Osmanlı’dan İşgal Yılları’ na Kadar (1854–1921) Adapazarı kaymakamları 3 yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

Osmanlı’dan İşgal Yılları’ na Kadar (1854–1921) Adapazarı kaymakamları 313 Mayıs 2018, Pazar

Balkan Harbi’nin başladığı 1912 yılında Adapazarı Kaymakamı Cevdet Bey’den halkın şikâyetlerinin artması ve yönetim zafiyetleri ortaya koyması nedeni ile yapılan idari soruşturması sonucunda yönetimi kolay bir yere atamasının yapılması nedeni ile boşalan göreve Dimetoka Kaymakamı Fevzi Bey ile görev becayişinde bulunmuştur. Bu dönem içinde Adapazarı merkezine bağlı bulunan Hacıoğlu ve Erenler köylerinin köy statüsünün kaldırılarak mahalle haline getirilmelerine Tepeköy ve Kumköyü’nün birleştirilip Tepekum Mahallesi haline getirilmesi, merkeze bağlı mahalle statüsüne dönüştürülmesi talebi bulunan Güneşler Köyü’nün köy statüsünün devam ettirilmesi karar altına alınmıştır.  1913 ve 1914 yıllarında Geyve Kazasına bağlı bulunan Pamukova Nahiyesi bağlı köylerinden Yukarı Kirazca ve Aşağı Kirazca Köyü bağlı bulundukları nahiye merkezine sekiz saat uzaklıkta bulunmaları gerekçe gösterilerek; İzmit Sancak merkezinin bulunduğu kazanın nahiyesi olan Ermişe’nin bağlısı Eceldere ve Mahmudiye Köyü Liva Meclisi’nin kararı ile Adapazarı Kazası merkezine bağlanmışlardır

Onları yeni neslin tanıması mümkün değil. Kimi kaymakam geldiği Adapazarı’ndan, Vali olarak ayrıldı,  Kimi de kaymakam olarak geldiği Adapazarı’ndan yine kaymakam olarak ayrıldı. Ama yaptıkları her hizmet o günlerin imkânları çerçevesinde Adapazarı için yenilik,  medeniyet ve gelişmenin işareti oldu ve yine onların yaptığı hizmetlerin ışığında Adapazarı,  1954 yılında “SAKARYA” ili oldu. Biri, Kaymakam görevinde iken yeni kurulacak “SAKARYA” ilinin valiliği için önerildi,  hatta hakkında kamuoyu oluşturuldu. Ama olamadı. Çanakkale Biga’ya gidenden tutunda İstanbul Beykoz’a gidene kadar,  hemen hepsi hizmetleri ile mutlu bir Adapazarı geride bıraktılar. Ama isimleri onların gidişi ile hiç hatırlanmaz olmuş, isimleri yaşatılmaz olmuş. Vefasızlık örneği mi, yoksa unutkanlık mı bilinmez. Ancak “SAKARYA” ili o isimlere çok şeyini borçlu. Onlar; “Adapazarı Kaymakamları”. İlçe iken, il olan bir merkezin Mülki İdare Amirleri. Onları size, tanıtalım istiyorum. Bugün bu yazının ikinci haftası.

Adapazarı’nda Hacıoğlu ve Erenler köyleri Kaymakam Cevdet Bey Fevzi Bey becayişi

1910 yılında Adapazarı Kaymakamı olarak görev yapan Necip Bey, bu görevini Düzce Kaymakamı Sırrı Bey ile becayiş ederek tamamladıktan sonra 1911 yılında asalet sonradan yapılmak üzere Kırkkilise (bugünkü Kırklareli) Mutasarrıflığı görevine atanarak devam ettirmiş yerine Adapazarı Kaymakamı görevi ile Mihalıççık Kaymakamı Cevdet Bey atanmıştır. Bu dönemde Adapazarı Kazası merkezinin bağlı köy sayısı 106, nahiyesi Hendek’in 58, Karasu’nun 50, Sapanca’nın 29 ve Akyazı’nın 61 köyü olup, toplam köy sayısı 304 olarak belirlenmiştir. Balkan Harbi’nin başladığı 1912 yılında Adapazarı Kaymakamı Cevdet Bey’den halkın şikâyetlerinin artması ve yönetim zafiyetleri ortaya koyması nedeni ile yapılan idari soruşturması sonucunda yönetimi kolay bir yere atamasının yapılması nedeni ile boşalan göreve Dimetoka Kaymakamı Fevzi Bey ile görev becayişinde bulunmuştur. Bu dönem içinde Adapazarı merkezine bağlı bulunan Hacıoğlu ve Erenler köylerinin köy statüsünün kaldırılarak mahalle haline getirilmelerine Tepeköy ve Kumköyü’nün birleştirilip Tepekum Mahallesi haline getirilmesi, merkeze bağlı mahalle statüsüne dönüştürülmesi talebi bulunan Güneşler Köyü’nün köy statüsünün devam ettirilmesi karar altına alınmıştır.  1913 ve 1914 yıllarında Geyve Kazasına bağlı bulunan Pamukova Nahiyesi bağlı köylerinden Yukarı Kirazca ve Aşağı Kirazca Köyü bağlı bulundukları nahiye merkezine sekiz saat uzaklıkta bulunmaları gerekçe gösterilerek; İzmit Sancak merkezinin bulunduğu kazanın nahiyesi olan Ermişe’nin bağlısı Eceldere ve Mahmudiye Köyü Liva Meclisi’nin kararı ile Adapazarı Kazası merkezine bağlanmışlardır.

Kadı Seyyid Ahmet Efendi ve Müftü Osman Cevdet Efendi

1916 yılında Adapazarı Kaymakamı Necati Bey, 1917 yılında Kadılığını Seyyid Ahmet Efendinin ve Müftülüğü ‘nü Osman Cevdet Efendinin yaptığı kaza merkezinde Adapazarı Kaymakamı görevini Fuat Bey üstlenmiştir. Kaymakam Fuat Bey’in görevi 1918 yılında tamamlanmıştır. Aynı dönem içinde Osmanlı tahtında Padişah V.Mehmet Reşat bulunmaktadır ve Adapazarı Kazası, Mutasarrıf İbrahim Süreyya Bey (Yönetici ve siyaset adamı. 1880 yılında İstanbul'da doğdu. Yüzyılın başında Mülkiyeyi bitirerek devlet hizmetine girdiği vakit imparatorluk önemli çalkantıların başındaydı. O dönem henüz gizli bir kuruluş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilgisi tespit edilerek, Sinop'a kalebent olarak gönderildi (1902). İmparatorluk savaşa girince, gönüllü olarak cephelerde savaştı. Derne'de Mustafa Kemal ve Enver Paşa ile çalıştı. Balkan Savaşı üzerine İstanbul'a dönünce çeşitli yerlerde yönetici olarak görevlendirildi. Son görevi İzmir mutasarrıflığıydı. İbrahim Süreyya Bey, bu sıralarda Mustafa Kemal ile Şişli'deki evinde sürekli görüşüyordu. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışından sonra Damat Ferit Hükümetince görevinden uzaklaştırılınca (1919), karadan Amasya'ya gitti ve Amasya Protokolü'nü imzalayanlar arasına katıldı. Erzurum ve Sivas Kongrelerine delege olarak katıldıktan sonra TBMM'ye, Meclisi Mebusan üyeliğinden gelen Saruhan milletvekili olarak girdi. Sakarya savaşından sonra Mustafa Kemal'e gazilik unvanı ve mareşallik rütbesi verilmesini öngören 153 sayılı kanun teklifini hazırlayanların ve sonuna kadar savunanların başında yer aldı. İbrahim Süreyya Yiğit’in milletvekilliği 1950'ye kadar sürdü. 1952 yılında öldü) ’in 25 Kasım 1917 yılında Liva Genel Meclisi’ne yaptığı müracaat sonucunda ikiye ayrılma durumu ile karşılaşmıştır.  Ancak Akyazı’nın Adapazarı Kazasından ayrılarak Hendek Nahiyesi ile birleşerek yeni bir kaza oluşturmaları planlanmış fakat bu girişim, 1 Mart 1919 tarihine kadar bir türlü sağlanamamıştır. 1 Mart 1919 tarihinde Meclis-i Mebusan Hendek’in kaza merkezi olmasını onaylamıştır.

Adapazarı’nın İşgalden Kuruluşu’na kadar ki olaylar

1921 Mayıs'ın başlarında Kolordu Komutanı Kazım Bey karargâhını Düzce'den Geyve'ye nakletmiş, kolordunun tabur sayısı da altıya çıkarılmıştı. Bununla beraber bu kuvvetler çok geniş bir alanda dağınık bir halde bulunuyordu. Buna karşılık düşmanın bu bölgedeki gücü düzenli bir tümenden oluşmaktaydı. Bir alayı Sakarya Nehri boyunca yayılmış, bir alayı Arifiye istasyonundan İzmit Körfezi'ne kadar devam eden hattı işgal etmiş durumda, bir alayı da İzmit yakınında yedekte beklemekteydi. Yunanlılar bu yayılış durumlarına göre işgal ettikleri her hatta zayıf bir durumda bulunuyorlardı. Nitekim Haziran başından itibaren düşmanın, en küçük bir keşif faaliyeti karşısında telaşa kapıldığı görülmekteydi. Öte yandan haziran ortalarında düşmanın çekileceğine dair bazı haberler alınmış, 16 Haziran'da İzmit-Sapanca- Adapazarı dolayında normalin üzerinde bir ulaşım faaliyeti dikkati çekmişti. 17 Haziran'da Yunanlıların Beylikkışla'daki karakollarını kaldırdıkları, eşya ve hayvanlarını Adapazarı yönüne gönderdikleri görülmüştü. 20 Haziran'da Sinanoğlu’ndan Sakarya'nın batısına geçen bir keşif kolumuz Yunanlıların Söğütlü civarındaki ordugâhını karışık bir halde bırakarak çekildiği görmüş, yaptığı soruşturmada düşmanın gece yarısından itibaren Söğütlü’den çekilmeye başladığını öğrenmişti. Bu kesimdeki Yunan kuvveti Ferizli ve Damlık köylerini yaktıktan sonra Adapazarı yönünde çekilmişti. Yapılan gözetlemede düşmanın uzun bir ulaştırma kolunun Serdivan sırtlarından İzmit yönüne gittiği görülmüştü. Düşmanın bütün bu faaliyetlerinin perde arkasındaki içyüzü ise şöyleydi: Bilindiği gibi Yunanlılar II. İnönü Savaşında da yenilmişler, bu kez anlaşılan son bir şans olarak gördükleri geniş çaplı bir saldırı için yeni düzenlemelere ihtiyaç duymuşlardı. İşte XI. Yunan Tümeni bu düzenleme çerçevesinde ordu komutanlığından aldığı emir gereği 16 Haziran'da itibaren İzmit'te toplanmaya başlamıştı. Burada toplandıktan sonra Bursa yönüne çekilecekti. Görüldüğü gibi bir gerçeği tespit etmek gerekirse Adapazarı ve yöresi de dâhil olmak üzere Kocaeli Bölgesini düşman işgalinden kurtaran asıl güç İnönü’deki ikinci mücadeleden de yüzünün akıyla çıkan düzenli ordumuzun gücüydü. Düşmanın bu hareketlerini değerlendiren Mürettep Kolordu Komutanlığı da bunun düşmanın kolordu cephesinde genel bir çekilme hareketi olduğunu anlamış, bu nedenle de Sakarya'nın batı yakasına daha çok kuvvet geçirerek düşmanın Adapazarı'nı yakmasına fırsat verilmemesini emretmişti. Bunun üzerine Sakarya Bölge Komutanlığının görevlendirdiği üç baskın kolu kısa bir çarpışmayı takiben 21 Haziran sabahı saat 04.00' te Adapazarı'na girmişti. Şehre ilk giren kuvvetler Halit Molla ve Kazım Kaptan kuvvetleriydi. Taşkısığı yönünden Adapazarı'na giren Halit Molla derhal şehrin güvenliğinin sağlanmasıyla ilgili ilk tedbirleri almış, kurtuluştan sonraki ilk sabah ezanını da kendisi okumuştu. Kazım Kaptan da hükümet konağına Türk bayrağını çekmiş, ayrıca şehrin güvenliğinin sağlanmasıyla meşgul olmuştu. Aynı sabah 07.30' da bir süvari bölüğümüz Sapanca'ya girmiş, bir taraftan da İzmit yönünde çekilip düşmanın izlenmesine devam edebilmişti. Bu yöndeki harekât da nihayet Sakarya Bölge Komutanlığı emrindeki süvari birliğinin 28 Haziran sabahı İzmit'e girmesi, böylece Adapazarı'ndan sonra İzmit'in de Yunan işgalinden kurtarılmasıyla sonuçlanmıştı. Mürettep Kolordu' nun 21–29 Haziran günleri arasında Adapazarı ve İzmit yöresindeki harekâtı sırasında verdiği kayıplar 1 subay, 74 er şehit, 9 subay ve 180 er yaralıydı. Buna karşılık Yunanlıların kayıpları ise 3 subay, 34 er ölü, 2 subay, 84 er yaralıydı. Kurtuluşu takiben Adapazarı halkı adına B.M.M Başkanlığı'na Belediye Reis Vekili Mustafa imzasıyla bir şükran telgrafı çekilmiş, telgrafın metni meclisin 4 Temmuz 1921 tarihli toplantısında okunmuştu