Aslı hu ve nesli hu raciun
Aslı hu ve nesli hu raciun
Biz Müslüman Türkler farkına varmadan bile olsa atasözlerimiz, türkülerimiz, şarkılarımız, darbı mesellerimiz ve de kelamı kibarlarımızdan temerküz eden medeniyetimizin bir şekilde mütesettir birer kelamı kadim eseri olduğunu özel mütehassısları dışında bilemeyiz. Mamafih konuyla ilgili bir anekdotumu paylaşacağım sizlerle.
Yıllar önceydi. Bendeniz daha iptidaiye gidiyor, miralay Ağapaşam da daha zabitliğinin ilk kademesi olan mülazım idi. Yine aynı sadetten bize, farkımıza vardırmadan eğitim veriyordu. Konu kalıtımla eğitimin önemi ve öncelikleriydi. Güya sözüm ona Namık Kemal ile batılı bir profesör olan dostu ile zaman, zaman bir araya gelip tartışır. Adeta mukalkale yaparlarmış. Bizim Namık Kemal her zamanki gibi kalıtım ve genetiğin esas belirleyici olduğunu savunurken batılı profesör ise eğitimin her şeyi yapmaya muktedir olabileceği savında diretmektedir. Tartışma aylarca teorik ve de pratik olarak sürerken işi fevriliğe kadar götürürler.
Bir gün batılı profesör, Namık Kemal'i evine kahve içmeye davet eder. Profesörün evinde ağırlanan Namık Kemal çok büyük bir sürprizle karşılaşmıştır. Yemekler yenir, tam sohbetin nirengi noktasına gelindiğinde bir de ne görsünler. Batılı profesörün kedisi elinde kahve tabağı, üzerinde fincanlar; kedi arka iki ayağının üzerinde ilerlerken ön ayaklarıyla da tepsiyle önce misafir olan Namık Kemal'e kahvesini ikram eder. Bilahare de ev sahibi olan batılı profesör olan sahibine kahve ikramından sonra usluca dönerek tepsiyi masanın üzerine bırakır ve köşesinde oturarak sahibinden, verebileceği yeni bir komutu beklerken ev sahibi batılı profesör kendi savını ispatlamış olmanın verdiği üstünlük ve de galibiyet edasıyla veya kompleksiyle. Bizim Üstad Namık Kemal'e istihzaya başlayarak "Bak efendim ben yıllarca bu kediye eğitim vererek, kediyi adeta emir ve komutayla sokmuş olmam da gösteriyor ki eğitimin çok önemli olması meyanında esas belirleyici olduğunu kabul etmek gerekir" derken Namık Kemal "Peki ama henüz tartışmamız sonuç safhasına gelmiş değildir. Önümüzdeki hafta sizi bizim eve yemeğe davet ediyorum. Ancak kedinizi de beraberinde getirirseniz lütfen bizim evde de kahve servisi yapsın" isteği kabul görür. Bir hafta sonra batılı profesör beraberinde eğittiği eğitimli kedisiyle birlikte Namık Kemal'in evine gelirler. Önce leziz Türk yemekleri midelere afiyetle indirildikten sonra sıra eğitimli kedinin kahve servisine gelmiştir. Namık Kemal bu defa tedbirlidir. Tuzakla avlayıp bir kafese hapsettiği iki tane fındık faresini kedi tam kahve servisi yaparken kafesin kapağını açarak farelerin dışarı fırlayıp koşuşturmalarını sağlar sağlamaz söz konusu eğitimli kedi almış olduğu o güzelim eğitimini bir anda unutarak esas kalıtım sebebi olan fare avlama içgüdüsü açığa çıkınca olup bitenler karşısında batılı profesör mosmor kesilip bütün savlarının suya düştüğünü görür görmez yenilgiye gark olur. Ama Namık Kemal nede olsa Osmanlı Beyefendisi olması hasebiyle gavurcuğunun üstüne fazla da gitmeden doğru olanın hâkim kılınışının vakarını yaşar.
Haddizatında eğitimin önem ve ehemmiyeti pek tabiidir ki tartışılamaz. Ancak eğitimin genetiği bastırabilme kabiliyetinin olabileceğini savunmanın safdillik olduğunu da unutmamak gerekir.
Teolojik düsturla nasıl ki dünyada zengin fakir, güzel çirkin, gece gündüz gibi birbirine tezatmış gibi görünen gerçeklerin aslında birbirinin mütemmimi olan parçayla bütün münasebetinin üniteleriyse de insanoğlunun en büyük varlığı, yani zenginliği olan algılama kabiliyetinin de bütün insanlara eşit değil de farklı ölçülerde dağıtılmış olmasının da dünyanın dengesi olması hasebiyle sistemin zaptı rapt altına alınmasında büyük kolaylıklar sağladığını, ancak bu dağılımın da karşılıklı sorumluluklar yüklenilmesi açısından da göz ardı edilmemesi ve istismara yol açmamasının da sıkı sıkıya tembihlendiğini ve metafizik yaptırımlarla değerlendirildiğini unutmamak gerekir. Aksi takdirde "sen ağa, ben ağa, kim ineği sağa" atasözünün değeri yadsınmış olur.
Bu minval üzere her şeyin aslına rücu edişini birazcık da olsun irdeleyecek olursak öyle tekerlemelerimiz vardır ki biz bunları hemen, hemen her gün kullandığımız halde arka planını bir türlü bilemeyiz. Meselenin vuzuha kavuşması için misallendirecek olursak kârını, zararını ve de hesabını bilmeyenlerin israflarına binaen ve hatta müskiratla hayatını mahvedenlere haydan gelmiş huya gitmiş tekerlemesi hep kullanılagelmiştir. Ama haddizatında bu sözün öyle sıradan bir ifade olmayıp Kuran-ı Kerim'deki "İnnalillahi ve innaileyhi raciûn" ayetinin sadeleştirilmişi olduğunu çoğumuz bilmeden hep kullana gelmişizdir. Yukarıdaki ayetin anlamı "Allah'tan geldik, tekrar Allah'a döneceğiz" şeklindedir. "Haydan geldik huya döneceğiz" de hayy (hayat verici anlamında Allah'tan geldik, hu da Allah'ın farklı bir ismi celili olması hasebiyle yine, Allah'a dönücüyüz manasıyla yüklü olmasından naşi. Bütün cenaze merasimlerinde ve hayat serencamımızda innalillah ve inan ileyhi raciunu esas kılmışızdır.
Buradan hareketle Allah'ın takdirinden gelmiş olmamız ve Rabbülaleminin biz insanlara farklı, farklı takdir ettiği ömür, rızık, mutluluk ve de bunların hemen, hemen hepsinden daha mühim olan zeka ve akıl miyarlarının ölçüsünce ve bulabildiğimiz imkanlar muvacehesinde eğitimle de donanarak hayat üslubu ve hayat kalitesini yakaladıktan sonra bu kısacık ömrümüzü ihya veya terzile gark ederek müstehakımıza vasıl olunacağımız tartışılamaz.
Neticeten buradan çıkaracağımız müşterek akıl sayesinde bütün insanların mutlaka bir genetiğinin olduğu ve hatta hastalıkların bile genetik haritaya göre seyrettiği kaçınılamamaktadır. Şüphesiz ki eğitimin önemi tartışılamaz ancak kalıtımla genetiğin ortalamasının alınarak bu uygulamanın mütenasip bir şekilde uyarlanmasının daha verimli neticeler doğuracağını, bazı reklamlarda görüldüğü gibi bazı oyun ve oyuncakların zekayı artıramadığını, ancak bireyin kendisini kullanmasını kolaylaştırıp pratize ettiğini kabul edip mübalağaya gidilmemesinin daha makul olacağı kanaati hasıl olmuştur. Verilecek eğitimlerin kalıtım, genetik, zeka, akıl süzgeciyle mütenasip kılınıp "Efradını cami, ağyarını mani" miyarıyla verilmesinin daha prodüktif olması meyanında hem boşa kürek çekilmemiş, israf edilmemiş olunacağı gibi birilerine de zulüm yapılmamış olur. Yani zeka ve akla göre eğitimin tatbik edilmesi gerekir.
Yıllar önceydi. Ortaöğretim kurumlarında her gün nahoş olaylar olurken şimdiki uygulamalar muvacehesinde öğrencilere verilen performans ödevleri sayesinde öğrencilerin başlarını bile kaldıracak zamanları olmadığından bu kavgalar tamamen kesilmiş vaziyettedir. Bugün üniversitelerimizde de dedikodu v.s. tatsız olayların ayyuka çıkış sebeplerinden biri de akademisyenlerin üretimi rafa kaldırmaları saikı yatmaktadır. Yine eğitimde genetiğin önemine vuzuhat getirmesi açısından kavak ve söğüt ağacından mobilya yapılamaması gerçeğidir. Çünkü bu ağaçların hem ömürleri kısa olduğu gibi, hem de kaliteleri düşüktür. Peki ya bunlardan mobilya yapanlar yok mudur? Vardır ama bu uygulama tüketiciyi zarara uğratması açısından şık değildir. Pek tabiidir ki bu ağaçların da istimal edildiği yerler vardır. Ama, eğer kaliteli ve uzun ömürlü bir mobilya takımına sahip olmak istediğinizde abanoz ağacı, kayın ağacı, ceviz ağacı v.s. kullanıldığı takdirde evladiyelik ve fonksiyonel malzemelerinizin olacağına Sultan Abdülhamid'in el emeği, göz nuru yaptığı mobilyaların Dolmabahçe ve Beylerbeyi saraylarında sanki daha dün yapılmış gibi tazeliğini koruduğunu gördüğünüzde bana hak vereceksiniz.
Sonuç olarak aslımızı da, neslimizi de, genetiğimizi de, zekamızı da, aklımızı da Cenab-ı Hakkın takdir edişi gerçeği bizi birer aracı olan bu gerçekliklere döndüren hayat serencamı bizi müteselsilen eğitimimiz, kısmetince kalıtımımıza, yani aslımıza, yani neslimize dönüştürülmesi sadedinden ister farkına vararak, ister farkına varmaksızın, ister isteyerek, isterse istemeyerek olsun, ama, yaratılışımızın ana gayesi olmasının tartışılmaz olduğu cümlesinin ifadesini tam manasıyla bulması hasebiyle "Aslı hu ve nesli hu raciûn" ifadesiyle "İnnalillah ve inna ileyhi raciûn" diyor ve vakti zamanında Bayraktutan hocanın "Arkadaşlar ben profesörüm ama babam ilkokul mezunu bile değil. İkimizi karşılaştırdığımızda benim diplomalarımdan başka babamla benim birbirimizin aynı olduğunu görüyorum" demesikalıtımla eğitimin mukayese edildiği bu kısacık makalemize zenginlik getirdiği kanaatindeyim.
Haşiye: Biz insanat adeta birbirimize zimmetlenmiş olup birbirimizin hukukundan sorumluyuzdur. Vesselam.