ANLAT BELKİ ROMAN OLUR30 Haziran 2020, Salı

Teknolojinin henüz bu kadar gelişmediği ve akıllı telefonların hayatımıza girmediği dönemlerde elimiz kalem kağıt tutardı. Çoğu zaman anlatmak istediklerimizi ve anlatamadıklarımızı, günün sonunda günlük adı verilen defterlere yazarak anlatırdık. Edebiyatın bu dönemde de olduğu gibi her dönemde insanı rahatlatıcı, geliştirici ve telkin edici dönüşümlerinden hemen herkes bir şekilde yararlanırdı. Kimi okur, kimi yazar, kimi ise çizerek kendini ifade ederdi. Yüreğimize dokunan şairlerimiz, ozanlarımız ve ressamlarımız hep geçmiş zamana aittir. İsimlerini hala nesilden nesile aktarırız. Peki, yenileri ne zaman çıkacak ve yüreğimize ne zaman tekrar dokunacak. Geçmiş tarihimiz çok kıymetli nice isimleri konu ederken, ne ara sadece emojiler ile anlaşan bir insan topluluğu ortaya çıktı. Bunların cevabı çok kolay ve hepimizin bildiği cevaplardır aslında. Teknolojinin faydalarını abartıp, olumlu dönüşümü, olumsuz olarak kendi iç dünyamıza çevirmemizle ilgilidir. Yazı günümüzde de popülerliğini kaybetmese de biraz sekteye uğradı. Günlük tutmak gibi alışkanlıklar neredeyse çoğu insanın gündeminde bile yok artık. Oysaki yazının serüveni kalem ve kağıdın olmadığı zamanlarda bile mağaralarda ki taş tabletlere işlenerek duygular ve düşünceler günümüze kadar ulaşmadı mı? O zamanın imkansızlığında bile yazı cazibesini kaybetmemişken şimdi nasıl oluyor da yazmaya üşenilen bir zaman içinde yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı gelişiyor ki bu zaman akışında telefonların klavyesi bile kullanılmamaya başlandı. Bizi yansıtmayan, geçmişimize ayna tutmayan davranışlar, yaşam şeklimiz haline geldi. Artık emojilerle gülüyor, emojilerle utanıyor, emojilerle ağlıyoruz. 

Yazmaya üşenen bir toplum olma yolunda hızla yol alıyor olmamız, aslında sosyal olmaktan da bir o kadar gerilediğimiz anlamına geliyor.  Sosyal olmaktan uzaklaşmak, beraberinde en az kelimeyle anlaşan bir topluluğun ortaya çıkması anlamına geliyor. İki lafın belini kırmak yerine, parlak ekranlardaki sanal hayatın akışını izlemek ilk tercihimiz haline geldi. Türkçe kelime dağarcının daralması, nerdeyse ortalama 300 kelimeyle konuşuyor olmamız acı bir durum. Yazmayan ve okumayan insanların, sadece internette dolaşan duvar yazılarıyla kelime dağarcığının gelişmesini beklemek trajikomik bir olaydır.

 Her şeyin fazlasının zarar olduğunu, eksilen kelimelerimizden anlamak mümkündür. İnsan yazmalı, okumalı, izlemelidir. Odak noktasını tek bir yöne bakarak, görüş açısını kısıtlamamalıdır. Her şeyi yeteri kadar kullanmalıdır. Geçmişteki insanların nasıl akıcı, düzgün ve kaliteli konuşmalarında ki o sırrı biliyoruz. Aslında bu sırrın sır olmadığını da gayet iyi biliyoruz. Kendimizi geliştirmek ve onlar gibi düzgün ve akıcı konuşmak, başımızı akıllı telefonların parlak ekranlarından kaldırıp, biraz da gözlerimizdeki ışığı kitap sayfalarına çevirmekten ve gerçek bilgiye biraz uğraşarak, emek vererek ve gerçekliğini sorgulayarak elde etmekten geçiyor.

 Zamanı tutmak ve geçmişte insanlara iyi gelen aktiviteleri, tekrar hayatımızın bir parçası yapmak yine bizlerin elinde olan bir durumdur. Kendimize bir günlük alarak, yazının o inanılmaz rahatlatıcı serüvenine katılmak için geç kalmış sayılmayız. Ebeveynler de çocuklarına şirin bir defter alarak onları da bu eşsiz dünyaya dahil edebilirler.

 Yazının büyüsü ile gülümseme zamanı geldi de geçiyor. Şimdi gülümsemenizi ekranlarda ki emojilerden alıp, yüzünüze yerleştirme zamanı. Yazıyorum gülümseyin.

Instagram / kaderr_cakr

Twitter / kaderr_cakr