Bu kentin pasif idarecileri !!!16 Kasım 2018, Cuma

Malum...

Gündem siyaset...

Ama bizim gündemimiz Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin özel güvenlik görevlileri...

Peki mevzu ne!

Mevzu yıllardır çözülmeyen, çözülmek istenmeyen, bundan sonra ne olacağı belli olmayan ayıp, rezillik, rezalet, ekmeğe saygısızlık veya adını siz koyun...

 

***

 

Bir adım ötesi ikiyüzlülük!

Evet, evet ikiyüzlülük...

İşleri düştüğü zaman basına 'Canım cicim' çekenlerin, işlerine gelmedi mi 'Çık dışarı' diyerek bizi aslanların önüne yem gibi atmaları...

 

***

 

Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde geçen Salı günü yaşadığımız olaya gelecem...

Gelecem ama önce yakın tarihe bir göz atalım...

Dikkat edin...

Yakın tarih diyorum...

Çünkü eski adı Sakarya Devlet Hastanesi olan Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin özel güvenlik görevlilerinin basına yaptığı zulüm ve baskı uzun yıllara dayanıyor...

Neyse (!)

 

***

 

Tarih: Mayıs 2014...

Yer: Adapazarı-Yenikent Yerleşim Bölgesi arasındaki duble yol...

Saat: 20.40...

Konu: Trafik kazası...

Bir minibüs ile bir otomobil çarpıştı...

Tam 21 yaralı var...

Bu üzücü haberi alır almaz 'Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Merkez Yerleşkesi Acil Servis Ambulans Girişi'nde beklemeye başladım...

 

***

 

Biraz sonra hastaneye arka arkaya ambulanslar gelmeye başladı...

Acil servisinin dışında...

Dikkat edin...

Hastane bahçesinde görevimizi yapıyoruz...

Bir yandan hastalar, bir yandan olayı duyup hastaneye koşan 21 yaralı yakını akın akın geliyor...

Ben ise acil servis dışında, yani bahçede fotoğraf çekiyorum...

 

***

 

Bilen bilir, bilmeyen şimdi öğrensin...

Hava karardıktan sonra yaşanan asayiş olaylarında gazeteciler için bir sıkıntı vardır...

Flaş...

Karanlıkta flaş patlattın mı hedef olursun...

Gündüzde bazen hedef olabilirsin...

Ama konu karanlıksa ve flaş patlattın mı, hedef sensin...

Üzgün, acılı, sinirli, öfkeli, gözü yaşlı, gergin bütün gözler sana odaklanır...

Bu çok nettir...

 

***

 

İşte tam bu ortamda görevimizi yaparken...

Hastane bahçesinin almadığı kalabalığın fotoğrafını çekerken, acil servis kapısından bir ses...

Ne çekiyorsun, çekme...

Obaaaa...

Onca öfkeli ve gergin kalabalığın içinde üzümlü kek gibi kaldık mı!

Ben 'bir hasta yakını' diye düşünürken, sesin sahibi özel güvenlik görevlisi...

 

***

 

Zaten 21 yaralı var...

Zaten millet burnundan soluyor...

Zaten millet takacak yer arıyor...

Zaten flaş patlatıyoruz...

Zaten kısmi hedefiz...

Güvenlik görevlisi 'çekme, ne çekiyorsun, yasak' diye bağırsa ne olur!

Ne olacak!

Anında canlı hedef olduk...

 

***

 

Hasta yakınlarından biri, ikisi, üçü derken kalabalık döndü mü bana...

Acısı ve öfkeli olan kalabalık 'Ne çekiyorsun' demeye başlamaz mı!

Dayağa razıyım...

Malum, kıçım büyük...

Kıçıma kıçıma vursunlar ama var orada 150 kişi...

Bırakın vurmayı, birer kez tükürseler tükürük denizinde boğulacam...

Hadi dayağa razı oldum ama linç etmeleri işten bile değil..

 

***

 

Kalabalık bana doğru yürürken içinden bir kaç kişi "Siz gazeteciyle uğraşacağınıza işinizi yapsanıza... Yaralılarla ilgilensenize, adam işini yapıyor" diye çıkışınca biz de kıçı kurtardık...

Kıçı kurtardık ama sonra!

Öyle ya, sonra ne oldu!

Kısa adı CİMER olan Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi...

Kısa adı BİMER olan Başbakanlık İletişim Merkezi...

Sağlık Bakanlığı...

Sakarya Valiliği'ne resmi şikayette bulundum..

 

***

Bitti mi!

Bitmedi...

Bağlı olduğum Sabah Gazetesi'ne bilgi verdim...

O zaman başında olduğum Adapostası Gazetesi'nde gereğini yaptım...

Hastane bahçesinde haber yaparken nasıl canlı hedef haline getirildiği mi...

Basın özgürlüğüne nasıl kısıtlama getirildiğini...

Halkın arasında nasıl aşağılandığımızı yazdım...

 

***

 

Şimdi bitti mi!

Biter mi!

Yazılarımda özellikle güvenlik kamera kayıtlarının incelenmesini...

Eğer güvenlik kamera kayıtlarına göre hatam varsa kamuoyuna deşifre edilmesini de yazdım...

Bitti mi!

Bitmedi tabi...

 

 

***

Ben Sabah Gazetesi Sakarya muhabiriyim...

Yılanın başı Fetullah Gülen hakkında...

Kapatılan dershaneler hakkında...

FETÖ/PDY hakkında...

Kısacası şerefsizler hakkında haber yapıyorum...

Dolayısı ile şerefsizlerin hedefindeyim...

 

***

 

Bana yapılan baskı ve zulmün bu yönüyle de incelenmesini yazdım...

Hatta Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı bizzat aradım...

Kesmedi...

Sabah Gazetesi'ne de bilgi verdim...

Peki sonuç!

Bunca girişim ve sonrasında ne oldu!

 

***

 

CİMER, BİMER, Sağlık Bakanlığı anında Sakarya Valiliği ile Sakarya Üniversitesi'ne resmi yazıyla gereğinin yapılmasını istedi...

Ama benim için talihsiz bir dönem...

Sakarya Valilik makamında Mustafa Büyük var...

Yani etliye sütlüye dokunmaz...

Evet evet, aynen öyleydi...

Etliye sütlüye dokunmazdı...

Öyle de oldu...

Etliye sütlüye dokunmadı...

Klasik 'İnceliyoruz' dendi...

Finalde herkese mavi boncuk hesabı...

 

***

 

Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimlik makamında ise Zekeriya İlçe var...

Hastaneyi yönetemeyen...

Sürekli basında eleştiri alan...

Acil servis başta olmak üzere halkın her gün tepkisini çeken...

Sizin anlayacağınız sürekli şikayet konusu olan Dr. Zekeriya İlçe...

Şimdi bu başhekim hazır gazeteciye güvenlikçiler baskı yapmış...

Zulüm yapmış...

Canlı hedef yapmış...

O güvenlik görevlilerine bir şey der mi!

Demez tabi...

Demedi de...

Ohhhhhh...

Mis gibi...

Vur gazeteciye...

 

***

 

2014 yılında durum tamda bu...

Peki bu şartlarda ben ne yaptım!

Öyle yaaa...

Beni canlı hedef yapacaklar...

Benim ekmeğimle oynayacaklar...

Bana baskı ve zulüm yapacaklar...

Ben de 'ehhh ne yapayım' diyeceğim...

Oldu, gözlerim doldu...

Lafın yeri geldi mi 'basın göz bebeğimiz' diyen eski Vali Mustafa Büyük, eski Başhekim Zekeriya İlçe, hastane yönetimi ve güvenlik görevlileriyle ilgili ne gerekiyorsa yazdım...

 

***

 

Peki final ne!

Vali Mustafa Büyük ilk kararnamede Sakarya'dan gitti...

Eski Başhekim Dr. Zekeriya İlçe, muhtemelen güvenlikçilere 'Aferim' dedikten sonra görevinden gitti...

Güvenlikçiler bu şartlarda kral kesildi...

Peki ben ne yaptım!

 

***

 

Ne yapacam!

Basına sahip çıkmayanların alayı için 'Etliye sütlüye dokunmayanlar' diye tarihe not düştüm...

Tabi, tabi...

Oturdukları makamın hakkını veremeyenler için tarihe böyle not düştüm...

Yani!

Pasif idareciler...

Bir de zerre kadar hakkım varsa helal etmedim...

Halen etmiyorum da...

Haaaaaaaaaaaa...

Eğer onların da bende hakkı varsa helal etmesinler...

Kesinlikle etmesinler...

Ederlerse namertler...

Alayı baksın çorbası taşmasın...