. Bırakın bütün bunları “köprülerinin ismi dahi yok”. Bırakın bütün bunları bizim okullarda okuyan öğrenci çocuklarımızın “hangi küçük dereler ile birleşir”, “en geniş yeri” ve “uzunluğunun ne kadar olduğundan haberi yoktur”.

Çayyaşlar, Bankamatikler, Keloğlanlar ve İşportacılar…

Bizimle birlikte Çarkı gözü önünden akıtıp, Sakarya’sına, Karadeniz’ine yol edenlere; Gelelim bir “marka edilmiş dere”ye. Aslında Çark Deresi ile aynı kadere sahip ama sadece döküldüğü nehir itibarı ile bu paylaşım. Nasıl ki Çark Deresi akıp sonunda Sakaryasına kavuşuyorsa o da akıp Sakaryasına kavuşuyor. Ama gerisinde Çark gibi çirkinlikler değil güzellikler bırakarak Sakaryasına kavuşuyor. Evet, marka olmuş çünkü adını yazınca “Vikipedia tanıyor” maalesef. Türkiye’nin bütün şehirleri tanıyor. Herkes her hafta sonu yoluna düzenlenen tren ve otobüs turları ile gelip çevresinde gezintiler yapıp, pikniklerine katılıyor. Kıyısında bulunan çay bahçelerinde içtikleri çaylarını büyük bir heves ve keyifle yudumlayan “Çayyaşlar”ından. Köprüleri sonrasında başlayan cadde ve sokaklarının hemen başında ihtiyaç görmek üzere konuşlanan “Bankamatikleri”nden, yaşı her ne kadar olursa olsun elliyi, altmışı devirmiş ve saçını kazıtmış etrafta bolca görünen ve çevrelerine ışık ve mutluluk veren “keloğlan”larından. Küçük tezgâhları ile mendil, kuruyemiş satışında bulunan sanki bu konuda eğitim almışlar gibi çalışan “İşportacıları”ndan, Venedik Gondolları gibi anılan gondolundan, ışıl-ışıl köprülerinden, tertemiz sularından, kenarındaki ve adım başı size hizmet vermeyi adeta felsefe haline getirmiş “Çay Bahçeleri”nden ve de “isimleri ile anılan Köprüleri”nden bahsetmekte gidip görenler.

Eskişehir’e Anadolu’daki Avrupa demek; Günah mı?

Bakın Vikipedia ondan nasıl bahsediyor.“Frigce: Tymbris. İç Anadolu Bölgesi’nde bir ırmaktır. Aksu Dağı’nın kuzey yamacından inen Bayatçık Deresi ile Murat Dağı’nın kuzey yamacından inen Kızıltaş Suyu’nun birleşmesiyle doğan bu çay Sakarya Irmağı’nın en uzun (448 km) koludur. Kütahya Ovası’ndan geçip Eskişehir kentinin güneybatısında yer alan ve 1948’de hizmete giren Porsuk I ve 1971’de hizmete giren Porsuk II barajları arkasında toplandıktan sonra, Eskişehir Ovası’ndan ve Eskişehir kentinden geçer; Yassıhöyük karşısında Sakarya Irmağı’na ulaşır.” Yazılanlar bunlar. Hatta “Eskişehir” denilince ilk akla gelen olduğu bile iddia edilir. Tanıdınız değil mi? “Adı Porsuk”tur o derenin. Tanıtımlarında bütün bu güzellikleri nedeni ile Eskişehir’i “Anadolu’daki Avrupa” yapmıştır. Biz mi bırakın “Avrupalı olmayı, daha gezilebilir, yaşanabilir ve de hakkından çokça “iyi söz edilir” durumumuzdan şüpheliyiz. Akışının halinden, duruşundan Amsterdam Kanalları ve Venedik Gondolları’nın Türkiye’deki memleketi adı ile anılır, çoğu gezi sitelerinde ve tanıtımlarında. Üzerinde gezinti yapılanlara “ESBOT” adı verilir, bizim Çark’ın üzerinde gezinti yapılanlara da “HİÇBİRŞEY” denilir. Çünkü Çarkın üzerinde gezinti yapabileceğiniz “hiçbir şey yoktur”.Gezintileri engellemek için yapılmıştır sanki yükselti düşürücü bentler; Birileri gezmeyi yasaklamıştır. Kimdir, bilemeyiz. Porsuk Çayı’nın paralelinde bulunan Doktorlar (İsmet İnönü) Caddesi, Kızılcıklı (Mahmut Pehlivan) Caddesi ve Atatürk Caddesi şehrin en önemli caddelerinden. İki Eylül Caddesi ise Köprübaşı bölgesi ile Taşbaşı, Stadyum bölgesini Adalar’a bağlayan caddedir. Doktorlar Caddesi ve İki Eylül Caddesi araç trafiğine kapalıdır. Özellikle “Doktorlar Caddesi yapısı itibari ile İstanbul İstiklal Caddesi’ni andırır.” şeklinde tanıtımları yapılan Porsuk Çayı’nın reklamı kadar bizim Çark’ın reklamı yapılamıyor maalesef.

Kafanızdaki şapkayı, gözünüzdeki pembe gözlüğü çıkartın

Amacım kimseyi eleştirmek, yerden-yere vurmak ya da bunu da yapmadı diyerek yadsımak değil, inanın. Ama bir Adapazarı’na bakıyorum, bir de Anadolu’ya. Kayseriye, Aydına, Samsuna, Tekirdağ’a, Gaziantep’e, Muğla’ya, Eskişehir’e, Ankara’ya ve de İstanbul’a ve hatta Kocaeli’ye bakıyorum; baktığımda da kahroluyorum. Adamların bizim trafiğe kapalı “Çark Caddesi”nden haberleri bile yok; Sahi Geyve’nin, Taraklı’nın, Kaynarca’nın ve Kocaali’nin merkezinde ve köylerinde “Çark Caddesi’nin trafiğe kapalı oluşundan ve hatta en güvenilir cadde olduğundan haberi var mı ?” Önce Eskişehir’e gidin ki mutlaka gidip görmüşsünüzdür sonra Adapazarı’na gelin. Kafanızdaki şapkayı, gözünüzdeki pembe gözlüğü çıkartın. Elinize bir kâğıt-kalem alın ve bir anket yapın da görün; Bu şehrin estetik düşünen aydınları görün ki ne durumdasınız;