Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi

hsanzumi@sakaryahalk.com

Asabi derinlik

Bu yazıyı yazdırmak için tıklayın..
Bu yazıyı arkadaşınızda göndermek için tıklayın..
Bu yazı hakkında yorum yazmak için tıklayın..
Asabi derinlik


Cenabı Zülcelal Kitabı Kadiminde ırkçılığı kesinlikle haram kıldığı gibi, bir insanlık suçu olarak tavsif edilmiştir. Uluslar arası bazda devletler, münasebetler ve gerekse söz konusu devletlerin kendi tebaalarına olan muamelatı işi global ve de en tehlikeli zaviyesidir. Asabiyet denilince bu konuda İslam Tarihinin yüzkarası milleti Araplar akla gelmektedir. Gerçi birçok milletin asabiyetleri de bundan geri kalmaz. Ancak gerek konuşlandığımız coğrafya ve gerekse kültürel olarak tarihi serencamımız ve de kaynaklarımız muvacehesinde Arap taassubu, Arap cahiliye dönemi; katı ırkçılıklar akla gelmektedir. Mekke'deki eşrafın Hz. Muhammed'in aslında peygamber olduğuna kanaat getirdikleri halde o bizim kabileden değil, o bir yetim, öksüz gibi bahanelerle ve hatta bana Mekke'nin kadınları ne der, benim gibi anlı şanlı birisi bir garibin mi peşinden gidecek gibi enaniyet tuzakları onları nefislerinin esiri olmaktan kurtaramayıp zulüm üzere kalmalarına vesile olmuştur. Zaten bu özellik şeytanla Cenabı Mevla arasında geçen Kuran-ı Kerim'de de zikredilen diyalogun bir türevi olmaktan öteye gidememektedir. Binaenaleyh dünyamızdaki bütün haksızlıklar bu ahval üzere devam etmemekte midir? Zalimler zulümlerinin hep farkında olmuşlardır. Bilerek, azmettirerek çeşitli bahanelere pelesenk olarak güçlerine güç, kudretlerine kudret katmak maksadıyla karşılarındaki insan ve de mahlukatın haklarını gasp ederken öbür taraftan da onların bir türlü iflah olmayıp kendilerine gelemeyip, işte ben de varım diyememeleri için ya kazanımları engellenir, ya da değişik vesileler uydurularak hap önleri kesilir. Bu uyarlama gerek devletler blokları, gerek devletler, gerek devletlerin kendi tebaaları üzerinde hep böyle gelmiş, böyle gitmeye devam etmektedir. Mamafih bu makalemde üzerinde durmak istediğim konunun mevzuumuzun aynı olması meyanında ahvale daha spesifik mercek tutarak bir taraftan tümden teke metoduyla argüman toplarken, öbür taraftan da bir başka metot olan tekten tüme doğru yol kat etmeye vasıl olmaya gayret etmektir. Mühim olan probleme birazcık da olsa ayna tutabilmektir. Aksi takdirde yüz yıllardan beridir hep aynı problemler devam edip eski tas, eski hamam misali kısır döngüsünü sürdüre gelmektedir. Burada ehem olanın parçayla bütün ilişkisini kurup probleme hal yolunda birer reçete hazırlamak olmalıdır. Binaenaleyh sözlü tenkitler birer esinti kabilinde esip gitmekten başka hiçbir fayda mülahaza edememektedir.

Evet, bugün büyük bir imparatorluk coğrafyası ve de kültürünün varisleri olarak Anadolu'ya sıkışmaya gayret içerisindeyiz. İşimize geldiğinde reddi miras yapıp biz bir ilkiz, bir yeniyiz derken, öbür taraftan da biz Osmanlı'nın torunlarıyız, şu kadar devlet, şu kadar kültür ve de medeniyet motifinin inşacısıyız deyip hamaset yapmayı da ihmal etmemekteyiz. Bir defa bu konuda bile tam kararımızı vermiş değiliz. Efendim, biz reddi mirasçı mıyız, yoksa tarihten bugüne yedibin yıllık bir millet miyiz? Bu konudaki endişelerimizi giderdikten sonra aklıselim ile işimize devam etmemiz gerektiği kanaatindeyim. Bir de tarih felsefesi yaparken bu meselelere o günün kudreti ve de imkanları muvacehesinde mütalaatta bulunmazsak kendimizi girdaba mahkum etmiş oluruz.

Şimdi gel gelelim Anadolu'muzun içindeki asabiyet derinliğimize. Bugün için hakikaten sosyoloji biliminin de bize salık verdiği mucibince cemaat yapısından müteselsilen cemiyete terfi veya geçiş sürecinin yaşanmış olması gerektiği halde. Bir de bakıyorsunuz ki Trakya, Ege, Akdeniz, birazcık da İç Anadolu bölgelerinin mensupları veya buralarda yaşayan vatandaşlarımız cemiyet kültürüne yükselip hemşericilik, aşiretçilik, akrabacılık gibi tarihin zindanına hapsedilmiş cahiliye döneminin ahlakının pek de revaçta olmadığını tespit ettikçe memnuniyet kesp edildiğinin takdire şayan olduğunu zevkle okuyucularımla paylaşıyorum. Ancak memleketimizin öyle bir problemi var ki inadına asabiyet zuhuratı ve de asabi derinlikte temerküz edilmesinin ne insanlık, ne ahlak ve ne de dinimiz açısından pek de iç açıcı olacağını zannetmiyorum. Bugün hemen hemen bütün şehirlerimizde hemşeri dernek ve de teşekküllerinin kurulmuş olması insanlarımızın aynı millet, aynı takva münderecatında temerküz etmeleri gerekirken bu işi ufkun daraltılmasına bile tahammül edip tarihi zenginliğimizin baz alınması üzerine dostlukların kurulup daha büyük faaliyetlerin gösterilmesi gerekirken dünyamızın ve de ufkumuzun inadına, inadına daraltılarak, küçültülerek bütün dünyamızın bir bölge, bir şehir, bir ilçe ve hatta bir köy menziline indirgenmesinin ne denli tehlike olduğunu bilenler bilir. Hele, hele bir de hemşeri dernekleri üzerine akademik çalışmalar yapıp bunları meşrulaştırma faaliyetlerinin de ne denli tehlike arz ettiğini vurgulamak istiyorum.

Bugün için maalesef gerek doğu ve gerekse Karadeniz bölgesinin mensubu olan insanlarımızın bu işi çok ileri götürdüğünü ifade etmeyi bir ahlaki görev olarak telakki ediyorum. Gerçi bu gibi derneklerde çok güzel faaliyetler de yapılmıyor değil. Mesela düğün, bayramlaşma, sohbet, yöresel kültürlerin yaşatılması v.s. v.s. Ancak bu gibi oluşumlar lobileşip millet ve memleket meselelerine gereğinden fazla müdahale edip kendi nüfuz ve de kudretlerini suiistimalle her şeye maydanoz olurlarsa işte o zaman buralar cahiliye döneminin asabiye Araplarını hiç de aratmaz. Örneğin bu gibi merkezlere aidiyet duyanların statülerini yakınları menfaatine hasrederlerse, devlet mekanizmasına bir vatan evladı tayin veya atama veya seçimle gelecekken hemşerilik gailesiyle liyakat esas alınmaksızın destekleniyorsa o zaman buraların birer mescidi drardan ne farkı kalır. Hele hele bir menfaatin edinilmesi münasebetiyle rakiplerini ekarte etmek amacına matufen her türlü iftira ve de tezvirat bombardımanına tabi tutuyorlarsa, dünya menafiini birbirlerine servis yapıp başkalarının da nasipdar olmalarına engel oluyorlarsa bu gibi sivil toplum kuruluşları herkese açık olması gerekirken inadına, inadına küçük olsun benim olsun denilip hepimizin olsun denilmekten kaçınılıyorsa o zaman henüz adı konulmamış bir post modern terör değil de nedir? Yahu biz büyük bir dünya devleti miyiz, yoksa küçücük bir devlet miyiz bilemem ama bu uyarlama sanki bana bölücülüğün bir başka versiyonu olup sessiz sedasız sanki masumane terennüm edilen ancak çok vahim sonuçlara zeminler hazırlayan birer oluşumdan öteye gidememektedir. Onun için bütün sivil toplum kuruluşları olduğu gibi hemşeri dernek, vakıf gibi kuruluşların faaliyetlerinin ciddi bir şekilde takip edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bugün hemşericilik bütün değerlerin üzerinde seyrediyorsa din, kültür, medeniyetin, milletin esamesi okunmuyorsa bu işte bir iş var denilmelidir. Kaldı ki yabancı kuruluşların bu oluşumları desteklemesi de beni fazlasıyla doğrular mahiyettedir. Bir de size hürmet ediyor diye birilerine önem atfetmeniz en büyük tehlikedir. O kişi bugün size hürmetle muamele ediyor ama yarın kellenizi koparacağından emin olamazsınız. Bu da bir Yahudi atasözüdür: Koparacağın kellenin elini öp.

Şimdi gelelim meseleye bütüncül olarak bakmaya. Meşhur Türk Sanat müziğimizin bir şarkı sözünde "Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim" diye bir hitap var. Bu sözde zahirde adamcağız veya cinsi latife sevdiği başkalarıyla paylaşamayacağını, onu kendisinin olması için sevdiğini ifade etmektedir. Bu işin fiziki tarafı olduğu gibi pek tabiidir ki bir de metafizik tarafı vardır. Bu da Allah aşkıdır. Zaten bütün süfli aşk serencamı eğer size ilahi aşka yönelmeye ayak veriyorsa hoş karşılanmıştır. Yüce Çalap bizleri kendisine ubudiyet için yarattı; kitabında bunu ihtar ediyor. Öyleyse biz benim olsun için değil, hepimizin olsun diye sayü gayret etmekten başka insanlık tevzifatımızın altından kalkamayız. Sözüm ona tarihten bugüne kadar bütün kavgaların hepsinin altından ben ve de biz ayarının verilemeyiş saiki yatmamakta mıdır? Ah bunu bir anlayabilsek ve paylaşımın berekete vesile olduğunu bir bilebilsek. Vesselam.
Yazı Tarihi : 01 Şubat 2010 Pazartesi
Hemşeri dernekleri artık kumarhane oldu hocam. Hangi hemşeri derneğine gitseniz oyun oynandığını görüyorsunuz. Millet kumarcı oldu. hemşerilik bahane. Ama yinede ayaktakımının bu ülkede kral olmasının önüne geçmek lazım. Cahil ve eğitimsiz insanlar layık olmadıkları yerdeler. Bu millette utanma kalmadı artık.
Ahmet Selim Zorlu @ 01.02.2010 14:05
Ne çekiyorsak hemşericilikten çekiyoruz. Hocam çok isabetli bir noktaya temas etmişsiniz. Hemşericilik gerileyeceğine tam tersi gemi azıya almış durumda. Okullarda yapılan tayinlerde tamamen hemşericilik esas alınıyor. Başbakanın hemşerileri bütün Türkiyede köşebaşlarını ele geçirdi. Liyakat kesinlikle aranmıyor. İnanılmaz bir adaletsizlik hüküm sürüyor. Firavunlar devri yenidenmi geri geldi acaba?
HÜSNİYE KARAALİ @ 01.02.2010 13:49
Tanıtım, Çadır, Organizasyon, Balo, Event Company, Halkla ilişkiler, Fuar Organizasyon, Davet Organizasyon, Düğün Organizasyon, Yılbaşı Balosu, Aile Pikniği, Aile Günü, Kurumsal Organizasyon Sakarya Üniversitesi, Sau, Saü, Sakarya İndirim, Üniversite İndirim
Web Tasarım, E-Ticaret, Mobil Yazılım, Cep Telefon Yazılımı, Windows Mobile Uygulama
iş fikirleri, girişimcilik, bayilik, franchise , cv hazırlamanın yolları, ek iş ilanları
SATILIK TAŞ OCAĞI, SATILIK KIRMA ELEME TESİSİ, TAŞ OCAĞI, KIRMA ELEME TESİSİ TESİS, Sakarya Satılık Taş ocağı nikah şekerleri,düğün, nişan süsleri, nişan tepsisi nikah şekerleri, bebek şekerleri, mevlüt ürünleri, sünnet ürünleri, kına gecesi , nişan süsleri, nişan tepsisi, takı tepsisi, kına tepsisi, şeker sepetleri, sepetler, takı yastıkları, kapı süsleri, anı defterleri, şeker, gelinlik düğün nikah salonları düğün salonları davetiye organizasyon nişan