Basın Eğilmez! yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

Basın Eğilmez!3 Mayıs 2018, Perşembe

Merhaba, bugün 3 mayıs Perşembe. Bugün Dünya Türkçülük Günü. Irkçılık yerine Atatürk milliyetçiliği paydasında buluştuğumuz, herkese saygılı olduğumuz bir Türkiye'de yaşamak dileği ile kendini Türk hisseden herkesin Dünya Türkçülük gününü kutlarım. Bugünün önemli başka bir anlamı daha var. Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Gelin bu vesile ile dünyanın ve ülkemizin basın özgürlüğü tablolarını inceleyelim.

Dünya çapında faaliyet yürüten Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, 2017 basın özgürlüğü endeksini paylaştı. Listede toplam 180 ülke bulunuyor. Türkiye ise bu sıralama içinde 156. Sırayı almış durumda. 12 yıldır bu sıralama sürekli olarak gerilemekte. Yani Türkiye her geçen yıl daha kötü bir konuma ve prensibe sahip olmakta. Türkiye'nin sıra arkadaşları ise Afrika kabilelerinden farksız olan ve kabile kuralları ile yönetilen, bir çoğumuzun ismini bile bilmediği ülkeler. Tabii Türkiye uzun zamandır bu konumda. En iyi olduğu zamanlar bile 100 ün altına inememiş. Bunun sebebi ise biz Türklerin lider sevdasından geliyor. İlk Türk devletlerinden Göktürler, kağanlarına yani hükümdarlarına tanrısal güçler yüklemişler. Bu hep böyle devam etmiş. Toplum lidere fazla ilgi gösterirken onu eleştirenleri de özümsememiş. Bu durum da iktidarların basın üzerinde etkisini arttırmış bu etki denetim ve kontrol mekanizmasına dönüşmüş. Norveç'te insanlar lider sever değil vatan sever olduğu için bugün bu listede birinci sırada Norveç yer alıyor.

Basın özgürlüğü, gazetecilerin ve diğer haber organlarının hiçbir hükümet, kurum, kuruluş, kişi veya topluluk baskısı altında kalmadan, evrensel basın ilkelerine bağlı, halkı bilgilendirme çalışmalarının tümüdür. Bu tanımı objektif bir şekilde  okuyan herkes Türkiye'nin bu konuda ne noktada olduğunu az çok anlar. “Aman canım basın özgür olsa ne olacak?”  “Biz denizin altından tünel, duble yollar ve üstünden geçmediğimiz halde vergisini ödediğimiz köprüler yapıyoruz. Basın ne alaka?!” diyebilirsiniz.

Bugün ülkemizde basın özgürlüğü olmadığı için birileri sürekli olarak kandırılıyor, bugün bu ülkede basın özgürlüğü olmadığı için işçinin hakkı rahat rahat sömürülüyor, bugün bu ülkede basın özgürlüğü olmadığı için dün hapse tıkıp hain ilan ettiğimiz insanları bugün çıkarıp utanmadan özür diliyor yerine başkalarını koyuyoruz. Bugün bu ülkede basın özgürlüğü olmadığı için kimse eğitim sistemini eleştiremiyor, gençler harap oluyor.

Basın özgürlüğünün olmadığı bir ülkede ben nasıl mı bu kadar rahat yazıyorum? Çok şükür günümüzde  eleştiri korkusu yerel gazetelere kadar inmedi. Ancak birkaç yıl içinde bu duruma da tahammül edilemeyeceği belli.

Eleştiri korkusu demişken, basının özgür olmamasının bir sebebi olmalı. Yani 118 gazeteci kendi kendine içeri girmiş olamaz herhâlde. İşte bu sebep eleştiri korkusunun ta kendisi. İnsanlık var olduğundan beri eleştiri kültürü de varlığını sürdürmekte. Tarihte kısa bir gezi yapalım... 17.yy da yaşamış hiciv ustası Nefi'ye bakalım. Sadrazam İbrahim Paşayı adaletsizlikleri ve yolsuzlukları nedeni ile eleştirmiş Nefi. Sonra Nefi’nin boynunda ip... Biraz daha yakına gelelim. Üstat Necip Fazıl'a. 21 Nisan 1950 Büyük Doğu Dergisi’nde yayımlanan Altıparmak isimli yazısında hükümeti eleştirdiği için hem Necip Fazıl'a hem de eşine 3 ay 15 gün hapis cezası verilmiş. Özetlemek gerekirse birileri eleştirilmekten çok korkuyor. Birileri de korkakları titretecek kadar cesur. İnsanlar eleştiri de bulunmanın sonucunu canlarıyla ve özgürlükleriyle ödemiş. Günümüzde tutuklu olan 118 gazetecinin birçoğu  gibi.

Diğer bir mesele ise tutuklu gazeteciler. Öncelikle şunu belirteyim. Bir vatandaş herhangi bir yasa ihlalinde, bunun yaptırımını ödemek zorundadır. Kimse gazeteci, siyasetçi yahut asker olduğu için bu durumdan yırtamaz. Örneğin bölücülük faaliyetlerinde bulunan bir gazeteci, gazeteci olduğu için bu durumdan kurtulamaz. Ancak şuan içerde olan gazetecilerin çok büyük bir kısmı yazdığı yazıların ve yaptığı haberlerin bedelini ödüyor. Çünkü söyledikleri, yazdıkları gerçek. Bu yüzden birileri korkudan titriyor. İçerde vatanını canından çok seven, anasından, eşinden, yavrusundan ayrı kalan, anlı pak gazetecilerin hepsine selam olsun. Gönlünüzü ferah tutun, dışarıda hala birileri gerçekleri yazmaya devam ediyor, edecek ve edeceğiz.

Ve gelelim kalemini kağıdını kiralayan gazetecilere*. Fırıldaktan farkı olmayan, kalemini mürekkeple değil para ve çıkarlar ile dolduran zatlar. Acınacak halde bile değilsiniz. Hayatınız her döneminde olduğu gibi bugün de ekmeğinizi  iftira ve kaostan çıkarıyorsunuz. Tebrikler. Herkes sizi izliyor, alkışların hepsi size. Aklıma Selda Bağcan'ın “Yaz Gazeteci” şarkısı geldi. Ne diyordu  Selda Bağcan, “aman gazeteci gel bizim halleri yaz...” Halkının geçim derdini, özgürlük, adalet derdini anlatmayan çiftçinin, öğretmenin, emeklinin sesini duymayan, tek gayesi yalakalık ve menfaat ilişkisi olan gazeteciler, insanların bu mesleğe saygı duymasını zorlaştırıyor. Halkını anlatmayan, ya sadece eleştiren ya da sadece yandaşlık yapan gazeteler toplumun gazeteye olan bakışını kötü yönde etkiliyor.  Toplum gazeteciyi ifşa yapan, iftira atan kimseler olarak görüyor.

Gönül ister ki bugün tüm gazeteciler iş sahibi, özgür ve meslek ahlakına sahip olsun. Gönül ister ki ben yazılarımı anneme okurken annem evladının geleceğinden kaygı yerine gurur duysun. Gönül ister ki eleştiriden korkulmayan, fikir özgürlüğünün olduğu bir ülkede yaşayalım. Gönül ister ki ben yazılarımdaki üslubu yumuşatmaya çalışmayayım. Ama maalesef birilerinin paşa gönlü böyle istemiyor. Farklılığa tahammülü olmayan, gazeteciden, yazardan, aydından ölesiye korkan kimseler büyük ve derin bir sansür uyguluyor. Ama birileri bu sansürlere bu baskılara canları, özgürlükleri pahasına boyun eğmiyor. Selam olsun bildiğini korkusuzca söyleyenlere, selam olsun gerçekler uğrunda canından olan yiğitlere, selam olsun Hasan Tahsin’e, Uğur Mumcu'ya, Mehmet Altan'a, Mediha Olgun'a... Selam olsun kalemini, haysiyetini ve onurunu satmayan gazetecilere ve selam olsun vatanını milletini canında çok seven tüm basın mensuplarına...