BABANIN BEDDUASI yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

BABANIN BEDDUASI23 Ocak 2021, Cumartesi

İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyuruyor:

“Ben babamla birlikte karanlık bir gecede Ka’be’yi tavaf ediyorduk. Ka’be’nin etrafı sakinleşmişti, ziyaretçiler uykuya dalmışlardı. Aniden yürek yakan bir ses duyduk. Biri Allah’ın dergahına yünelerek insanı etkileyici içten bir acıyla yalvarıp ağlıyordu.”

Babam bana şöyle buyurdu: “Ey Hüseyin! Allah’ın dergahına sığınan, kırık kalple pişmanlık göz yaşı döken günahkar bir kulun sesini duyuyor musun? Git onu bul benim yanıma getir.”

İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam ediyor: Gecenin karanlığında Ka’be’nin etrafını gezdim, o adamı rükünle makam arasında namaz halinde buldum. Selam vererek şöyle dedim: “Ey Allah’ın pişman olan kulu! Babam Emir’ul- Muminin seni çağırıyor.” Bu sözü duyunca aceleyle namazını tamamladı. Onu babamın huzuruna götürdüm. Babam onun temiz elbise giymiş, yakışıklı bir genç olduğunu görerek şöyle buyurdu:

“Sen kimsin?”

Genç: “Ben bir arabım.”

Emir’ul- Muminin: “Durumun nasıldır? Neden öyle yakıcı bir şekilde ağlıyorsun?”

Genç: “Ey Emir’ul- Muminin! Babama isyan etmenin cezasını çekiyorum; onun bedduası yaşandımın temellerini sarstı, sağlık ve huzurumu elimden aldı.”

Emir’ul- Muminin: “Olay nedir?”

Genç: “Ben laubali bir gençtim, sürekli günah işliyordum, Allah’tan da hiç korkum yoktu. Bana karşı şefkatli olan yaşlı bir babam vardı. Bana her ne kadar nasihat ettisede, sözlerini dinlemezdim. Bana nasihat ettiği zaman, onu azarlıyordum, sövüyordum, bazen de dövüyordum.

 Bir gün, bir yerde bir miktar para vardı, onu alıp harcamak için o paraya doğru gittim. Babam o parayı almama mani oldu. Ben de parayı zorla elinden alarak onu sert bir şekilde yere vurdum; o esnada babam ellerini dizlerine koyup kalkmak istedi, ama acı ve eziklikten yerden kalkamadı. Paraları alıp işime gittim. O anda, babam bütün arzularının yok olduğunu görüp Allah’ın evine (Ka’be’ye) giderek bana beddua edeceğine dair yemin etti.

 Birkaç gün sonra da oruç tutup namaz kıldı. Daha sonra yolculuk için hazırlığını tamamlayıp Ka’be’ye yani buraya doğru hareket etti. Ben onu izliyordum; tavaf ettikten sonra Ka’be’nin perdesinden tutarak kırık bir kalp ve yakıcı bir ahla bana beddua etti.

 Allah’a and olsun ki! Bedduası sana ermeden, bu bedbahtlığa yakalandım, böylece sağlık (nimeti) elimden alınmış oldu.”

Genç adam bu sırada gömleğini açarak bedeninin bir tarafının felç olduğunu gösterdi. Genç sözlerinin devamında şöyle dedi:

“Bu olaydan sonra bütün yaptıklarıma çok pişman oldum. Babamın yanına giderek özür diledim. Ama o kabul etmedi, kendi evine doğru gitti. Üç yıl bu durumla yaşadım, nihayet hac mevsiminin üçüncü yılı, babamdan, Ka’be’ye giderek bana beddua ettiği yerde benin için hayır dua etmesini ısrarla istedim.

 Babam lütfederek benim bu ricamı kabul etti. Mekke’ye doğru hareket ettik. Seyyak çölüne yetiştiğimizde artık karanlık çöktü. Caddenin kenarından bir kuş aniden kanatlarını (çırparak) uçunca deve ürktü ve babamı yere attı. Babam taşların üzerine düştü, düşür düşmez de can verdi. Babamı o bölgede defnedip buraya geldim. Biliyorum benim bu kötü kaderim, babamın bedduası ve benden razı olmaması sebebiyledir.

 Emir’ul- Muminin (a.s), gencin bu dertli hikayesini duyduktan sonra şöyle buyurdular: “Senin feryadına koşacak olan, şimdi yetişmiştir; Resululah (s.a.a)’den duymuş olduğum duayı sana öğreteceğim; içerisinde Allah’ın ism-i a’zamı olan bu duayı kim okursa, Allah Teala onun duasını kabul eder; gam, üzüntü, hastalık ve fakirlik onun yaşandısından uzaklaşır, günahları ise bağışlanmış olur...” [28]

İmam Hüseyin (a.s), sözünün devamında şöyle buyuruyor:

 Genç duayı alıp gitti. Zilhicce ayının onuncu gününün sabahı, sevinçli bir halde yanımıza geldi. Sağlığının düzelmiş olduğunu gördük.

 Genç şöyle dedi: “Allah’a and olsun ki, Allah’ın ism-i a’zamı bu duadadır. Allah’a and olsun ki, duam kabul oldu, hacetim karşılandı.”

Emir’ul- Muminin (a.s) ondan, nasıl şifa bulduğunu açıklamasını istedi.

 Genç şöyle dedi: “Zilhiccenin onuncu gecesinde, karanlık her tarafı sardığı herkesin uykuya daldığı bir vakitte, duayı elime alıp Allah’ın dergahına yakararak göz yaşı döktüm. Kısa bir süre uyudum; uykuda Resulullah (s.a.a)’i gördüm; mübarek elini omzuma koyarak şöyle buyurdu:

“Alah’ın ism-i a’zemı hürmetine sağ- salim ol ve güzel bir yaşandın olsun.”

İkinci kez olarak gözlerim uykuya dalınca şöyle bir ses kulağımda çınladı: “Ey genç! Kalk artık. Allah’ın ism-i azamı ile yakardın ve duan kabul oldu.”

Ben uykudan uyandığımda kendimi sağ-salim gördüm.

 

"Yâ Cebrail!

Gökteki mihrapların içinde olan Osman'ın bu suretleri ne zamandan beri vardır..?"

Resul aleyhisselam buyurdular ki;

Miraç gecesi dünya göğünde bir mihrap gördüm.

Bir mercan tanesindendi,  O mihrabın içinde Osman'ın cemalinin suretini gördüm.

İkinci göğe yükseldim. Bir mihrap gördüm,  Bir tane inci'dendi, Onun da içinde Osman'ın cemalinin suretini gördüm.

Üçüncü göğe çıktım. Bir mihrap gördüm,  Bir firuze'den halk edilmişti,  O mihrabın içinde de Osman'ın güzel suretini gördüm.

Dördüncü göğe çıktım. Bir mihrap gördüm, Bir yakut tanesinden halk edilmişti,  O mihrabın içinde de Osman'ın güzel yüzünü gördüm.

Beşinci göğe yükseltildim.  Bir mihrap gördüm, Bir tane kırmızı yakut'tan yaratılmıştı,  O mihrabın içinde de Osman'ın cemalini gördüm.

Altıncı göğe çıktım. Bir mihrap gördüm, Bir tane zeberced'den halk edilmişti,  O mihrabın içinde de Osman'ın hüsn-ü cemalini gördüm.

Bütün melekler fevc fevc her saat gelir, Osman'ın güzel cemaline karşı Allahü teâlâyı sena ederlerdi.

Hazret-i Cibril'e:

"Yâ Cebrail! Gökteki mihrapların içinde olan Osman'ın bu suretleri ne zamandan beri vardır?" dedim.

Hazret-i Cibril:

"Yâ Resulallah! Âdem aleyhisselam halkolunmazdan dört yüz bin sene önceden beri Osman'ın güzel cemali bu mihraplarda görülmektedir" dedi...