“Tercihi halkımız yapsın”18 Ocak 2016, Pazartesi

Fatih Fidan
Memur-Sen Konfederasyonuna bağlı Eğitimciler Birliği Sendikası Sakarya Şube Başkanı Murat Mengen’le eğitim politikasını, halkın imam hatip okullarına gösterdiği teveccühü, 28 Şubat sürecini, imam hatip okullarında tasavvufun yerini konuştuk. Tasavvufun ahlak eğitimi olduğunu söyleyen Başkan Mengen, eğitim öğretimde önceliğin eğitim olması gerektiğini, eğitim denilen şeyin de davranışlardaki değişim olduğunu belirtti.


Hükümetin eğitim politikasını nasıl buluyorsunuz?
Hükümetimiz yıllardır eğitimde süregelen sıkıntıların önemli bir kısmını aştığını görüyoruz. Milli Eğitimde 4+4+4 gibi, başörtüsü sorununun çözümü gibi, dershanelerin kaldırılması gibi devrim niteliğinde birçok çalışma yapıldığını görüyoruz.  Ancak hükümetimizin eğitim politikasını değerlendirirken iki hususu göz önünde bulundurmak gerekir. Birincisi eğitim müfredatını ele almak lazım gelir ki, bu alanda önemli çalışmalar yapılmıştır. Örneğin, milli ve manevi değerlerimizi yeni kuşaklara taşıyabilecek “değerler eğitimi”, “siyer-i nebi”, “temel dini bilgiler” ve  “Kur’an-ı Kerim” bunlardan birkaçıdır. Yalnız insan kaynaklarına baktığımızda 2023 vizyonu olmayan eski Türkiye mensubu olanların oluşturduğu sıkıntılar devam etmektedir. Bundan dolayı eğitimde başarıyı yükseltmek istiyorsak; bu vizyonu taşıyan, lider, genç ve dinamik bir kadroya ihtiyacımız olacaktır.
4+4+4 sistemiyle ilkokul, ortaokul ve liselerin birbirinden ayrılması öngörüldü. Bu dönüşüm ne ölçüde gerçekleşti?
Bizim sendika olarak 4+4+4 sistemine bakış açımız öncelikli olarak sivil eğitim reformu olmasıdır. Böylelikle 28 Şubat sürecinde bilimsellikten, pedagojiden ve milletin taleplerinden uzak bir eğitim sistemi olan sekiz yıllık eğitim sisteminin terk edilmiş olması isabetli bir karar olmuştur. 4+4+4 kesintili eğitim sistemi, Eğitim-Bir-Sen olarak eğitim politikalarının belirlendiği en geniş katılımlı istişari organ olan 18. Millî Eğitim Şurası’nda verdiğimiz önergeyle kamuoyu gündemine taşınmıştır. Yükseköğretim öncesi eğitim sürecinin 1+4+4+4 şeklinde 13 yıl olması yönündeki önergemizin Şura Genel Kurulu’nda kabul edilmesiyle şura kararına dönüşmüştür. Ailelerin ve çocukların okulların ayrıştırılması sürecinden daha az etkilenmesi için okulların hemen dönüştürülmesi benimsenmiştir. Sakarya’nın 1999 depremi sonrası birçok kurumumuzun prefabrik okul türünde olması şehrimizde ayrışmayı olumsuz etkileyen en önemli etken olmuştur. Birçok ilçemizde dönüşümler hemen yapılırken, başta Adapazarı İlçe Milli Eğitim olmak üzere birkaç ilçemiz bu ayrışmada geç kalmışlardır. Bundan dolayı ailelerimiz ve çocuklarımız, öğretmenlerimiz tedirginlikler yaşamış, bu tür kurumlarımızda eğitim olumsuz olarak etkilenmiştir.
Şu andaki imam hatip okullarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk önce imam hatip okullarını kısaca tanımlamak gerekir. 1949 yılında CHP tarafından açılan Kur’an kursları imam hatip liselerine dönüştürülmüş, 1951 yılında da yedi ilde imam hatip okulu açılmasıyla ülkemizde imam hatipli yıllar başlamıştır. İmam hatipler bir ihtiyaç doğrultusunda açılmasına karşın, milletin gönlünde kısa zamanda taht kurmuştur. Millet bu okulları hem geçmişinden gelen milli ve manevi değerlerin aktarımında bir köprü olarak görmüş hem de çocuklarının iyi bir eğitim almasında yeterli görmüştür. Milletin bu okullara gösterdiği teveccüh bir kesimi rahatsız etmiş bu okullara karşı haksız bir takım tutumlar takınmalarına neden olmuştur. Şimdi aslında işin özü 28 Şubat sürecinde uygulamaya konulan sekiz yıllık kesintisiz eğitim tam da burada işlev kazanıyor. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim aslında imam hatiplerin önünü kesmek, milletle imam hatipler arasındaki bağı koparmak amacıyla uygulamaya konmuştur. Bugün imam hatip okulları tekrar milletin gönlünde yeşermeye başlamıştır. Milletin talepleri doğrultusunda ihtiyaç duyulan yerlerde bu ihtiyacın karşılanması gerekir.
Sizce imam hatip okullarının yaygınlaşması ne kadar doğru? Buradan nasıl bir eğitim sonucu çıkacak?
Ülkemizde, özelde Sakarya’da unutulmaması gereken bir şey var. Öğrenci var olduğu sürece okullar yaşarlar. Mevcut ortaokullarımız var mı? Var. İmam hatip ortaokullarımız var mı? Var. O zaman bırakalım buna millet karar versin.  Halkımız çocuğunu hangisinde yetiştirmek istiyorsa ona göndersin. Bize düşen görev okul çeşitliliğini artırmak olmalıdır. Batıdaki eğitim sistemi buna dönüktür. Hatta bana göre meslek liselerinin orta kısımları da açılmalı, bazı özel yetenekle alınan liselerimizin ortaokulları da açılmalıdır. Spor liseleri ve güzel sanatlar gibi… Pedagojik olan da budur, mantıklı olan da budur. Bakınız bir öğrenci eğer bir alanda yetenekli ise bu yeteneğini küçük yaşlarda geliştirmeye başlaması gerekir. Lise çağlarında geç kalmış olur. Dahası imam hatip okulları içerisinde hafız yetiştirme okulu, uluslararası imam hatip gibi çeşitlilikler de olmalıdır. 4+4+4 sistemi kademeler arası geçişi kolaylaştırdığı için, farklı tercih ve imkânlara da fırsat tanımaktadır. Buradan nasıl bir eğitim sonucu çıkacak sorunuza gelince milletin tercihi doğrultusunda çocuklarını yetiştirebildiği, çocuklarımızın ise kalıplaşmış ezberci eğitimden uzaklaşarak istedikleri eğitimi alabildikleri; zorunlu, mecbur kaldıkları değil, mutlu oldukları başarılı oldukları sonuç ortaya çıkacaktır.
İmam hatip okullarının yaygınlaşması halk tarafından nasıl karşılanıyor?
Yukarıda da belirttiğim gibi imam hatip okulları, kurulduğu tarihten bugüne milletimizin gönlünde taht kurmuş, büyük bir teveccühle karşılanmıştır. Dolayısıyla bu teveccühe karşı bir takım yapıları rahatsız etmiştir. Ancak esas olan milletin tercihidir. Milletin tercihi bu okulların, hatta bütün okullar için bu geçerlidir, sayısını ve devamını belirleyecek olan unsurdur. Sakarya’mızda ve ülkemizde görünen şekli itibariyle halk nezdinde bu teveccüh devam ediyor.
Bu okullara talep ne durumda? Mevcut okullar yeterli geliyor mu?
Bu okullara talep fazlasıyla devam etmektedir. Mevcut yapıların yeterli gelmediği, hatta bazı okullarımızın kontenjanlarının ve kapasitelerinin çok üzerinde yoğunluk yaşadıklarını bilmekteyiz. Sadece imam hatip okullarımızda değil aslında. Bütün mevcut okullarımızda bina eksiklikleri yaşamaktayız. Bazı okullarımızda gelecek eğitim öğretim yılı içerisinde yeni kayıt alabilecek derslik olmadığını biliyoruz. Acilen bu ihtiyaçların giderilmesi gerekir.
İmam hatip okullarında bazı ehlisünnet olmayan mezheplerin propagandası yapılıyor mu? Bu konunun denetlenmesi mümkün olabiliyor mu?
İmam hatip okullarımız da dâhil olmak üzere bütün okullarımızda tüm branşlarda işlenen konular ve bu konuların ne şekilde işleneceği Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen müfredat kapsamı, çerçevesi doğrultusunda işlenir. Okullarımızda branşlar bazında zümre öğretmenler toplantıları yapılır, bölge zümreleri yapılır. Bu toplantılarda öğretmenlerimiz planlamalarını en ince ayrıntısına kadar yaparlar. Böylelikle il içindeki uygulamada da uyumluluk sağlanmış olur. Dahası eğer bütün bunlara rağmen farklı bir uygulama ortaya çıkarsa da bunun denetim mekanizmaları mevcuttur. Örneğin bu kolaylıkla şikayet konusu olabilir.
28 Şubat süreci, tarikatlar konusunda insanlarda bir önyargı oluşturdu. Yunus Emre, Mevlana, tasavvuf denildiğinde kimse ses çıkartmazken, tasavvufun uygulandığı platform olarak tarikat denildiğinde herkes yüzünü ekşitiyor. İmam hatip okullarında tasavvuf nasıl değerlendiriliyor?
28 Şubat süreci maalesef ülkemiz, milletimiz ve değerlerimiz anlamında büyük yıkıntılar oluşturmuştur. Yunus Emre de, Mevlana da, Hacı Bektaşi Veli de, İbn-i Arabi de, İbni Sina da, Evliya Çelebi de, isimlerini sayamadığımız diğerleri gibi hepsi bu milletin değerleridir. Bunların hiçbirini diğerine üstün kılamayacağımız gibi yok da sayamayız. Tarihimiz eksiğiyle de fazlasıyla da yanlışıyla da doğrusuyla da bizimdir. Tasavvuf kısaca ahlak eğitimidir. Bizim eğitim sistemimizin de önceliği bu değil midir? Bizim atalarımız dünya ile ahireti birleştirmemişler midir? Bakınız ahilik teşkilatı var. Ahilik teşkilatı aslında bugünkü karşılığı olarak esnaflar ve sanatkârlar odasıdır. Ancak muazzam bir sistemdir. İçerisinde öyle bir ahlak eğitimi vardır ki, şaşırırsınız. Yapısına baktığınızda hem ticaret var hem değerler eğitimi tasavvuf var hem mesleki eğitim var hem de askeri bir eğitim var. Şimdi siz bunu yok sayamazsınız. Saydığınızda bir kanadı kırık bir eğitim sistemi oluşturursunuz. Eğer çocuklarımıza sadece misal olarak 4’ün 3’ten büyük olduğunu öğretirsek iyi bir matematikçi olur, kısa yoldan zengin olmanın, köşeyi dönmenin yollarını aramaya başlar. Biz 4’ün 3’ten büyük olduğunun yanında, helal olan 3’ün haram olan 4’ten büyük olduğunu da öğretirsek işte o zaman iyi bir matematikçi olmanın yanında ülkesine, milletine sevdalı, hayırlı evlatlar yetiştirmiş oluruz. İşte bütün mesele bu. Yani çocuklarımızın kalbine ne koyacağız? Materyalist gençlik mi yetiştireceğiz, yoksa “insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” şuurunda bir gençlik mi yetiştireceğiz?  Eğer bizim eğitim sistemimizin milli bir eğitim sistemi olmasından yana bir tarafımız varsa, bu milletin değerleriyle çatışarak değil, onları özümseyerek ve gelecek kuşaklara taşıyarak olmalıdır. Tarikat hedefe ulaşmada kullanılan yol demektir. Eğer amaç çocuklarımızın ahlak eğitimlerini alması ise, bu isim birilerini rahatsız ediyorsa kullanılmayabilir. Amaç usule feda edilmemelidir. Enerjimizi kısır çekişmelere ve tartışmalara değil eğitim sistemi içerisinde yetişen çocuklarımızın ülkesine sevdalı bireyler olarak yetişmelerine harcamalıyız.
İlahiyat fakültelerinde birçok tasavvuf karşıtı öğretim üyesi olduğunu görüyoruz. Bu durum imam hatip okulları için geçerli mi?
Bu sorunuzun ilk bölümüyle alakalı benim bir tespitte bulunmam yanlış olur. Bir de bununla ilgili de bir bilgiye sahip değilim. İkinci bölümle ilgili olarak ise, şunu ifade edeyim ki, tasavvuf dediğimiz ahlak eğitimi meselesi sadece imam hatiplerle ilgili bir mevzuu olmamalıdır. Bütün kurumlarımızın önceliği eğitimdir. Biz her yeni döneme başladığımızda “eğitim ve öğretim yılı” diye başlarız. Önceliğimiz eğitim olmalıdır. Eğitim dediğimiz şey davranışlardaki değişimdir. İmam hatip öğretmenleri de Milli Eğitim Bakanlığı’nın atama usul ve esaslarına tabi kurumlardır. Bu okullara atama yapılırken diğer okullara nasıl öğretmen atanıyorsa bu okullara da aynı şartları taşıyan belli eğitimi başarıyla tamamlayan öğretmen adaylarından atamalar yapılmaktadır. İmam hatip okulları özelinde farklı bir konuya değinmek istiyorum. Bugün spor liselerine ve güzel sanatlar liselerine öğretmenlerimiz alınırken bu liselerimizin kendi alanlarında başarılı olmaları için öğretmenlerimizin yeterliklerini ölçmede mülakatlar yapılmaktadır. Eğer imam hatip okullarına da böyle bir sistem veya buna yakın bir sistem getirilmiş olsa sanki daha isabetli olmuş olur diye düşünüyorum.
Son olarak eğitim politikaları için beklentileriniz nelerdir?
Eğitim-Bir-Sen olarak, 19. Milli Eğitim Şurası’nda tartışılan, karar altına alınan ya da üzerinde çalışma yapılmasına karar verilen hususların bir an önce hayata geçirilmesini bekliyoruz. Branş öğretmenleriyle meslek öğretmenlerinin maaş karşılığı ders saatlerinin 15 saat olarak eşitlenmesi, öğretmenlerin özlük haklarına yönelik olarak, her dört yılda bir yıpranma payı ve 3600 ek gösterge verilmesi, öğretmenlerin ek ders ücretlerinin artırılması, öğretmenlerin mesleki yeterlikler doğrultusunda kariyer basamaklarında yükseltilmesi, öğretmenlerin ihtiyaç duyulan il ve bölgelerde görev yapmalarına yönelik bir teşvik sistemi geliştirilmesi, öğretmenlik mesleğinin hak ettiği sosyal ve mesleki itibarın artırılmasında; yeterlik, nitelik ve standart gibi kavramlar arasında bir ortak anlayış yaratacak ve norm oluşturacak bir yasal düzenlemeye gidilmesi şeklinde ortaya konulan karar ve yaklaşımlar mutlaka hayata geçirilmelidir.

 

 

 

Bu haber toplam 1868 defa okundu.