Geyveli Er Ali 100 yıl önce BANDIRMA VAPURU’nda Samsun’a çıkmıştı yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

Geyveli Er Ali 100 yıl önce BANDIRMA VAPURU’nda Samsun’a çıkmıştı22 Mayıs 2019, Çarşamba

Tam 100 yıl geçmiş. Gazi Mustafa Kemal’in “Samsun’a Kurtuluş İçin Ayağını Bastığından Bu Yana”. Bir milletin makûs talihini değiştirecek ilk adımı attığında yanında 23 görevli, 25 erat, 20 mürettebat, 2 gizli yolcu (Biri Refet Bele)’den oluşan toplam 70 kişi ve altı eyerli at yol arkadaşı olarak Samsun’a O’nunla birlikte adım atıyorlardı. “Bandırma Vapuru”nda bulunan 25 eratın içinde var olan askerden birinin mezarı hala meçhul. Adına anıt dahi yok, memleketinde.

 

İstiklal Savaşı’nın ilk ateşinin yakıldığı gün olan bir 19 Mayıs’ı daha geride bıraktık. 19 Mayıs münasebetiyle, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun yolculuğu hakkında bu yıl da çok sayıda yayın yapıldı. Gelin bundan sonrasını Araştırmacı-Yazar Murat Bardakçı’nın birkaç yıl önce söylediklerine bırakalım. “…Bu yayınların hemen hepsinde yer alan yolcu listesi Fethi Tevetoğlu’nun ‘Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar’ isimli eserinden alınmıştı. Samsun yolcularının 18 kişi olduğu söyleniyordu ama listeler maalesef eksikti, zira Bandırma Vapuru ile Samsun’a gidenler 18 değil tam 48 kişiydi. Bu 48 kişiden 23’ünü Mustafa Kemal Paşa ile karargâh mensupları, 25’ini de er ve erbaşlar teşkil ediyordu. İşte, artık her 19 Mayıs’ta tekrar eden bu hataları görünce, Mustafa Kemal Paşa ile beraber Samsun’a gidenlerin tam listesinin doğru şeklini, Paşa’nın ‘kendi belgelerine’ dayanarak yayınlamak istedim. Bir kısmını daha önce bir kitabımda da kullandığım Paşa’nın Samsun’a gidiş belgeleri, İstiklal Savaşı’nın önde gelen kumandanlarından Kazım Karabekir Paşa’nın şimdi hayatta olmayan damadı Prof. Dr. Faruk Özerengin’de bulunuyordu. Rahmetli Faruk Bey bundan yıllarca önce dosyanın bir kopyasını alma ricamı kabul etmiş, hiç unutmuyorum, kayınpederinin Erenköy’deki köşkünün hemen yanı başındaki evinde muhafaza ettiği evrakı karlı bir günde yanımıza alıp iyi bir fotokopici bulabilmek için dükkân-dükkân dolaşmıştık.”  Araştırmacı-Yazar Murat Bardakçı, 19 Mayıs yolcularını 25 Er ve Erbaş, 22 subaydan oluşan bir karargâh maiyetiyle çıktığını belirtiyordu. Peki, kimdi bunlar?

 

Anlatalım, o günlerin durum-u halini isterseniz dilimiz döndüğünce, kalemimiz yazabildiğince.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. Türk Milleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ve “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan 19 Mayıs tarihinin önemini anlayabilmek için Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu hatırlamamız gerekir. 1919 yılı başlarında İngilizler, Türklerin Pontus’çulara karşı geliştirmiş oldukları direnişlerden rahatsız olmaya başlamışlardı. Damat Ferit Paşa, Sadrazam olduktan sonra sorunun çözümü için yollar aramaya başlamıştı. 30 Nisan 1919’da 9. Or…Ordu Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal, Samsun’a, görev bölgesindeki iç huzuru sağlamak, silah ve cephaneleri toplamak, vatandaşlara silah dağıtılmasını engellemek ve bunu yapan kuruluşları ortadan kaldırmak üzere gönderildi. 16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza’ya geçti. Samsun’a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk’ta şu şekilde anlatmıştır: “1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve manzara: Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta.

 

Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919’da itilaf Devletleri’nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.” Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makineli Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikâyetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi.

 

Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve bir şeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattı. Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır.18 Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti. Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.  Öte yandan Samsun’un Milli Mücadeledeki diğer önemli tarafı, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ilişkin görevinin belirlenmesinde Osmanlı Hükûmeti’nin ne derece etkili olduğu hususudur. Çünkü Samsun’a gidiş, başlangıçta mevcut hükümete karşı bir tavır değil bilakis İstanbul Hükûmeti’nin zaruri gördüğü askeri ve idari bir sorumluluktur. Ancak gerek olayların seyri gerekse Atatürk’ün bizzat kendisinin dile getirdiği hatıralarından anlaşılan, İstanbul Hükûmeti’nin Mustafa Kemal Paşa’yı bu göreve getirişinde aynı düşüncelere ve hedeflere ulaşmak isteğinin olmamasıdır. Nitekim Mustafa Kemal Paşa Sivas’ta, Heyet-i Temsiliye Karargâhında Samsun’a gidişini Kılıç Ali’ye şöyle anlatmıştır. “… Ben tasarladığım programımı Şişli’deki evimin bir köşesinde oturarak ve birtakım pestenkerani anasırla görüşerek tatbik edebileceğime kani olmadığım içindir ki doğrudan doğruya milletle temasa gelmek istedim. Cevherini çok ala bildiğim ve çok sevdiğim milletimin içinde ve onunla birlikte hareket etmeyi daha faydalı, hatta çok lüzumlu gördüm. Senelerden beri ıstırap içinde bulunan Anadolu’nun derhal varlığına karışmak elbette ki daha salim bir düşünce idi. Bundan dolayı 3.Ordu Müfettişliğine tayinimi temin ettim ve Seyrisefainin küçük bir vapuruna binerek karargâhımla birlikte alelacele yola çıktım. Bazı dostlarım bana İngilizlerin yolda gemiyi batırması ihtimali olduğunu söyledikleri halde kulak asmadım, kıymet vermedim…”.

 

Mustafa Kemal Paşa İstanbul’dan Anadolu’ya geçişini anlatırken gözleri parlayarak bütün heybetiyle “…memleket için yegâne kurtuluş çaresinin, milli birliğin muhafazası olduğunu ve içinde yaşanılan felaketlere birlikte mukavemet edilerek milletin ancak bu sayede kurtulabileceğini, milletle beraber behemehâl ve mutlaka bu gayeye varacağı kanaatini izhar ediyordu” demiştir. Mustafa Kemal Paşa ‘nın 9. Ordu Müfettişliğine tayini, Ali Fuad (Cebesoy) Paşa’dan başlayıp zamanın Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Bey Sadrazam Damad Ferid Paşa ve Sultan Vahideddin’e kadar uzanan bir tavsiye zinciri sonucunda gerçekleşmiştir. Mehmet Ali Bey’in Ali Fuat Paşa’nın ailesi ile dünür olması ve bu arada Ali Fuat Paşa’nın rahatsızlığı dolayısıyla Ankara’dan İstanbul’a gelmesi sırasında ona bu tavsiyede bulunmakla kalmamış, aynı zamanda onun İttihatçı olmadığına Mehmet Ali Bey’i ikna etmiştir. Öte yandan Samsun ve havalisinde asayişsizlik durumu ortaya çıkınca Mehmet Ali Bey Sadrazam Damad Ferit Paşa’ya meselenin halli için bölgeye Mustafa Kemal Paşa’nın gönderilmesini teklif etmiş ve ayrıca onu bu hususta ikna etmeyi de başarmıştır. Damad Ferit Paşa meseleyi Padişah’a arz ederken göreve Mustafa Kemal Paşa’nın tayini için ayrıca Vahideddin’i ikna etmesi gerekmemiştir. Zira Sultan Vahidettin Mustafa Kemal Paşa’yı çok iyi tanımakta olup şahsi kabiliyetini takdir etmekte ve değerini bilmektedir. Mustafa Kemal Paşanın 9. Ordu müfettişliğine tayininde başta Sultan Vahidettin olmak üzere zamanın sadrazamı Damad Ferid Paşa, Dâhiliye nazırı Mehmed Ali Bey, Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Erkan-ı Harbiye-yi Umumiye Reisi Cevad (Çobanlı)Paşa ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye İkinci reisi Diyarbekirli Kazım Paşa gibi büyük devlet erkânından bazıları şahsi kaygılarını bazıları da milli menfaatleri gözeterek bu tayin üzerinde hepsi de etkili rol oynamışlardır. Her ne sebeple olursa olsun Mustafa Kemal Paşa’nın tayini meselesi başlangıçta normal bir idari-askeri karar gibi gözükmüş fakat sonuçları itibariyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir milletin istiklal mücadelesinde hareket noktasını oluşturmuştur. Atatürk, Nutuk’ta memleketin kurtuluşuyla ilgili o gün var olan birkaç çareyi izahtan sonra kendi kararını ciddi ve hakiki karar olarak telakki etmekte ve bunu “Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hâkimiyeti milliyeye müstenit, bilâkaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek! ” olarak açıkladıktan sonra “İşte daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikatına başladığımız karar, bu karar olmuştur.” demektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gelmesiyle ilgili 1927 yılına ait bir yazıda şunlar yazılmıştır: “Ordu müfettişi namı altında memleketimize ayak basan bu simadan o zaman kimse bir şey anlamamıştı… Çünkü o zaman memleket kafası yerinde anlayacak vaziyette değildi. Muhtelif ve mütteza kavgaların hâsıl ettiği hay-huy içinde kendinden geçmiş gibi idi. O büyük sima, burada bir hafta sessiz durdu. Etraf ve eknahı dinledikten sonra mekânı Anadolu içlerine nakletti. İşte o zaman o büyük simadan bir şeyler okunmağa başladı. Meğer o sima, o zat, o zekâ ordu müfettişi değil, bir vatan mübeşşiri imiş… üç sene sonra vatanın nail olacağı şerefli istiklalini müjdeliğe gelmiş. Pek sarih olarak malûmdur ki böyle bir nasip davasındaki hakkımızın mertebesi yüksekti. Belki de birincidir. Çünkü Anadolu’yu kurtarmağa gelen o büyük Türk, Anadolu toprağı olarak ilk adımını Samsun iskelesine atmıştır.” Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da güvenliğin korunmasını sağlayacak tedbirleri aldıktan ve ordu ile ilk teması kurduktan sonra hem daha sakin bir çevrede çalışmak ve Anadolu’nun içlerine doğru biraz daha ilerlemek hem de Samsun’un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civarındaki Rum çetelerinin faaliyetinden ötürü karargâhının içerde daha emin bir yere naklini gerekli gördüğünden 25 Mayıs 1919 günü “Gençlik Marşı”nı söyleyerek 80 km içerideki küçük bir kaplıca kasabası olan Havza’ya gelerek halkı milli mücadele fikri etrafında toplamaya ve hazırlamaya başlamıştır. Milli Mücadelenin ilk yıllarındaki harekâtın ordudan çok “Kuva-yı Milliye”ye dayanması da Milli Mücadele’nin Türk Milleti’ne mal etmek amacına hizmet etmiştir.

 

Gelelim Bandırma Gemisi’ne ve personeline. Bandırma Gemisi, 1878’de İngiltere’nin Paisley’deki H. Macıntyre tezgâhında Trocadero adıyla yük ve yolcu gemisi olarak inşa edilmiş, topu-topu 279 gros, 192 net tonluk, küçücük bir vapur yavrusudur. Uzunluğu 49 metre, genişliği 6 metre kadardı. İki silindirli, 50 beygir gücünde, iki genişlemeli bir buhar makinesi vardı. Tek usukuruyla saatte ancak 8-9 mil yapabiliyordu. Önceleri merkezi Londra da bulunan Dousey&Robinson denizcilik kumpanyası tarafından çalıştırılmış, beş yıl sonra Pireli armatör H. Psicha’ya satılarak direğine Yunan bayrağı çekilmiştir. Bir süre “Kymi” adıyla yolcu ve yük taşımış, sonra yine Pireli bir başka armatöre satılmıştır.1894 yılında İdare-i Mahsusa tarafından satın alınarak gönderine Türk Bayrağı çekildiği zaman onaltı yıllık bir tekneydi. Bizler ona Bandırma adını vermiştik, ama yabancılar, çoğu öteki gemimize de yaptıkları gibi ona, Bandırma’nın batılı dilindeki adıyla “Panderma” demişlerdi.1910’da, Meşrutiyet’in ilanının hemen sonrasında İdare-i Mahsusa yeniden yapılandırılarak Osmanlı Seyr-ü Sefain İdaresi adını alınca, bacasına kuruluşun ayyıldızlı, çift çapalı yeni forsu yerleştirilmişti. Kim bilirdi ki, yılların yorgunu bu çürük gemi, son dönemlerinde çok önemli bir iş başaracak, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde şerefli bir yer alacaktı. Bu arada neler-neler geçmişti bu küçük gemi yavrusunun başından! 1891 yılının 12 Aralık günü Erdek önlerinde seyrederken kayalara bindirerek batma tehlikesi geçirmiş, ancak ertesi yıl yüzdürülebilmişti. 1915 yılının 28 Mayıs günü de Marmara’da seyir halindeyken E-11 boda numaralı İngiliz denizaltısı tarafından torpillenmiş, yine batmak üzereyken mürettebatın büyük çabaları son anda gemiyi kurtarmıştı. İşte, İsmail Hakkı Kaptan’ın 1 Mayıs 1919 günü süvariliğine getirildiği gemi, böyle bir gemiydi. Yılların süvarisi, 16 gün sonra Mustafa Kemal Paşa ile ideal arkadaşlarını İstanbul’dan alarak Samsun’a götürmek görevinin kendisine verileceğini nereden bilebilirdi?” Bazı çevreler Bandırma Vapuru’nun yetersiz bir personelle Samsun’a hareket ettiğini vurguladılar, oysa Bandırma Vapuru 19 Mayıs’ta Samsun yolculuğuna çıktığında gemi Süvarisi İsmail Hakkı Durusu ile birlikte 20 kişilik bir mürettebata sahipti. Bu mürettebatın listesi ve görevlerini gösterir liste şöyledir: İsmail Hakkı Kaptan (Süvari), Üsküdarlı Tahsin (İkinci kaptan), Mehmet Ağa oğlu Hacı Süleyman (Başçarkçı), İsmail (Kâtip), Hasan (Lostromo), Göreleli Şükrü oğlu Temel(Serdümen), Alioğlu Basri (Serdümen), Rizeli Süleyman oğlu Mahmud (Ambarcı), Silivrili Hasan oğlu Ahmed (Ambarcı), Süleyman oğlu Cemil (Tayfa), Hüseyin oğlu Rahmi (Tayfa),Mesut oğlu Temel (Tayfa), Muharrem oğlu Hacı Tevfik (Birinci kamarot), İbrahim oğlu Mehmed (Kamarot), Mustafa oğlu Halid (Kamarot yamağı), Koyulhisarlı Yusuf oğlu Halid(Ateşçi), Hasan oğlu Mehmed (Kömürcü), Mehmet Ali oğlu Ömer, Faik (Kömürcü), İsmail Hakkı (Vinçci), Ali oğlu (Vinçci) . Bandırma Vapuru’nun Samsun’a yolculuğu sırasında Atatürk’ün yanında bulunanların sayısı konusunda son olarak araştırmacı Murat Bardakçı, delillere dayandırarak 19 Mayıs yolcularını 48 kişi olarak belirlemiştir. Hürriyet gazetesindeki köşesinde Murat Bardakçı bu konuda şunları dile getirmekte, bu iddiasını nereye hangi belgelere dayandırdığını şöyle açıklamaktadır: “İstiklal Savaşı’nın ilk ateşinin yakıldığı gün olan bir 19 Mayıs’ı daha geride bıraktık. 19 Mayıs münasebetiyle, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun yolculuğu hakkında bu yıl da çok sayıda yayın yapıldı. Bu yayınların hemen hepsinde yer alan yolcu listesi Fethi Tevetoğlu’nun ‘Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar’ isimli eserinden alınmıştı. Samsun yolcularının 18 kişi olduğu söyleniyordu ama listeler maalesef eksikti, zira Bandırma Vapuru ile Samsun’a gidenler 18 değil tam 48 kişiydi. Bu 48 kişiden 23’ünü Mustafa Kemal Paşa ile karargáh mensupları, 25’ini de er ve erbaşlar teşkil ediyordu.” Murat Bardakçı aynı yazısında Mustafa Kemal’in 25 Er ve Erbaş, 22 subaydan oluşan bir karargâh maiyetiyle çıktığını belirterek bu karargâh maiyetinde bulunanların isimlerini yayınlamıştır. Ben bugün burada subayların listesini genel anlamda bilindiği için burada vermek istemiyorum ancak erat listesini vermek ve o gün Gazi Mustafa Kemal ile birlikte Samsun’a ayak basan “eratı tanıtmak istiyorum”. İçlerinde birde Geyveli Er Ali vardı. ‘da 91 yıl önce Gazi Mustafa Kemal ile birlikte Samsun’a adım atanlardan oldu. Bugün mezarı “meçhul” ve memleketinde adına bir anıt ya da kitabesi dahi yok. Osman Nuri oğlu Ali Faik Efendi (kıdemli çavuş),İbrahim İzzet oğlu Átıf (kıdemsiz çavuş), Aydınlı Ali oğlu Musa (çavuş),Konyalı Mustafa oğlu Kemal (çavuş), Konyalı Kemal oğlu Mustafa (çavuş), Sivaslı Ali oğlu Rıfat (onbaşı), Sivaslı Rıfat oğlu Ali (onbaşı),Çatalcalı Tevfik oğlu Âdem (onbaşı), Sincanlı Hüseyin oğlu Mehmed (er), Sincanlı Ahmed oğlu Emin (er), Sincanlı Mustafa oğlu İsmail (er), Sincanlı İbrahim oğlu Ömer (er), Alanyalı Kerim oğlu Mehmed (er), Sungurlulu Hasan oğlu Elvan (er), Geredeli Mehmed oğlu Mehmed (er), Mudurnulu Mehmed oğlu Durmuş (er), Geyveli Mehmed oğlu Ali (er), Geredeli Şakir oğlu Nuri (er), Akhisarlı Hasan oğlu Hüseyin (er), Tokatlı Abdullah oğlu Mehmed (er), Divrikli Abdullah oğlu Musa (er), Kadıköylü Mehmed oğlu Hasan (er), Yenihanlı Bekir oğlu Mahmud (er), Üsküdarlı İhsan oğlu Mehmed Lütfi (er), İzmirli Abdullah oğlu Ali (er). Hepsi bu… Anlatacak ne varsa varın sonraya kalsın.