HAFTADA BİR yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

HAFTADA BİR27 Temmuz 2020, Pazartesi

ÇOK ŞÜKÜR AYASOFYA!

Çok şükür Ayasofya’mıza kavuştuk…

Yüzbinlerce insan Ayasofya’da gözyaşları ile saf tuttu.

Dünyanın dört bir yanında şükür namazları kılındı.

İstanbul fethedildiğinde, Ayasofya’da İlk Cuma kılındığında, aynı gözyaşları döküldü, aynı şükür secdeleri yapıldı.

O zaman Bizans İmparatorluğu yıkılmış, yeni bir çağ açılmıştı…

1453 yılından beri Camii olarak hizmet veren, kılıçla hutbe okunan Ayasofya, 1935 yılında sözde Bakanlar Kurulu kararı ile müze oldu!

Ayasofya o günden, bugüne 85 yıl mahzun kaldı.

Neden Ayasofya?

Senin uğrunda binlerce şehit vermedik mi biz?

Sen bize Fatih Sultan Mehmed hanın vakıf emaneti değil miydin?

Senin tapunda "Ayasofya-yı Kebir Camii Şerifi"  ve sahibinin kim olduğu yazmıyor muydu?

Neden seni müze yaptılar?

Bu soruya cevap veremeyenler, Diyanet İşleri başkanı Ali Erbaş’ın fethin sembolü kılıçla hutbeye çıkmasına ve yaptığı konuşmaya takılmışlar.

Hutbe konuşmasında “Fatih Sultan Mehmed Han, gözbebeği olan bu muhteşem mabedi kıyamete kadar cami olmak kaydıyla vakfedip müminlere emanet bırakmıştır. Bizim inancımızda vakıf malı, dokunulmazdır, dokunanı yakar; vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar. ”ifadelerini kullanan başkan, yanlış olan ne söz söylemiş?

Vakıf malının önemine değinmiş…

Kim olursan ol ama vakıf malına dokunma demiş…

Ayasofya ’yanın yeniden ibadete açılmasının milletimize verdiği manevi havayı ve ruhu bozmaya kimsenin hakkı yok…

Mesele Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Ayasofya'da cuma hutbesine kılıçla çıkması ve söyledikleri değil.

Asıl mesele kendilerine koruma kalkanı yaparak, arkasına sığınılan isimle "Bugün İstanbul'da gerçekleşen şey güç değil, zayıflık göstergesidir" diyen Miçotakis zihniyetidir.

 “Ayasofya öyle açılacak ki, bu millete iyilik ettiği sanılan kötülerle, kötülük ettiği sanılan iyilerin gizli dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçirilecek.” diyen üstad Necip Fazıl ‘ı sözünü de unutmuyoruz…

Çok şükür Ayasofya,

Mabedin de alnı secdeye varan müminlere yeniden kavuştun.

Rabbimize binlerce şükürler olsun…

DİYAR-I AKŞEMSEDDİN

Ayasofya’nın ibadete açıldığı gün Diyar-ı Akşemseddin Göynük'e gittik. İstanbul’un ma’nevî fâtihi ve büyük velî Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın hocası Akşemsettin Hazretleri, Debbağ Dede ve Ömer Sıkkin Hazretlerinin türbelerini ziyaretle Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasının manevi huzurunu yaşadık.

Göynük’te de Ayasofya’nın açılışı ile ilgili bir program düzenlenmişti.

İstanbul’a gidemeyen vatandaşlarımız Bolu ili ve ilçelerinden, komşu ilçelerden Akşemseddin Hazretlerinin huzuruna gelmişlerdi.

Söylenen marşlar, okunan ilahiler ve yapılan dualar ile Ayasofya ruhu Akşemsettin Hazretlerinin huzurunda da yaşatıldı.

Diyar-ı Akşemseddin’de yeniden bir diriliş oldu.

DAĞ BİSİKLETİ MARATON ŞAMPİYONASI

İlimizin Marka değeri olmasına sunacağı katkı şüphesi tartışılmaz.

23-25 Ekim tarihleri arasında ilimizde düzenlenecek olan Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin Cumhurbaşkanlığı himayelerinde ev sahipliği yapacağı 2020 Dünya Dağ Bisikleti Maraton Şampiyonası’nın lansman töreni geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Prof. Dr. İbrahim Kalın’ın da katılımı ile Ayçiçeği Bisiklet Vadisi’nde gerçekleştirildi.

Şampiyonanın Lansman töreninde bile bıraktığı iz ortada…

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Prof. Dr. İbrahim Kalın yaptığı konuşmasında , “Sakarya’mız birçok güzelliği içerisinde barındıran bir şehir. Bu organizasyonu da en güzel şekilde gerçekleştireceğinden eminim. Üstat Necip Fazıl Sakarya şiirinde ‘Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya’ demişti. Bizler görüyoruz ki Sakaryalılar her yerde ayağa kalktı. Bu nedenle bu dev bisiklet organizasyonuna Sakarya’mızın ev sahipliği yapması çok isabetli çünkü Sakarya tarımı, yeşili, doğası ile bu organizasyona en uygun şehirdir. Türkiye’de ve dünyada parmakla gösterilecek bir spor kompleksinin Sakarya’da yapılmış olması gelecekte bu tür dev organizasyonlara ev sahipliği yapılacağının göstergesidir. ’demiş…

Tespit doğru…

Şampiyona sadece Sakarya’mızın değil, ülkemizin de tanıtımına ciddi bir katkı sunacak.

Sakarya’mızın gerekli fiziki mekânları da oluşturarak, farklı alanlarda da dev organizasyonları imza atması gerekiyor.

Geç kalınsa da Sakarya bunu hak ediyor…

KISSADAN HİSSE

Âdem aleyhisselâmdan beri herkes, şu veya bu şekilde tarafını belli etmiştir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Bu iki yol, doğuyla batı gibidir. Sadece, hangi tarafa gideceğini kendisi tercih edecek. Ahirette iki yer var: Cennet ve Cehennem. Üçüncü yer yoktur.

 

Nemrut'un, İbrahim aleyhisselâmı atmak için yaktığı büyük ateşe, bir karınca durmadan su taşırken evliyâ bir zat sorar: "Bu getirdiğin suyla bu ateş söner mi? Bir damla su atıyorsun, tekrar gidip su getiriyorsun. Neden bu kadar yoruluyorsun?"

 

Karınca şöyle cevap verir:

"Ben de biliyorum, ama ben tarafımı belli ediyorum. Ben ateşi söndüren taraftayım."

 

O zat, bir yılanın da devamlı ateşe üflediğini görür. Yılana da sorar: "Sen ne yapıyorsun?" O da şu cevabı verir: "Bu ateşi körüklüyorum ki; ateş alevlenip İbrahim'i hemen yaksın diye."

 

Yani, o da tarafını belli ediyor. O hâlde insanlar iki tarafta. Biri ateşi söndüren, diğeri ateşi körükleyen… Herkes kendine bakacak, ateşi söndüren tarafta mı, körükleyen tarafta mı? Yani tarafını, rengini belli edecek. Renksizlik iyi değildir, başıboşluktur. Sürüden ayrılmış koyun, kurda kuşa yem olur.

 

GÜLÜMSE BİRAZ

Bir tanıdığı Nasreddin hocaya sormuş :’’Eşeğe niye ters bindin Hocam?’’

Hoca istifini bozmadan evaplamış:’’Arkadan gelen tehlikeleri görmek için…’’

Adam yinelemiş:’’Ya önden tehlike gelirse?..’’

Hoca gülmüş: ‘’Onu eşek bile görür.’’

ÖZLÜ SÖZ

“Ayasofya öyle açılacak ki, bu millete iyilik ettiği sanılan kötülerle, kötülük ettiği sanılan iyilerin gizli dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçirilecek.”