İki adam
Evet, beğenirsiniz beğenmezsiniz, seversiniz sevmezsini, kabul edersiniz kabul etmezsiniz ama Cumhuriyet döneminin iki devasa adamı var. Kanaatimce bir de ikisi de hiciv sanatkarı olunca da fazlasıyla benim alanımı iştigal etmektedir.
Evet, bu dev adamların birisi Necip Fazıl Kısakürek, öteki ise şüphesiz ki Aziz Nesin. Hem de ikisi de askeri okullarda yoğrulmuş, sanatları ağır basıp onları disipline edemeyen askerlik gibi şerefli mesleklerine veda edip doğru bildiklerini her platformda ve her ne pahasına olursa olsun söyleyip sonucuna da fazlasıyla katlanmış iki büyük değerimiz. Çünkü ister anlayın, isterse anlamamakta ısrar edin bu iki değer de bizim, hem yerli ve hem de milli servetimiz mesabesindedir. Bu tespitimin sonuna kadar arkasında olacağım. Hem de bir İlahiyat Fakültesi mezunu olarak. Çünkü ben bu makalemde doğruluk, dürüstlük nasıl olur onu anlatmaya gayret edeceğim de ondan. Cenab-ı Hak Üstadı Şuara, kalemin piri Necip Fazıl Kısakürek'e rahmet eylesin, ama Aziz Nesin'e rahmet göndermek ona yapılabilecek en büyük hakarettir. Yoksa ondan rahmet falan esirgeme gibi niyetimiz olamaz. Çünkü Aziz Nesin, bütün eser ve konuşmalarında ne Allaha ve ne de onun rahmetine ihtiyacı olmadığını, İslam diniyle uzaktan yakından en ufak bir kültürel bağının olamayacağını, ne Allahı, ne İslamı ve ne de bu gibi dogmatik kuralların onun için hiçbir kıymeti harbiyesinin olmadığını ve de olamayacağını açık yüreklilikle ortaya koymuş, mezarının bile yerinin belli olmaması konusunda özel vasiyet ve de hassasiyet göstermiş, kendi çizgisinde mert, dürüst ve delikanlı bir şahsiyet olması meyanında İslami kültüre temayül gösteren oğlu Ali'ye de son derece demokrat bir tavırla en ufak bir psikolojik baskı göstermeyecek kadar kalite bir ateist vatandaşımız. Kaldı ki Aziz Nesin'in babası ve atası da medreseli, iyi din eğitimi almış insanlar. Kanaatimce Aziz Nesin de din eğitimi alırken maruz kaldığı yanlışlıklara bir tepki sadedinden tavırlanmış olduğu kanaati bende çok ağır basmaktadır. Bir de Necip Fazıl ile Aziz Nesin'in çok seviyeli atışmaları da kayda değerdir. Bir defa ikisi de eski Türkçe yazarlardı. Bendeniz Aziz Nesin'in Necip Fazıl'a gönderdiği torunlarının sünnet düğününe davet tebriğini okumuştum. Bu yazışmalar zamanın dergilerinde de yayınlanmıştı.
Aziz Nesin Necip Fazıl'a "Üstad torunlarımın sünnet düğününü şereflendirir misin" davetine Necip Fazil pek açık yüreklilikle verdiği cevabın içeriği şöyledir: "Aziz ben seni bir asırdır Allah'ın dinine davet ediyorum, bir türlü icabet etmiyorsun. Öyleyse benim davetime icabet etmeyenin davetine nasıl icabet edebilirim" diye cevap vermişti.
Evet, birisi Aziz Nesin, öbürü ise Necip Fazıl. İkisinin de kendi çizgileri açısından hiçbir açıkları yok. Kendi ideolojileri ve inandıkları davaları için makul gördükleri her şeyi yazıyor, çiziyor, konuşuyor, alkışlanıyor, tutuklanıyor, dövülüyor, sövülüyor, kurşunlanıyor, yakılıyor, yıkılıyor ama bu iki dev adam kesinlikle ve de kesinlikle nuh diyor ama peygamber demiyor. Neye inanıyorsa onu yapıyor, neye inanıyorsa onu savunuyordu. Ben şahsen bu dürüstlük mücadelesi karşısında şapka çıkarmaktan başka hiçbir şey söyleyemiyorum. Ancak şahsi tercihimi soracak olursanız pek tabiidir ki Necip Fazıl benim ruhaniyetimi temsil edebilir ama Aziz Nesin'den de çok istifade ettiğimi ifade etmek isterim. Zira Necip Fazıl ile Aziz Nesin ayrı dünyaların adamı olsalar da onları birleştiren kader dünyasının hiçte farkına varmaksızın ve bendenize kadar da parmak basılmasına cüret edilemeyen bir nokta var ki bu hengâmede en az Necip Fazıl kadar Aziz Nesin'i de sevdiğimi paylaşmak istiyorum. Ben kimsenin iman memuru değilim. Beni ilgilendirmez de, ama Aziz Nesin, Necip Fazıl ve Hayrullah Şanzumi'nin müttefekunaleyh oldukları yegane fazilet mücadelesinin münafikun uzmanlığı ve münafıklara karşı açtıkları canhıraş hane ahlaki mücadeledir.
Bilindiği üzere Aziz Nesin'in yüz dolayında eseri bulunmaktadır. Bu eserler gerek batı ve gerekse şark dillerine tercüme edilip basılmış durumdadır. Yıllar öncesiydi. Otobüsle Hacca giderken Şam'da mola vermiştik. Bizim ümmi Türk hacıları yerlerde buldukları Arapça yazıları Kur'an zannedip öperek ceplerine koymuşlardı. İlgili zevatı uyarıp bu öptüğünüz Arabi yazıların Aziz Nesin'in eşek ciması hikayesi olduğunu biliyor musunuz dediğimde de "Tövbe estağfirullah, Kur'an yazısıyla bu edepsizlikler yazılır mı" diye tepkilerini göstermişlerdi. Çünkü Anadolu insanına göre o bir Kur'ani yazıydı. Onunla başka bir şey yazılamazdı. Bu anekdotumdan başka bir de son yıllarda Tahran'da mukim bir İranlı cinsi latifle evli Türk evladı Oğuz Beyin beni arayarak, hocam eserlerinizi çok beğendik, eğer izin verirseniz bunları Farsça ve Arapçaya çevirip burada tab ettirmeyi düşünüyoruz dediğinde biraz da olsa irkilmiştim. Tamam peki bastırın ama bana niçinini söyler misin? Çünkü bizimkiler İran'a pek iyi bakmazlar dediğimde Oğuz Bey "Hocam o eskilerde kaldı. Artık çekinilecek bir şey kalmadı. Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İsmet Özel, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi birçok Türk yazarının yazıları Farsçaya çevirilerek basılmış. Hem de devlet destekli olduğu için en basit kitap yüzbin adet basılıyor. Gazetelerde tartışılıyor ve de milyonlarca insan tarafından da okunuyormuş. Keza Azerbaycan'da bile durumun aynı olduğunu ifade ettiler. Peki ya benim yazılarımın ne önemi olabilir diye sorunca da "Hocam hicvin merkezi halen İran'dır. Bu işi de en anlamlı şekliyle Aziz Nesin yapıyor. Ama o da çok müsakeşe kullandığından ötürü milletimizi tam temsil edemediği kanaatindeyim. Siz de hiciv yapıyorsunuz ama daha ağır ve de derli toplu" deyince beni en ince damarımdan yakalamıştı Oğuz Bey. Bendeniz de madem ki milli bir hizmet mevzuubahis ise buyurun Şanzumi kitaplarını tercüme edebilirsiniz demiştim.
Evet, konu Cumhuriyet döneminin iki adam gibi adamı; birisi Necip Fazıl, öteki ise Aziz Nesin. Birisi metafizik takılıyor, öteki tam bir rasyonalist. İkisi de çizgisinde adam gibi adam. En ufak bir eğilme, bükülme söz konusu bile olmadı. Birisine rahmet, ötekine de taşı toprağı bol olsun diyoruz. Çünkü ikisi de bizim. İkisinin istek ve de arzusu da bundan mütevellit.
Bu makalemi sizlerle paylaşmamın sebebi hikmetine gelince, biliyorsunuz bir ulusal seçim sathı mailindeyiz. Herkes kendisini yakın bulduğu bir listede ya endam, ya da destekçisi mesabesinde. Ama daha dün Üsküdar esnafı yolumu keserek "Hocam bir şey sorabilir miyiz" dediklerinde "Buyurun sorun" deyip dinlemeye başladım. Çerezci birisi "Hocam bizlerin, bütün esnafın eskiden desteklediğimiz partiler belliydi, herkes de birbirinin eğilimlerini bilir ve saygı duyardı. Ama şimdi değişik parti mensupları geldiğinde esnaf hepsine yemin billah ederek sizleri destekleyeceğiz diye vaatlerde bulunuyorlar. Bizim de kafamız karışıyor" dediler. Bendeniz de "Evet maalesef insanlar çok politik oldular" deyip işin içinden sıyrılmaya gayret etmeye çalıştım ama hakikaten bu ahval beni derinden rahatsız ederek bu makaleyi yazıp meseleye medeniyet perspektifinden bakmaya çalışıyorum. Kalemi elime alıp düşündüğümde yıllardan beri teşekkül eden tecrübelerimi ifade etmeye gayret ediyorum. Meseleye ta 1980 öncesinden bakarak insanlarımızın kamplaştığını, kim hangi ideolojiyi hakim güç olarak görüyorsa hemen kısa yoldan oraya bir mensubiyet kesp edip hayatını düzenlemeye gayret ediyordu. Hele hele sol ideolojinin hakim olduğu yıllarda insanlarımız görünürde solcu takılırken gizlice de Allah'la arasını bozmamaya gayret ederlerdi. Hiç unutamıyorum. Dini hassasiyeti olmayan birilerinin imamlara para karşılığında binbir Yasin okutup seçim kazanmaya çalışmasını hiçde unutamıyorum. Pek tabiidir ki medeniyetimiz yenilmiş ise şahsiyetler de yıkılmıştır. İnsanlar kısacık ömürlerini ihya etmek için hep hakim güçten yana aidiyet gösterip derununda da inançlarını yaşatarak kendilerince bir çıkış çaresi bulmuşlardır. Ama iki kişi var ki hakikaten hiçbir güç ve de iktidara boyun eğmeden doğru bildikleri gibi adam gibi adam olarak yaşayıp aramızdan gittiler. Evet, bunlardan Necip Fazıl'a Allah'tan rahmet diliyor, Aziz Nesin'in de taşı toprağı bol olsun diyorum ve inadına, inadına bağırarak bu iki değere de saygı duyulmasını tavsiye ediyorum. Vesselam.