HAYATIN İÇİNDEKİ ADALET19 Mayıs 2018, Cumartesi

Adalet kavramı her toplumun ihtiyaç hissettiği önemli  kavramlardan birisidir. Yaşantı içinde her insanın kullandığı kavramların belki de en başında gelenidir. Kavramın iyi anlaşılması ve değerlendirilmesi için öncelikle tanımlanmasına gerek duyulmaktadır.  Ancak ortak bir tanım yapılması da uygulanması kadar zordur. Genel beklenti yönetimlerin adaleti sağlaması yönünde olmuştur, bu kapsamda tarihsel sürece bakacak olursak Türk toplumu  bu toplumunun yöneticileri adaletli olmayı bir meziyet olarak görmüşler bu özellikleri ile diğer toplumlarında takdirini toplamışlardır. Örneğin yüzlerce yıl kol gücü ile fetihler yapan sultanların adaleti için ”Mülk kılıç ile alınır, adalet ile yaşar” ifadesi kullanılmıştır. Tüm Dünyanın önünde saygı ile eğildiği Sultan Süleyman adaletli yönetimi ile hayranlık uyandırmış, diğer devletler Osmanlının adaletine güvenleri nedeni ile birçok kez Osmanlının adaletine sığınmış onun yanında yer almışlardır. Yanı sıra II. Ferdinand  “Kral olmasına kralım, bundan kuşku yok ama, her aklıma geleni yapamam” diyerek yöneticinin adaleti nasıl algılaması gerektiğinin altını çizmiştir.Yönetimlerin adalet anlayışı halka, dolayısıyla bireylere de sirayet eden bir özelliğe sahiptir. Adaletli bir yönetimin altında huzurla yaşayan bireyler aynı düsturu kendi hayatlarında da yaşamaktadırlar. Bu pencereden bakıldığında adaletin temel toplumsal ihtiyaçlardan birisi olduğu kaçınılmaz olarak görülmektedir. Adaletin yaşanamadığı durumlarda adaletsizlik kavramı karşımıza çıkmaktadır. Adalet kadar adaletsizlik de sosyal yaşamda önem arz eder. Martin Luther King “adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, ancak, itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı” diyerek  adaletin olamadığı durumlar için bireylerin itiraz etmesi ve adalete sahip çıkılmasının önemine dikkat çekmiştir. Günümüzün adaletle ilgili belki de en önemli sorunların başında duyarsızlık gelmektedir. Haklı olduğuna inandığı durumlarda tepki göstermenin artık meziyet haline gelmiş olması, düşüncelerin toplumsal adalet algısının yaşanması açısında bir zaaf olarak değerlendirilebilir. Bireysel ve toplumsal adaletin sağlıklı yaşanabilmesi bu kavramın doğru ve yerinde kullanılmasıyla gelişecektir.

Eğitim, adalet kavramının anlaşılması ve nesillere aktarılmasında önemlidir. Bu kapsamda evrensel değerler arasında kabul edilen adalet yöneticiler tarafından sağlıklı bir şekilde yaşatılarak topluma kazandırılmada model olmalı, aynı şekilde de çekirdek aileden başlayarak büyüklerin çocuklarına doğru rol modeller olası gerekmektedir. Aile içinde adaleti koruyan yapı çocukların adaletin ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmesine yardım edecektir. Böylece önemli bir değer olan adalet doğru bir şekilde yaşayarak öğrenilebilecektir. Yaşam içinde bir birine adil olan bireyler aynı zamanda haksızlıklar karşısında da tepki vermeyi öğrenerek adaletsizliğe de tepki vermeyi öğrenmiş olacaklardır. Sanırım doğru rol modellerle adalet kavramı ve kullanılışı sağlıklı bir şekilde hayata geçecektir. Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı olmak hem bireyleri hem de toplumları güçlendirecek önemli bir değerdir. Bir kişiye bile haksızlık yapmak, yada küçük gibi görünen bir kararda kişilerin haklarına saygı göstermemek adalet kavramını temelden zedeleyecek tehlikeli bir davranış olacaktır. Hiçbir kimsenin bir başkasının hakkına girmemesi dinimiz İslamın tüm inananlara buyruğudur. Bu anlamda kutsi hadiste yüce Allah inananlara “üç şeyle yanıma gelmeyin; gurur, kibir ve kul hakkı” diyerek kul hakkının önemini belirtmiştir. Adaletli olmak ve davranmak kul hakkının yenilmesinin  önüne geçmeyi hedefler.  

Adaletin sarsıldığının düşünüldüğü son günlerde hepimizin adalet kavramını zihinlerimizde tazelemeye, yeniden düşünmeye ve ne kadar adilim? sorusunu sormaya ihtiyacı olduğunu düşünüyor kul hakkının olmadığı nice yaşamlar diliyorum. Çünkü adaletin olmadığı bir ülkede hiçbir şey yoktur…