15 Temmuz satılmış ruhların intihar teşebbüsüydü30 Temmuz 2016, Cumartesi

Sakarya’da cuntacıların hedefinde olan illerden biriydi. O gece destan yazan Sakaryalılar darbecilere unutulmaz bir ders verdi. Peki, 15 Temmuz gecesi Sakarya’da neler oldu? Darbe gecesi Sakarya’da direniş nasıl başladı ve devam etti. Darbe teşebbüsünün yaşandığı gecenin tanıkları ile konuşmalarımızın ilkini AK Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün ile yaptık. Kent Meydanında direnişi başlatan isimlerden olan Üstün, o geceyi anlatırken FETÖ ile mücadele sürecini ve hainlerin yapmak istediklerini de bizim aracılığımız ile paylaştı. 15 Temmuz’u, “Türkiye’yi yok etmek isteyen satılmış ruhların intihar teşebbüsü” olarak tanımlayan Üstün,  milletin 15 Temmuz’da destan yazdığını ve hainlerin başarılı olması durumunda ülkenin parçalanma tehlikesi altında kalabileceğini de sözlerine ekledi.

·         Direnişi başlattığımızda henüz genel mesajları almamış idik. Kent Meydanı’na çıkarken bizim telaşlı yürüyüşümüze etraftakiler şaşkınlıkla bakıyorlardı.

·         Valiliğe giden otobüslerin birinde de eşim ve kızlarım vardı

·         Meydandaki psikolojimiz de darbeyi önlemeye yönelik, gayretlerimizi ortaya koyduk.

·         Bundan sonra kolay kolay kimse milletin iradesine ters düşecek bir davranışın içerisine giremeyecek

·         Devletin çökme ihtimali ile karşı karşıya kalabilirdik. En kötüsü ise ülkenin parçalanması söz konusu olabilirdi.

·         Darbeyi önlemeye dair inancım tamdı.

 

Türkiye bir darbe teşebbüsü atlattı. Neydi bu yaşadığımız tam olarak?

Bu süreci kısaca tanımlamak gerekirse; Türkiye’yi yok etmek isteyen satılmış ruhların intihar teşebbüsüdür.

 

Sakarya’daydınız sanırım 15 Temmuz gecesi ilk nasıl haber aldınız?

Danışmanlarımızla birlikte Ankara’dan Sakarya’ya yeni gelmiştik. Danışmalarıma istirahat etmeleri için izin verdim. Akşam namazını kılarken, 12 Eylül darbesinde de 8 yıl hücrede hapis yatmış, Manisa Milletvekilimiz Doç. Dr. Selçuk Özdağ, telefonla arayarak, Ayhan Bey, darbe oluyor, hemen tedbirinizi alın diyerek beni haberdar etti.

 

Haber aldıktan sonra ne oldu. Nasıl bir süreç gelişti.

Akşam namazını henüz farzını kılmıştım. İlk önce Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu’nu arayarak, darbe girişimi olduğunu, arkadaşları haberdar etmesini ve bir yerde buluşmamızı söyledim. Namazımı bitirince Zeki Başkanı tekrar arayarak, neye karar verdiğini sordum. Başkan Zeki Toçoğlu, arkadaşların Valilikte küçük bir kriz masası kuralım dediklerini intikalen söyledi. Ben de cevaben darbecilerin ilk basacakları yerin Valilik olacağını, şehrin yöneticilerinin tutuklanması durumunda direnişin organize edilemeyeceğini bunun yerine partide buluşarak, topluca kent meydanına çıkılması gerektiğini ve meydanda bu direnişin organize edilebileceğini söyledim. Evden çıkarken eşime ve çocuklarıma arkamdan kent meydanına gelmelerini söyledim. Kendim de arabaya atlayarak Ak parti binasına gittim. Ben, Zeki başkan, il başkanı ve bir kısım il yöneticileri ile il binasından kent meydanına doğru İtfaiye Caddesi’nden yürümeye başladık. Direnişi başlattığımızda henüz genel mesajları almamış idik. Kent Meydanı’na çıkarken bizim telaşlı yürüyüşümüze etraftakiler şaşkınlıkla bakıyorlardı. Hatta akşam yemeklerini lokantada yiyen hemşehrilerimiz ne olduğunu sordular, darbe oluyor dediğimizde bize komik bir yüz ifadesi ile bakıyorlardı. Kent meydanına girerken yanımda bir il yöneticisi, telefonu kulağıma uzattı. Bir yerel gazeteci, şu anda valilik binasını darbecilerin kuşattığını haber verdi. Bende darbecilerin kaç kişi olduğunu sordum, cevap veremedi. Araçları sordum; üç otobüs, iki kamyonet, iki tank ve bir ZBT zırhlı aracın olduğunu söyledi. Ve darbecilerin tahminen 200 kişi olduklarını düşündüm. Son olarak Kent Meydanı’nda kuvvet toplayacağımızı ve valilik binasına da müdahale edeceğimizi söyledim.

 

Anladığım kadarı ile meydanda bir direniş merkezi kuruluyor. Siz, Büyükşehir Belediye Başkanımız ve milletvekilleri hep oradan koordine ediyorsunuz direnişi. Böyle mi oldu?

Kent Meydanı’na girdiğimizde yürüyüşümüze katılanlarla bir birlikte 50 kişilik bir kalabalığımız vardı. Yürüyüş esnasında herkesi telefonlarla Kent Meydanına yönlendiriyorduk. Çağrı yapıyorduk. Kısa süre içerisinde Kent Meydanı’nda kalabalık artarak 10 binlere ulaştı. Milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, STK’lar ve toplumun değişik kesimlerinden Sakaryalı hemşehrilerimiz Kent Meydanı’nı doldurdu. Burada ayaküstü bir kriz masası oluşturduk. Toplumu doğru yönlendirmek için küçük bir platform ve ses sistemi kurduk. Yeterince kuvvet toplandığını görünce Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeki Toçoğlu, 10 tane büyük otobüs çağırdı, Otobüslerin 8’i Valiliğe, ikisini ise Emniyet Müdürlüğü’ne yönlendirdik. Valiliğe giden otobüslerin birinde de eşim ve kızlarım vardı.

 

Kent Meydanında ilk konuşmanızın videosu internette sıkça paylaşılıyor. Orada neler hissettiniz. Yani ‘darbe oldu eyvah’ dediniz mi?

Ben de videodan sonradan haberdar oldum. Videoyu çağrımız üzerine meydana gelen ve etrafımıza toplanan lise öğrencileri çekmiş. Darbelerden çok çektiğimiz için Milletvekillimiz Selçuk Özdağ’ın telefonu ile darbe olduğuna inandım. Meydandaki psikolojimiz de darbeyi önlemeye yönelik, gayretlerimizi ortaya koyduk. Darbeyi önlemeye dair inancım tamdı.

 

Sakarya Valiliğin kuşatıldığı az sayıda kentten biriydi. Neydi Sakarya’nın önemi?

Sakarya muhafazakâr bir yer olarak bilinir. Burada direnişin olabileceğini tahmin ettiklerinden, valilik gibi sembolik kurumların ele geçirildiğinde direşin kırılabileceğini tahmin etmiş, o yüzden kuşatmış olabilirler.

 

O gece Sakarya halkı büyük bir destan yazdı. Darbecilere geçit vermedi. Siz nasıl tanımlıyorsunuz bu direnişi?

Milli iradenin gerçek anlamının kavranması olarak görüyorum. Millet önceden sadece oy atmakla milli iradenin tecelli ettiğini düşünüyordu. Yıllar geçtikçe milletimiz daha da bilinçlendi. Milli iradenin, her daim sahip çıkılması gereken bir kavram olduğunu bu direnişte gösterdi. Bundan sonra kolay kolay kimse milletin iradesine ters düşecek bir davranışın içerisine giremeyecektir.

 

Siz meclise de gittiniz. Gazi Meclis bile bombalandı. Orada nasıldı durumlar?

Darbenin sabahında meclis başkanının çağrısıyla derhal Ankara’ya intikal ettik. Meclise vardığımızda meclis yerleşkesi savaş alanına dönmüştü. Çok sayıda bomba atılmış. Tarihi bina bombalarla harap olmuştu. Bombalardan birisi meclis bahçesine düşmüş. 50 metre yarıçaplı alandaki tüm ağaçları yakmıştı. Gözü dönmüş bu hainler, AK Parti, CHP, MHP demeden, milletvekilleri meclisteyken bombaları milletin temsilcilerinin üzerine yağdırdılar. Aslında atılan bombalar 79 milyon vatandaşımızın üzerine atılıyordu. Bunların düşmanının Türkiye olduğu çok açıktı. Meclisin manevi şahsiyetine saldırmaları, Türkiye’ye duydukları hınçtandır.

 

Şimdi FETÖ ile mücadele süreci var. Bu örgütün üzerine kararlılıkla gidilecek mi?

Bu kadar verilen şehitten ve gazilerimizden sonra Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi bu konuda hiçbir merhamet gösterilmeyecek. Tüm FETÖ’cüler kamu kurumlarından jiletle kazınır gibi kazınacak. Tabi ki bu işlemler yapılırken adaletten şaşmama ve hakkaniyetten ayrılmama temel prensibimiz olmalıdır.

 

Sakarya’da da çok sayıda operasyon yapılıyor. Şehirde oldukça yuvalanmış FETÖ’cüler. Kendini gizleyen örgüt mensuplarını ele geçirmek oldukça zor olacak sanırım?

Sakarya’da operasyonlar başladı. İllerde valilikler ve OHAL İl Koordinasyon Kurulu ve ardından Disiplin Kurulu bu süreçleri yürütecek. Bizim arzumuz süreçleri sarkıtmadan titiz bir çalışma yapılarak, operasyonların hukuk içerisinde tamamlanmasıdır.

 

SAÜ’de bir öğretim üyesi Akıncı Üssünde yakalandı. FETÖ’nün asker imamı olduğu söyleniyor…

Şimdi anlıyoruz ki bu takiyyeci ve gizli yapı, her kuruma bir imam atamış. Akıncı Üssü gibi stratejik askeri ve kapalı bir kuruma Sakarya’dan bir imam atayabilmişler. Bu imamın fonksiyonunu bilmemekle birlikte darbeye dini bir meşruiyet sağlama çabası içerisinde olduğunu anlıyoruz. Burada dikkat edici bir husus da Akıncı Üssü’nde yakalanmasına rağmen uyduruk bir ifade ile savcı tarafından serbest bırakılmış olması, bunun FETÖ’cüler için ne kadar değerli bir şahıs olduğunu ortaya koymaktır.

 

Söz konusu vatan olunca iktidar ve muhalefetin işbirliği yaptığını gördük 15 Temmuz sonrasında. Bu normalleşmek için önemli bir adım sayılır mı ve devam etmeli mi?

15 Temmuz direnişine toplumun her kesiminden insanın katılmış olduğunu biliyoruz. ‘Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır’ sözü burada ete ve kemiğe bürünmüştür. Elbette bu olumlu havayı bundan sonra da devam ettirmek gerekir. Memleketimizin normalleşmeye ihtiyacı var. Ülkenin diğer meselelerinin çözümünde de ortak tavırlar geliştirebiliriz. Bizler 79 milyon aynı geminin yolcularıyız. Farklılıklarımıza saygı göstererek, birlikte yaşamayı başarabilmeliyiz.

 

Son olarak. Allah korusun bu hainler başarılı olup darbe gerçekleşseydi. Bugün nasıl sonuçlar ile karışılacaktık?

Bu hainler başarılı olsa idi, kısa süreli ama yıkıcı olurdu. Şahadeti göze almış milletimiz, ülkeyi geri almak için şiddetli bir mücadeleye girişirdi. Bu da iç savaşı beraberinde getirir ve çok daha fazla kan akardı. Devletin çökme ihtimali ile karşı karşıya kalabilirdik. En kötüsü ise ülkenin parçalanması söz konusu olabilirdi. Milletimizin şanlı direnişi ve Rabbimizin yardımı ile bütün bu olumsuzluklardan ülkemizi kurtarmış olduk. Bu darbe girişimini millet önledi. Muzaffer milletimize bir kez daha teşekkür ediyor, Cenabı Allah’a Hamd ediyoruz.  

Bu haber toplam 8662 defa okundu.