Bu şehrin kaderi !...
Bu şehir ne köy olmaktan, ne de kasaba olmaktan kurtulamayacak anlaşılan.
Bizler bu anlayış içerisinde olduğumuz sürece, kimse bu şehrin bir adım ileriye gitmesini beklemesin.
Bazı "menfaat çevreleri, yıllarca sırf kendi istekleri doğrultusunda, bu şehrin kaderiyle oynadılar", oynamaya da devam ediyorlar.
Geçmişte de gelecekte de bu durum değişmeyecek gibi görünüyor.
Bu şehrin kaderi bu olsa gerek.
Maalesef Sakarya'da toplum bilinci bir türlü oluşamadı.
2006 yılında Büyükşehir Belediyesi "Şehrin kader haritasını" çizerken umutlanmıştık.
Şehir için yeni bir hedef belirlenmişti.
Kader haritası "Sakarya'yı Türkiye'nin en büyük iki metropolü olan İstanbul ve Ankara arasında yaşanabilir bir cazibe merkezi haline getirme hedefine büyük katkı sağlayacaktı."
Ama maalesef olmadı.
İstenilen hedefe bir türlü ulaşılamadı.
Hiçbir şey yapılmadı demek insafsızlık olur ama şehir olarak istediğimiz noktada olduğumuzu da kimse söyleyemez sanırım.
Bugünlerde yine "Büyükşehir Belediyesi şehrin kaderini değiştirecek" bazı projeleri hayata geçirmeye çalışıyor.
Tabi her zamanki gibi "bu şehir küçük olsun bizim olsun" anlayışında olan bazı çevreler bu "projelere karşı ciddi anlamda direnç gösteriyorlar."
Oysaki yılladır şehir hep bu yüzden kaybetmedi mi?
Bugün "esnaf kan ağlıyorsa, ticaret giderek kapital sistemin eline geçiyorsa, küçük esnaf yok olma tehlikesi ile karşı karşıya ise, eğitimde istenilen seviyede değilsek, şehir olarak siyasi gücümüzü kaybetmişsek", kısacası her alanda bir marka şehir olamadıysak hep bu "anlayış" yüzündendir.
Bakın bugünlerde Büyükşehir Belediyesi Dörtyol Sanayi bölgesinde şehrin kaderini değiştirecek bir projeyi hayata geçirmeye çalışıyor.
"Şehrin giriş noktasında, yıllardır mezbelelik içerisinde olan ve şehrin imajına her açıdan büyük zarar veren bu bölgede yapılmak istenen değişim bazı çevrelerce istenmiyor."
İşte bu "anlayış" kendini orada yine gösteriyor.
Oysaki bu projenin gerçekleşmesi durumunda "kazanan hem esnaf, hem de şehir olacak."
Bölge esnafı daha modern bir çalışma ortamına sahip olurken, şehrin de imajını olumsuz etkileyen "o çirkin görüntü "ortadan kalkmış olacak.
Büyükşehir Belediyesi'nin bugünlerde bir diğer önemli projesi ise "Kentime Sahip Çıkıyorum" Projesi.
Her türlü kaldırım işgaline karşı büyük bir mücadele başlatan Büyükşehir Belediyesi, burada da bir dirençle karşı karşıya.
Özellikle bazı esnaf bu konuda duruma sert tepki gösteriyor.
Bu konuyla ilgili daha önceki bir köşe yazımda belirtmiştim. "Kentli olmanın, kentte yaşamanın bazı kuralları ve sorumlulukları vardır. Aksi ise bu şehri yaşanmaz kılar."
"Daha modern ve daha temiz bir kent hepimizin ortak ideali olmalıdır."
"Bir şehrin kaldırımları, o yerin gerçekten şehirleşip şehirleşmediğini gösteren önemli belirtilerinden biridir.
Kaldırımı kaldırım gibi kullanan şehirler ile kaldırımı babasının malı imiş gibi kullanan şehirlerin arasında tam anlamıyla medeniyet farkı, çağ farkı, insana, hakka ve hukuka saygı farkı vardır."
Esnaf da kaldırım işgalinden vazgeçmeli ve kendisine göre farklı çözümler bulmalıdır.
Öte yandan Büyükşehir Belediyesi'nin ardı ardına devreye soktuğu bu projeler şahsen beni bu şehirde yaşayan bir kişi olarak ilk defa umutlandırdı.
Büyükşehir Belediyesi hem "kentsel dönüşüm" hem de "şehrime sahip çıkıyorum" projeleriyle ilgili dilerim geri adım atmaz.
Dilerim "bu kez şehrin kaderi değişir."
Ulaşım ve Mastır planı ne oldu?
Geçtiğimiz hafta özürlü bir vatandaşımız, Atatürk Bulvarı'nda karşıdan karşıya geçerken, az daha canından oluyordu.
Şansı yaver gitti bu sefer kurtuldu.
Peki sonrası?
Tamamen şansa bağlı.
Bir dahaki sefere bu kadar şanslı olmayabilir.
"Atatürk Bulvarı'ndaki trafik akışı hem yayalar, hem de sürücüler için gerçekten de büyük tehlikeler oluşturuyor."
Süratle bazı önlemler alınması artık kaçınılmaz.
Bildiğim kadarıyla Büyükşehir Belediyesi bir "Ulaşım Mastır Planı" hazırlığı içerisindeydi.
Bu çalışma ne aşamada şuan bilinmiyor ama, bilinen bir gerçek var ki, özellikle başta şehrin merkezinde olmak üzere bazı bölgelerde "trafikte yaşanan keşmekeş" her geçen gün giderek büyüyor.
Bu arada ulaşım konusunda da artık ciddi ve radikal kararlar alınması gerekiyor.
Tıpkı "Kentsel Dönüşüm" ve "Şehrime Sahip Çıkıyorum" projeleri gibi.
Artık bu şehirde "ulaşımın dolmuş ve minibüslerle değil, orta ölçekli toplu taşıma araçlarıyla yapılması gerekiyor".
Aslına bakarsanız bir zamanlar gündemdeydi.
"Yeni Cami'den Uzun Çarşı'nın başına kadar olan güzergah araç trafiğine kapatılacaktı."
Tıpkı Çark Caddesi'nde olduğu gibi.
Ama sonradan bu proje nedense gündemden kalktı.
Ben şahsen bu projeyi canı gönülden destekliyordum.
Tabii sadece bu düzenleme değil, "mevcut tren garının da şu anki bulunduğu yerden kaldırılıp Arifiye'ye taşınması, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin bir başka alana kaydırılarak o istikamette Kent Park'la birleşen yeni bir bulvarın açılması bu şehrin vizyonunu tamamen değiştirecektir." Üstelik trafikte yaşanan sorunların çözümüne de büyük katkı sağlayacaktır.
Tabii tüm bu düzenlemelerin ardından ise "hafif raylı sistem" kaçınılmaz olacaktır.
Tabi benimki bir hayal.
Gerçekleşir mi bilinmez.
Gerçi "bu şehirde yönetici olmak gerçekten oldukça zor bir iş."
Büyükşehir Belediyesi hem " Dörtyol Kentsel Dönüşüm" hem de "Şehrime Sahip Çıkıyorum" projesi nedeniyle bir mahkemelik olmamıştı, o da oldu.
O yüzden bu şehirde bazı şeyleri değiştirmek gerçekten de imkansız gibi bir şey.
Ama ben yine de "Büyükşehir Belediyesi'nin uygulamaya koyduğu her iki proje nedeniyle ilk defa bu kadar umutluyum."
Dilerim bu kez şehrin makus talihi değişir ve Sakarya her alanda istenilen seviyeye hızla ilerler.