Türkiye başkomutanına sahip çıkarak belayı defetti 15 Ağustos 2016, Pazartesi

Darbe teşebbüsü gecesi valiliğin işgalinden, Kent Meydanındaki direnişe kadar birçok yerde önemli müdahalelerde bulunan isen, “şartlar gerektirdi tankın üzerine çıktım, elbette gerekirse tekrar çıkarım ama Allah bu milleti ve bizi yeniden tankın üzerine çıkmak, yeniden böyle bir gazi Meclis’e muhatap olmak durumunda bırakmasın. İnşallah bunlar bizim tarihimizden ebediyen silinmiş olsun ve bir daha böyle hadiselerle karşılaşmayalım” dedi.  Darbe girişiminin başarılı olması durumunda Türkiye’nin bölünebileceğini ifade eden İsen, “Milletimiz çok kendisinden beklenen sağduyu ile hareket etti .Türkiye Sayın Cumhurbaşkanının kendisinden beklenen bu cesareti ve kararlı tutumu ve halkımızın Başkomutanına bu kadar tereddütsüz sahip çıkışı ile bu belayı defetti” diye konuştu.

 

·         Evden helalleşerek ayrılıp partiye geldim

·         Ben ileriye doğru yürüdüm. Bir anda kendimizi valilik makam masasının üzerinde bulduk

·         Biz tankın üzerinde iken bir ara tank çalıştı ve etrafta bir panik oluştu daha sonra müdahale ederek tank durduruldu

·         Vali Bey, doğru bir kararla o ana kadar olan yönlendirmeyi başka bir merkezden yapmıştı

·         Talat Aydemir davası başta olmak üzere bu gibi teşebbüslerde bulunanlara idam cezası da verdik. Etkili olmadı. Burada kültürü ortadan kaldırmak ve ideoloji üreten kurumları ortadan kaldırmak lazım

 

Darbe Teşebbüsü Haberini Nasıl Aldınız? Nasıl Bir Süreç Yaşadınız?

15 Temmuz günü Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Bey şehrimize gelecekti.  Onunla birlikte gün boyu Sakarya’da müzenin açılışına ve birtakım etkinliklere katıldık.  Nabi Bey’i uğurladıktan sonra da eski vekilimiz Ali İnci Bey’in kızının düğünü için Hendek’e gittim. Nikah kıyıldıktan sonra Hendek’ten ayrılıp Sapanca’ya doğru yola çıktık.  O günlerde Akyazı sapağından itibaren TEM,  bakım çalışmaları dolayısıyla kapalıydı ve araçlar E-5’e yönlendiriliyordu.  E-5’e döndüğümüzde,  partili milletvekillerimizin haberleştikleri bir grup var, buradan birtakım haberler akmaya başladı. Bunlar öncelikle bir şaşkınlığı ve endişeyi bildiren haberlerdi. Akabinde yine irtibatlı olduğum kişilerden, mesela Ankara’da uçakların alçaktan uçmaya başladığını,  bir olağanüstü durumun mevcut olduğunu ifade eden haberler gelmeye başladı. Kısa bir süre sonra da Anadolu Ajansında bir yakınım var, onun vasıtasıyla işin daha ciddi bir konuma dönüştüğünü öğrendim.

 

Sonra ne oldu peki?

Bu arada eve gelmiştim ve sürecin ne olabileceğini ailece değerlendirmeye başladık. Sonuçta yedi müdahaleye tanıklık etmiş bir aileydik ve bunun sonuçlarını hesap edebiliyorduk. Bu aşamada İl Başkanından bir mesaj geldi ve partide toplanılmakta olduğunu bildirdi. Evden helalleşerek ayrılıp partiye geldim. Daha binaya girmeden Kent Meydanı’na gidiyoruz dendi.  Meydana doğru yürüdük. Yaklaşık beş yüz ila bin kişi kadar bir kalabalık oraya toplanmaya başlamıştı ama her dakika kalabalık artıyordu. Herkes şaşkındı. Bu söylediklerim 23.00 civarı. Orada olan Belediye Başkanımız, Milletvekillerimiz ve İl Başkanımızla ayaküstü değerlendirmeler yaptık. Camileri açtıralım buralardan duyurularda bulunalım halkı davet edelim şeklinde görüşler oluştu ve bunun uygulaması için gereken adımlar atıldı.

 

Valiliğin hainler tarafından kuşatılması bu saatlerde duyulmuştu değil mi?

Evet. O sırada valiliğin işgal edildiği ve buna yönelik bir operasyon yapılması gerektiğine dair karara varıldı. Büyükşehir belediyesi otobüsler getirtti. Bazı arkadaşlar o otobüslere bindi. Biz de Milletvekili Recep Uncuoğlu ile birlikte eski yönetim kurulu üyesi Yusuf Bey’in arabasına bindik. Valilik yolunun çok kalabalık olmasından dolayı Karakamış üzerinden buraya ulaştık.  Ben valiliğin bahçe kapısına doğru yaklaştığımda artık zırhlı araçlar tesirsiz hale getirilmişti. Bahçeye girdiğimizde çevremizde tezahüratlarda bulunan, tekbir getiren binlerce insan vardı.  Çevremizdekiler bir koridor açarak binaya ulaşmamızı sağladılar. Valiliğin kapısına geldiğimde yetkili olarak gördüğüm ilk kişi Serdivan Belediye Başkanımız Yusuf Alemdar Bey’di. Bina girişi savaştan çıkmış gibiydi; camlar yere inmiş, kapılar kırılmış merdivenler biraz yarı çamur içinde, toz toprak içinde. Yukarı kata çıktık, vali beyin odası bir işgalden kurtarılmış olmanın gururu ve heyecanı içinde coşkulu bir kalabalıkla doluydu. Ben ileriye doğru yürüdüm. Bir anda kendimizi valilik makam masasının üzerinde bulduk. Yine ağlayanlar, birbirine sarılanlar, tekbir getirenler, slogan atanlar, müthiş bir heyecan. Bir süre orada kaldıktan sonra valilikten ayrılıp meydana dönmek üzere bahçeye çıktık. Bunlar birle bir buçuk arası olan olaylar.

 

Siyasi tarzınız son derece ılımlı ve kibar, ancak konu darbe olunca sizin bile sınırlarınızı aştığınızı duyduk. Bir tankın üzerine çıkma konusu var. Bunu sizden dinlesek…

Bahçedeki büyük kalabalığı yararak valilik binasından çıktıktan sonra yola doğru yürüdük. Bina çıkışında zırhlı araçlar derdest edilmiş, vatandaşlarımız üzerlerinde ve yine sevinç çığlıkları.  Yaklaştığımızda hemşehrilerimizin tezahüratları arasında Recep Bey’le birlikte kendimizi tankın üzerinde bulduk. Herkeste büyük bir coşku ve büyük bir öfke vardı. Orada çevremizdeki insanlarla konuştuk, hissiyatlarını paylaştık ve onların heyecanlarına bir anlamda iştirak ettik. Biz tankın üzerinde iken bir ara tank çalıştı ve etrafta bir panik oluştu daha sonra müdahale ederek tank durduruldu. Ben gerçekten o akşam insanların bir sel halinde nasıl hedefe kilitlendiklerini, nasıl hiçbir şeyi hesaba katmadan kararlı yürüdüklerini ve bu kararlılığın önünde hiçbir şeyin duramayacağını yaşayarak gördüm. Bir tankın üzerine çıkmanın ne manaya geldiğini ancak böyle bir psikoloji içinde anlamak mümkün. Bu bir oyun değildi çünkü bizden önce yaralanan arkadaşlarımız vardı. O psikoloji içinde artık bir tehlikeyle mi karşılaşacaksınız, ölüm dahil ciddi bir sorunla mı karşılaşacaksınız, bunların hiçbirinin düşünülmediğine açıkçası ben tanık oldum. Daha sonra tankın üzerinden inerek burada daha fazla yapılabilecek bir şey yok yeniden meydana dönelim dedik. Fakat dönerken o yoğunlukta Recep Bey ile birbirimizi kaybettik ve ben hiç tanımadığım bir Kango model araçla meydana döndüm.

 

Meydanda o sırada nasıldı hava ve neler oldu?

Meydana ikinci gelişimizde zannediyorum ki saat iki buçuk sularıydı. Artık Sayın Cumhurbaşkanımız konuşmuş, her taraftan salalar yükseliyor adeta bütün şehir meydanda. Burada da iyi kötü bir ses düzeni oluşturulmuştu, bir sahne, en azından bir yükselti meydana getirilmişti. İnsanları daha yönlendirecek birtakım konuşmalar yapılmaya başlanmıştı. O çerçevede başta Büyükşehir Belediye Başkanımız olmak üzere daha vaziyete hakim bir tablonun var olmaya başladığını söyleyebilirim. Sonra herhalde saat üçten sonraydı, Belediye Başkanımız, Vali Bey valiliğe geldi oraya gidelim hocam dedi. Biz bu defa Büyükşehir Belediye Başkanımızla birlikte ikinci defa valiliğe geldik. Vali Bey, doğru bir kararla o ana kadar olan yönlendirmeyi başka bir merkezden yapmıştı. İkinci defa valiliğe geldiğimizde Vali Bey arka odada daha duruma vaziyet edecek bir konumda, yanında Emniyet Müdürümüz var onlara birtakım talimatlar veriyordu. Bu çerçevede Büyükşehir Belediye Başkanımıza başkanım askeri birliklerin elektriklerini keselim, sularını keselim bunların önüne birtakım araçları çekelim hem psikolojik olarak hem de fiziki olarak çıkışları engelleyecek birtakım kararlar alalım dedi ve bunlar anında yerine getirildi. Akabinde tekrar meydana döndük. Daha sonra vatandaşlarımızın büyük bir bölümü tugayın önüne gittiler. Olayın sorumluları artık emniyet aracılığıyla teslim alınmıştı.  Ben o saatten itibaren durumun büyük ölçüde olumluya döndüğünü ve hainlerin hedeflerine ulaşamayacaklarını, en azından Sakarya ölçeğinde bu işe kalkışanların derdest edildiğini gördüm. Olayları biraz daha sağlıklı izlemek açısından da altı sularında eve döndüm ve bir miktar evden takip ettik gelişmeleri. Saat sekizden sonra Türkiye çapında da olayın normalleşmeye başladığına tanık oldum.

 

Gazi Meclis dahi bombalandı. Ne duruma gelmişti meclisimiz.

Cumartesi sabahı Meclis’in toplanacağına dair bilgiler ulaştı ve Ankara’ya müteveccihen yola çıktık.  Çok sınırlı sayıda araç vardı yolda. Ben o yolu çok sık kullandığım için normal trafiğinin çok altında bir seyrüsefer çerçevesi içinde Ankara’ya geldik. Eşim de benimle Meclis’e gelmek istediğini söyledi. Birlikte hareket ettik ama her gün kullandığımız Genelkurmay önündeki yolu kullanamadık çünkü yol kapalıydı ve orada olayın vahameti daha net bir şekilde açıkça görülüyordu. Başka yolları kullanarak Meclis’e geldik ki Meclis tam bir felaket görüntüsü içindeydi. Burada şu hususa dikkat çekmek istiyorum, çağımıza biz iletişim çağı diyoruz, olan biteni iletişim araçları anında görsel olarak da iletiyor. Fakat ben bu görüntülerin gerçeği yansıtmak konusunda çok yetersiz kaldığını başka örneklerle de biliyordum ama bu Meclis hadisesiyle bir kere daha gayet net bir şekilde gördüm. Meclis hakikatten kelimenin tam anlamıyla savaştan çıkmış gibiydi. Özellikle kulisler, binayı ayakta tutan ana kolonlar, Meclis’i bilenler bilir dev kolonlar vardır, o dev kolonların böyle simit gibi kıvrıldığına tanıklık ettik. Güzel bir bahçesi vardır,   bahçeye düşen bombanın etkisiyle ağaçların nasıl darmadağın olduğuna tanıklık ettim. Bombaların isabet ettiği araçların nasıl binlerce kıvrıma dönüştüğüne şahit olduk. Sayın Başbakanın odası isabet almıştı, perişan vaziyetteydi. Bizim AK Parti grup toplantı salonunun önemli bir bölümü isabet almıştı. Şeref kapısının o görkemli kapıları eğilmiş bükülmüş vaziyetteydi. O görüntülerle Meclis’e girdik. Eşim dinleyici locasına ben genel kurula geçtim. Başkan saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile oturumu açtı. Herkes gözyaşları içinde belki de hayatının en duygulu İstiklal Marşını okudu. Emekli bir öğretmen olan eşim bu durumu daha sonra ben hayatım boyunca binlerce kez çocuklara bu marşı öğrettim, birlikte okuduk. Ama hiç böyle bir İstiklal Marşı okumadım diye ifade edecekti.  Meclis’te gerçekten çok kararlı bir mücadelenin verildiği o akşam burada olan arkadaşlarımız tarafından anlatıldı. Ankara’nın başkent olması itibariyle daha önemli bir hedef olduğu açıktı. Çok yakınlarımdan birisi o akşam jandarmanın önünde bulunmuş ve kıl payı ölümden dönmüş.

 

Siz burada bir heyetle inceleme yaptınız sanırım? Ne içindi bu inceleme

Meclis’teki ortaya çıkan bu vahim tablonun iletişim araçlarıyla gerektiği kadar iyi yansıtılamadığına tanık olduktan sonra, kendi çevremde ve bu işlere duyarlı olan çok sayıda arkadaşımı bu durumu görmeleri için davet ettim. Onlara gezdirdim Meclis’i, hatta başka birtakım Başkanlığa önerilerim de oldu. Özellikle yabancı basın mensuplarına yönelik bir info-tur düzenlenmesini önerdim. Bu meyanda da UNESCO Türkiye Milli Komisyonunun hem dünyadaki partnerlerine bu durumu yansıtmasını sağlaması açısından, hem de burası üstün evrensel değere sahip mimari eser olduğu için bu mimari yapının nasıl bir taarruza maruz kaldığını göstermek açısından UNESCO’nun Milli Komite Başkanı ve Başkan Vekilini davet ederek onların da yerinde incelemeler yapmalarına vesile oldum. Onlar bu bilgileri daha sonra dünyayla da paylaştılar.

 

Sonuçta FETÖ’cü hainler başarılı olamadı, şimdi bir hesap sorma süreci başladı. Bu süreç nasıl devam ediyor?

Tabii burada iki hususa dikkat çekmek lazım. Bu hareketin içinde olanların en ağır şekilde cezalandırılması lazım. Bunda hiç kimsenin kuşkusu yok. Hatta tersine bir durum olursa şehitlerimizin ve gazilerimizin bize haklarını helal etmeyeceklerini düşünüyorum. Ama burada kurunun yanında yaşın da yanmaması için eleklerin çok iyi ayarlanması, karar verici arkadaşların ona göre hareket etmeleri gerekir. Böyle de yapılıyor. Bu konuda bize intikal eden iki türlü de şikayetler var. Bu işlere karışan şunlar şunlar henüz bir işlem görmedi diye gelen şikayetler olduğu gibi, bir de ya hiç alakası olmayan insanlar birtakım soruşturmalara muhatap oluyorlar gibi bir akış var. Bence bu iki konuda da karar vericilerin çok çok dikkatli olması lazım.

 

Darbe teşebbüsü sonrası OHAL ilan edildi ve çok önemli KHK’lar yayımlanarak bir yenilenme süreci yaşıyoruz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şuna vurgu yapmak istiyorum benim de sıklıkla değerlendirdiğim Yeni Türkiye kavramının içinin şimdi doldurulmaya başlandığı kanaatindeyim. 1826 yılı bizim tarihimizde çok önemlidir. Yeniçeriliğin ilgası tarihidir biliyorsunuz, bizim tarihçilerimiz buna Vaka-i Hayriye adını vermişlerdir, yani hayırlı iş anlamında. 1826 sonrası ortaya çıkan devlet-asker, asker-sivil ilişkileri aşağı yukarı günümüze kadar bu yapı üzerinden yürüdü. Ben burada yeni bir sayfa açıldığını çok net görüyorum. Şunu söylemek istiyorum, biz Talat Aydemir davası başta olmak üzere bu gibi teşebbüslerde bulunanlara idam cezası da verdik. Etkili olmadı. Burada kültürü ortadan kaldırmak ve ideoloji üreten kurumları ortadan kaldırmak lazım,  ancak bundan sonra darbelere tanık olmamayı sağlayabiliriz. Bu dönemde bu nitelikteki kararların alındığı kanaatindeyim. Teker teker gündeme getirebilirim ama topyekûn özellikle ikinci kararnamenin bu konuda Türkiye’nin uzun yıllar hayatını etkileyecek çok önemli ve çok yerinde bir yapılanma olduğunu düşünüyorum. Bu şerden hayır doğmuştur. Bence ihtilallere kalkışmayı doğurabilecek ortam şimdi bertaraf edildi ve bu Türkiye’nin çok hayrına olmuştur.

 

Peki bu hainler başarılı olsaydı şu anda ne gibi tehlikeler yaşıyor olurduk.

Bunu düşünmek bile istemiyorum. Türkiye bunlara gene teslim olmazdı. Müthiş bir iç mücadele başlardı, Allah korusun Türkiye bölünürdü, ülkenin pek çok noktasına darağaçları kurulurdu, hayal bile edemeyeceğimiz birtakım olumsuz sonuçlarla karşılaşırdık. Çok şükür... Zannedildiği gibi bu amatör bir hareket değil. Yani bu iyi planlanmış bir hareket ama Allah ayaklarına doladı pek çok şeyi. Milletimiz çok kendisinden beklenen sağduyu ile hareket etti ve Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle o konuşmasıyla harekete yön verdi, hareketi tetikledi, halkın bu hareketine yön verdi. Türkiye Sayın Cumhurbaşkanının kendisinden beklenen bu cesareti ve kararlı tutumu ve halkımızın Başkomutanına bu kadar tereddütsüz sahip çıkışı ile bu belayı defetti.

 

Son olarak, o gece milletimiz destan yazdı. Siz neler söylemek istersiniz.

Mehmet Akif’in İstiklal Marşı için söylediği bir söz var:  Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın diyor. Yani ben de şartlar gerektirdi tankın üzerine çıktım, elbette gerekirse tekrar çıkarım ama Allah bu milleti ve bizi yeniden tankın üzerine çıkmak, yeniden böyle bir gazi Meclis’e muhatap olmak durumunda bırakmasın. İnşallah bunlar bizim tarihimizden ebediyen silinmiş olsun ve bir daha böyle hadiselerle karşılaşmayalım. Bence asıl o akşam milletimiz canı pahasına fevkalade büyük bir direniş gösterdi sonrasında da bu salabetine ne kadar sahip çıktığını ve çıkacağını yirmi yedi gün devam eden nöbetleriyle aynı şekilde sürdürdü. Bu meselede şerden hayır doğduğuna kaniyim.  Bir kere Türkiye’deki bu asker-sivil,  devlet-asker ilişkilerinin yeniden tanzimi noktasında çok önemli ve çok radikal kararlar alınmasına vesile oldu. İki, Türk Milletinin gerçekten millet olduğuna bir kere daha tanıklık etme imkanı bulduk. Üç, bizim tarihe mal olmuş birtakım büyük kahramanlarımızın gerçekten birer mitolojik kahraman olmadığını, onların nasıl canla başla mücadele ederek bu vatanı bize armağan bıraktıklarını, yeniden onların torunlarının da gerektiğinde aynı şekilde mücadeleye kararlı olduklarını gösterme fırsatı bulduk. Ben milletimizin bu hassasiyetlerine ve hasletlerine bir kez daha tanık olmaktan dolayı çok gurur duyduğumu, memnun olduğumu, bu şahitlikten haz duyduğumu ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle de biraz mesleğimle ilgili bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Biz gerek Mehmet Akif Ersoy’un, gerek Arif Nihat Asya’nın, Orhan Şaik Gökyay’ın gerekse yakın dönemdeki başka şairlerin, kendi yaşadıkları dönemdeki kahramanlıkları anlattıkları o güzel şiirlerin ortam değiştikten sonra daha çok estetik hususiyetlerine bakarak bunların o kadar büyük bir kıymete haiz olmadıkları gibi bir kanaate ulaşmıştık. Oysa bu şiirlerin toplumla ne kadar bütünleştiğini ve toplumu ne kadar iyi ifade ettiğini, onların da Türk toplumunu ne kadar iyi tanıdıklarını bir kez daha gördük. Bu durum edebiyat ve sanatın toplum hayatındaki rolünü, yerini bize bir kez daha hatırlattığı için ayrıca mesleğim açısından da memnun olduğumu ifade etmek istiyorum.

Bu haber toplam 5149 defa okundu.