Erenler Milli Eğitim Müdürlüğü ‘Küçük Yazılar Projesi'ni başlattı

Bu haberi yazdırmak için tıklayın..
Bu haberi arkadaşınızda göndermek için tıklayın..
Bu haber hakkında yorum yazmak için tıklayın..
Erenler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Ar-Ge Birimi tarafından hazırlanan "Küçük Yazılar Projesi" ile ortaöğretim öğrencilerinin duygularını yazıya dökmelerini sağlamak, araştırmaya sevk etmek ve kendilerini ifade edebilme becerileri kazanmaları amaçlanıyor. Bu amaç doğrultusunda 15 günde bir belirli konularda öğrenciler tarafından yazılan makalelerin eser inceleme komisyonu tarafından değerlendirilmesi sonucunda her okuldan bir eserin gazetelerde yayımlanması planlanıyor. İlçe Milli Eğitim Müdürü Koray Oktay Özten, içine kapalı, kendini ifade edemeyen, kendine yabancılaşmış, araştırmayan ve mutsuz gençlerin oranının gün geçtikçe artmasının bu projenin ortaya çıkış nedeni olduğunu söyledi. Erenler İlçe Milli Eğitim Müdürü Koray Oktay Özten; "06 Şubat-01 Haziran 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan bu proje çalışması ile öğrencilerimize, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili kullanma becerisini kazandırmak, kelime hazinelerinin zenginleşmesini sağlamak, dünyaya, olaylara, insanlara farklı bir bakış açısı kazanarak, anlama gücünü, düşünce donanımını, genel kültürünü ve hayal gücünü geliştirme becerisini kazandırmayı amaçlamaktayız" dedi. Projenin ilk yazıları olan Özel Kerime Hatun Lisesi 10. TM / B – 40 öğrencisi Bilge Berika Yavuz'a ait Türkçem nereye? ve Ali Dilmen Anadolu Lisesi /12 Fen-C öğrencisi Merve Sezen'in "Değişen Türkçemiz" İsimli yazıyı okurlarımızla paylaşıyoruz.



Merve Sezen /Ali Dilmen Anadolu Lisesi /12 Fen-C

Değişen Türkçemiz

Bir tutkudur konuşmak kuşkusuz. Lügati dolu ya da boş olsun, insanoğlu konuşmaktan vazgeçmemiştir yıllar yılı. Konuşurken lisanlarda oluşturmuşlardır kendilerince. Benim de vazgeçemeyeceğim bir lisandır Türkçem. Konuşmaktan, yazmaktan Türkçeyi öğrenmekten zevk alırım. Ne yazık ki birçok kimsede göremiyorum zevk almayı bırakın, öğrenmeye çalışanı bile.
Lisanımıza yerleşmiş onca yabancı sözcüğün farkında bile değiliz bir çoğumuz. İletişimimize milletimize dilimize yerleştirilen dinamitlerin farkında olmamak demek bu! "Farkındayız, biz Türkçemizi çok seviyoruz." Dediğinizi duyar gibi oluyorum ama sözde sevmelerle Türkçemize yerleştirilen dinamitleri etkisiz kılamıyoruz. Farkında mısınız göstermek istiyorum size farkında mısınız gerçekten?
"FAST-FOOD" nedir bunun açılımı, bunun Türkçesi varsa neden bu kelimeyi kullanıyoruz? Ayaküstü atıştırmak demek yerine fast-food deyince daha mı çok doyuyoruz, daha mı medeni oluyoruz?
ADAPTE OLMAK…….. Çok yerleşmiş lügatlerimize, sanki bizden gibi değil mi? Halbuki biz bu söz öbeğini ne anlamda kullanıyoruz bir düşünün. Çizgi filmlerdeki o ampullerden yandı değil mi? Cevap "uyum sağlamak." Yani aslında Türkçe olan uyum sağlamak. Bir dinamiti daha sizinle parçaladık, tebrikler………
ANTİPATİK sanki bizim lügatlerimiz tamamen silinmiş, başka kelimeler eklenmiş gibi geliyor. Onların deyimiyle bu durum bize çok "antipatik". "Sevimsiz" demek daha mı zor acaba? Hayır, ben antipatik diyene kadar sevimsiz demeyi tercih ederim.
OUT-LET CENTER… Özellikle bayanların çıkamadığı "outletcenter" lar. Çevremde çok duydum, "Nereye gidiyorsun?", "Outlete". Türkçe katliamını görebiliyor musun? Alışveriş merkezi outletcenter olmuş. Türkçem, biz farkındayız, seni çok seviyoruz.
EMPOZE ETMEK… Bugünlerde bir söz grubu almış başının gidiyor. Bu da en çok duyduklarımdan birisi. Ve bir dinamitin daha yerleştirildiği bir kelime… "dayatmak" sadece bu kelime empoze etmek kelimesinin anlamını karşılıyor. Karşılıyor da bize yetmemiş olacak ki "empoze etmek" diyoruz.
Türkçem biz seni çok seviyoruz. Bizim yaptıklarımızı mazur gör. Biz medenileşme çabaları içiresindeyiz. Yoksa biz sevgili Türkçemizi sevmez olur muyuz? Evet medenileşiyoruz Türkçem, biliyorum boynun bükük… Bu gidişle milletinin de boynu başka bayrak altında bükülecek.




Bilge Berika YAVUZ Özel Kerime Hatun Lisesi 10.TM / B - 40

Türkçem, nereye?

Zaman zaman depremler, su baskınları ve daha nice doğal afet ile yerle bir olmuş şehirlerimizi el birliği ile ayağa kaldırdık. İçlerinde hayatın yeniden canlanması için canla başla çalıştık. Kaza görmüş şehirler yeni imar çalışmaları ile ayağa kalkarken, ülke teknolojide almış başını giderken her gün, her dakika biraz daha gerileyen, harabeye dönen ve yıkıntılar arasında kalmış kelimelerin çığlıkları ile inleyen bir lisan ülkesi var her birimizin içinde. Ve biz her ne kadar fark edemesek de her an biraz daha çökmekte bu şehir.
Bugün Türkçe yaklaşık 12 milyon kilometre karelik bir alanda, 200 milyon insanın konuştuğu, yüze yakın ülkede öğreniminin yapıldığı, kökleri tarihin en eski dönemlerine kadar uzanan 600 bini aşkın söz varlığına sahip bir dünya dilidir. Türk insanına ana dilinin önemini anlatmak aslında gerekmez. Çünkü aklı başında her birey bilir ki bir toplum tarafından konuşulan dil sadece o toplumun iletişim aracı değildir. Bir dil konuşulduğu toplumun özünü teşkil eder. Kimlik insana bir güven, bir ait olma ve ortak bir geçmişi paylaşma duygusu verir. Türkçe öyle bir kültür ve dil birliği oluşturmuştur ki yayılma alanı; Kuzey Buz Denizinden başlayıp Hindistan'ın kuzeyine, Çin Halk Cumhuriyetinin içinden Avrupa'nın en uç noktasına kadar uzanan yaklaşık 12 milyon kilometre karelik bu coğrafyada en geçerli dildir. Ama maalesef dış dünyada bu kadar yayılan dilimiz öz ve öz vatanında Türkiye'de öyle bir sınav vermekte ki… Öyle bir devir yaşamakta ki… Onu ayakta tutan, destek olan dil, temelinden sarsılıyor. Evet, yanlış duymadınız Türkçemiz katlediliyor.
Biz yapıyoruz. Bizler gençler geleceği bir meşale misali elinde tutan yeni nesil. Bu nesil öyle bir nesil ki tarihini bilmeyen, edebiyatını lüzumsuz bir angarya kabul eden kendi gelenek ve göreneklerine yabancı yetişen bir nesil. Özleriyle aralarında öyle bir uçurum açılmış ki onlar fark etmeden. Onlara o kadar kabullendirilmiş ki bu durum. O kadar azm ettirilmiş ki başkalarının olanı kabul etmeleri başka bir çıkış yolu olduğunu daha fark edememekteler. Dilsiz bırakılacak olanlar onlar… Okumaktan, öğrenmekten, araştırmaktan ve dili müdafaa etmekten mahrum bırakıldıkları için. Her geçen gün okul sayısı artsa da, tüm istatistikler okur-yazar oranında ki muhteşem artışı gösterse de yanlıştır tüm bu veriler. Çünkü okur - yazar olarak adlandırılan nesil kör, cahil farkında değil kaybettiklerinin. Onun için artık önemli değil üzerinde ki kıyafetin adının ya da cadde de bulunan en küçük dükkânın adının bile yabancı olması... Değil, çünkü kanıksadı. Ve bu kanıksamanın faturası yine Türkçeye kesildi.
Dil canlı yaşayan bir varlıktır. Bu yüzdendir gelişmesi, başka dillerle kelime alıp vermesi. Mühim olan bu değildir zaten. Bir kelimenin kökü önemli değildir ki, telaffuzu mühimdir. Onu, kendisini, ait olduğu milleti yansıtacak şekilde söylemektedir maharet. Eğer Türkçe Türkiye'de yazıda ve sözde, yer yerde olsa bir hayat eseri ve yaşama belirtisi gösteriyorsa bilinsin ki bunun tek nedeni onun yazan ve konuşanlardan bir kısmının bu dünyadan henüz el etek çekmemiş oluşundandır. Fakat bu kafile giderken, Türk dili de bizim coğrafyamızdan tüm incelik ve zarafetini alarak gidecektir. Ve nihayetinde genç nesiller dedelerinin hatta babalarının dahi söylediklerini anlayamayacak hale gelecektir. Değil her hangi bir lise mezunu, iyi eğitim almış bir üniversite mezunu dahi 17. Asır klasiklerini okuyup anlaması gerekirken, okur fakat anlayamaz. Anlayamaz çünkü sözcükler yabancıdırlar ona. Biz öyle köklü öyle kıymetli bir dile sahibiz ki öğrendikçe sırlarına vakıf olunabilecek enginlikte bir dil! Bizim neslimiz Fuzuli'ler, Baki'ler, Şeyh Galip'ler bir tarafa Namık kemal'i, Necip Fazıl'ı, Mehmet Akif'i hatta büyüklerini bile anlayamıyor. Çünkü Türk dili nice sevdalısını, gençliğini ve tüm asaletini alarak bizleri terk ediyor. Ben Türkçenin kayıp oluşunu idrak edemeyişimizi şu hikâye ile bağdaştırıyorum. " Meşhur bir bestekâra kendisi gibi sanatkâr olan bir dostu misafir gelmiş. Ev sahibi misafir gelmiş olan müzisyene yeni hazırlamış olduğu kompozisyonu dinletmek istemiş. Ve piyanosunun başına geçerek yeni bestelemiş olduğu parçayı çalmış. Parça bittiği zaman misafirden takdir ve beğeni beklerden o: " Be kardeşim senin piyanonun akordu bozuk." Demesin mi. Bu cevapla şaşıran bestekâr hemen tamirci getirterek akordu düzelttirmiş ve işi bittikten sonrada tekrardan piyanosunun başına geçerek aynı parçayı çalıp bitirdiği zaman üzüntü ile arkasına dönerek "Kulağım o bozuk seslere alışmış ki: Akortlu sesler şimdi bana fena geldi." demiş. İşte bizlerde bozuk akorda kulağı alışan müzisyen gibi yabancı kelimelerin esiri olamaya başlamış olan ve yavaş yavaş ölen bozulan bu Türkçeye alışıyoruz. Bu yüzden onu kaybettiğimizin farkına varamıyoruz. Dilimiz bir dönem o kadar bozulmuş, o kadar kendini müdafaa edemeyecek hale gelmiş ki: Türkiye'nin dört bir yanında bulunan bazı üniversitelerin Türkoloji Bölümlerinin başına yabancı uyruklu Türkologlar görevlendirilmiş. Bu ne aciz devirdir ki; bir ülkenin kendi dilinin öğretildiği, yüksek öğretiminin başına bile başka ülkede, başka dille yetişmiş kişilere muhtaç olunmuş. Bakın, Türkçe ne ıstıraplar çekmiş. Tüm bu veriler gösteriyor ki: Birbiri ardınca gelecek nesiller için düşünme ve hüküm verme imkânları kalmayacak gibi… Zira Bu yakılıp yıkılmış, güzelliğine güzellik katan kelime hazinesi hırsızlar tarafından gasp edilmiş dilin emrindeki gençlik, doğruyu yanlıştan ayırt edebilecek düşünce gücünü kaybetmiş olacağından elimizde hiçbir şey kalmamış olacak. Tabi, biz buna dur demezsek. " Artık Türkçeyi bu felaketten kurtarmak için ciddi ve ilmi bir müdahale bulunmazsa iş işten geçecek ve kangrene doğru giden yara lisan müessesesinin kökünden kesilip atılması ile neticelenecektir" diyor, yıllar önce Semiha AYVERDİ bir yazsında. Peki ya şimdi… Bu sözcükler satırlara geçirildikten kırk üç yıl sonra o yara kangren oldu da testere vurulmaya başlandı bile… Ve maalesef o testereyi tutan bizler; bugününün, yarının ve geleceğin Türkiye'si yani Türkçesi olan Türk gençleriyiz.
Bu ulu çınarın gözlerimizin önünde çürümesine, Türkçemizin, sevdamızın avuçlarımızdan kayıp gitmesine seyirci kalmak… Bu acının tarifine ne kelimeler yeter ne de benim naçizane kalemimin gücü. Ama her şey bitmiş değil, bizler hala burada isek, bir amaç uğruna satırlarıma dökülüyorsa bu sözcükler, bir umut var demektir. Şimdi gece olması yarın güneşin doğmasına engel değildir. Uyan artık Türk Gençliği! Dünya dili olma yolunda ilerleyen Türkçene, sevdana sahip çık. Aç artık gözlerini. Türkçesi varken kullanma başka dillerin kelimelerini. Sen de koş sevdana, aç onun önüne örülen bütün engelleri. Bırak, bırakın, bırakalım coşsun kalbimizdeki sevdası gibi bizlerin Türkçesi.
Haber Tarihi : 17 Şubat 2012 Cuma
Tanıtım, Çadır, Organizasyon, Balo, Event Company, Halkla ilişkiler, Fuar Organizasyon, Davet Organizasyon, Düğün Organizasyon, Yılbaşı Balosu, Aile Pikniği, Aile Günü, Kurumsal Organizasyon Sakarya Üniversitesi, Sau, Saü, Sakarya İndirim, Üniversite İndirim
Web Tasarım, E-Ticaret, Mobil Yazılım, Cep Telefon Yazılımı, Windows Mobile Uygulama
iş fikirleri, girişimcilik, bayilik, franchise , cv hazırlamanın yolları, ek iş ilanları
SATILIK TAŞ OCAĞI, SATILIK KIRMA ELEME TESİSİ, TAŞ OCAĞI, KIRMA ELEME TESİSİ TESİS, Sakarya Satılık Taş ocağı nikah şekerleri,düğün, nişan süsleri, nişan tepsisi nikah şekerleri, bebek şekerleri, mevlüt ürünleri, sünnet ürünleri, kına gecesi , nişan süsleri, nişan tepsisi, takı tepsisi, kına tepsisi, şeker sepetleri, sepetler, takı yastıkları, kapı süsleri, anı defterleri, şeker, gelinlik düğün nikah salonları düğün salonları davetiye organizasyon nişan