Aşk curufatı
Âteş-i aşk est k'ender ney futâd
Cûşis-i aşk est k'ender mey futâd
(Neydeki ateş ile meydeki kabarış hep aşk eseridir).
"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeye muhabbet ettim ve bilinmek için halkı yarattım diye ehli tasavvuf arasında pek meşhur bir hadisi kutsi vardır. Bu hadisin delaletine göre muhabbet iptida Hak'tan zuhur eylemiş ve bütün kainatın icadına sebep olmuştur. Binaenaleyh mevcut âlemler içinde aşkın yabancısı olabilecek bir zerre dahi yoktur.
"Herkesin hâlince vardır bir tecelligah-ı aşk
Bisutun Ferhad'a Tûr şeklin gösterir."
Fakat her mahlukatın aşkı, kendisinin istidadına ve zevkine göredir. Bir bülbülün gül yaprakları arasında gizlenerek hazin hazin ötmesi aşk eseri olduğu gibi, bir merkebin tozlarda yuvarlanarak acı, acı anırması da aşk eseridir. Keza bir arifin halvethanesinde mest-i cemâl olarak tatlı tatlı ağlaması, zil zurna sarhoşun fuhuşhane kapısında naralar atması yine aşk eseridir. Fakat tabir caizse birinciler aşk-ı hezari, ikinciler ise aşk-ı himaridir.
Sene 2009'un güzel bir nisan günüydü. Zamanın ahir zaman Peygamberinin ümmetinin ahirzaman müftülerinden Beşiktaş Müftüsü ki Adapazarı depremi vesilesiyle kendileriyle tanışma şansına sahip olmuştuk. Elan Beşiktaş Müftüsü olan Muhterem Gakkoş Süleyman Özden Beyi henüz tanımazken daha yeni deprem olmuş ertesi gün Üsküdar İskele Camisi (Mihrimah Sultan)nde vakit namazını eda ettikten sonra yine Gakkoş olan İmam Hafız Yasin Efendi bendenize henüz tanışma şerefine nail olamadığım Sakarya İli Müftü Vekili Süleyman Özden Beyi sordular. Bendeniz de sizlere ömür Süleyman Bey rahmeti rahmana vasıl oldular. Gerçi Süleyman beyden haber yoktu. Çoluk çocuğu üç evladı enkazdan salimen kurtulmuşlardı, ama Süleyman beyden haberim yoktu. Soranlar da yakın akrabası olmadığı için bir de Sakarya yek ile yeksan olduğundan nasıl olsa o da ölmüştür sadedinden bu kara haberi latifeyle karışık söyler söylemez etrafı feryad-ı figan bastı. Ne bileyim, eğer bu kadar sevildiklerini bilseydim kesinlikle böyle bir haber vermezdim. Çünkü benim yaşadığım kadarıyla imamlar müftüleri kesinlikle sevmezlerdi. Belki de biraz sevinsinler diye ümit etmiştim. Hasılı en kısa zamanda otuz tane hafız efendi peydahlanıp bir saat içerisinde Sayın Müftü Süleyman Özden Efendi'nin ruhuna bir hatmi şerif yani Kuran-ı Kerimi baştan sonuna kadar okuyup duasını da yapıp caminin bitişik meşrutasının ki bir yaz günüydü bahçesinde ağıt, kuran ve de şerbet faslından sonra oradan ayrıldım. Tam bir hafta sonra aynı camiye namaz edası için gittiğimde başta Yasin hoca ve diğer imam ve din görevlilerinin saldırısına uğradım. Yarı hakaret, yarı tebessümle ulan bize ölmemiş bir dostumuzun ölüm haberini verip ona hatim indirttin diye serzenişte bulundular. Hikaye ve hikayenin senaristi ve de kahramanı olan Süleyman beyler henüz tanışmamışlardı. Ortada tam bir Türk filmi ve de mutlu sonu vardı. Neyse bir süre sonra Sakarya'da zamanın Vali Yardımcısı İsmail Fırat Bey'in (bilahare Osmaniye Valisi olacaktı) makamında tevafuken Sayın Müftü Süleyman Özden Bey'le tanışıp kendisini daha ölmeden önce ölüm haberini yayıp kendisine bugüne kadar kimseye nasip olmayan malum hatmi şerifi ve de duasını söyleyince çok sevindiler ve bana sarılarak muhabbetlerini bildirdiler. Beni aradıklarını çok teşekkür ettiklerini ve de tanışmak istediklerini ifade ettiler. Kendileri bilahare Beşiktaş Müftülüğü'ne atandılar. O gün bugün çeşitli vesilelerle kendilerini arar ve ziyaret eder, hürmette de kusur işlememeye sayü gayret ederim. Kendilerini kadim dostlarım Galip Bey'le ve diğer müşterek dostlarımız vali beyle hep ziyaret eder hayır dualarını alır, ilimlerinden de tefeyyüz eylemeye çalışırız. Bilvesile Şanzumi çalışmalarıma değer verip destekleyen sayın müftümüz bendenizi arayarak değişik kitaplardan fasiküller vererek istifademe sundukları belgelerden birini sizlerle paylaşıp kendi perspektifimle görüntülemeye gayret edeceğim.
Müftü efendinin bendenize tevcih ettikleri kaynak: Tahirül Mevlevi Mesnevi dibacesi ilk onsekiz beytin şerhinden sayfa 120-121.
Velhasılıkelam Yüce Çalabın yüceliğinin bilinip kanıksanmasına müteveccihen başta kainatın ve dahi eşref-i mahlukatın yaratılarak gerek sürekli terennüm ve de idrak edilmesi babından hallakın halk etme sıfatının tecelligahının birer malzemesi olarak onu en iyi okuyup en iyi anlayıp en iyi yaşayan azizlerin azizi Resul Nebi ve de onların varisleri olan evliyanın ve de mütefekkirlerimizin ki İslam âleminin yüz aklarından olan Hz. Mevlana Celaleddini Rumi'nin yaklaşımlarının bir cüzünü mercek altına alarak anlayabileceğimiz kadarıyla iktifa, şükür ve dahi tenakül ile iştigal eylerken bendeniz bütün kitabiyatı birer bakir sofra kabilinden telakki eyleyip bizleri de acıkmış birer nas kabilinden ilgili sofralarda taam eylerken şüphesiz ki nasibimiz kadar olanına mazhar olabileceğimizi aksi takdirde bütün sofrayı silip süpürmenin ne akıl karı ve ne de nasip meselesi olabileceğini zannetmiyor. Bilvesile meşhur atalar sözünde buyrulduğu gibi "Cami ne kadar büyük olursa olsun imam ancak bildiğini okurmuş" sadedinden biz de diyoruz ki sofra ne kadar zengin olursa olsun kişi ancak nasibini yermiş misalinden hareketle diyoruz ki kitap ne kadar kudretli olursa olsun onu okuyanlar ancak kendi kabiliyet ve de nasibi kadarına vasıl olur diyoruz. Burada esas olan kısmet ve de istidat meselesidir ki aslında size istidat bahşedici de kısmet takdir edici de aynı minval üzere yüce kudret ve dahi Yüce Çalabın ta kendisi olduğundan naşi burada esas olan biz ziruha verilenin kemiyeti olmayıp keyfiyetinin esas alınıp ona göre tavzifat edinilmemizdir dersek pek tabiidir ki rahatlamış oluruz.
Makalemizin başını taçlandırdığımız beyitle işe koyulup nasip, kısmet, rızık, anlayış, yaşayış, hikmet kavramlarının etrafında ring atarken esasen üzerinde durulması gereken mihver kavramın aşk olduğunun altını çizerek sadede gelecek olursak;
Hz. Mevlana ilgili beytinde özetle bülbül, eşek, arif ve de sarhoşun farklı farklı eylemlerini aynı potada eriterek usul, yöntem, maksat, yakarış ve dahi nehafet ve de abesiyet münderecatlarına rağmen global hedefin nirengi noktasının ancak ve ancak aşk olduğunu hiç çekinmeden ve de kınanmaya maruz kalabileceğini düşünmeden ortaya koymaktadır. Biz naçiz bir kalem sürtücü olarak da yine Hz. Mevlana'dan cüret alarak işi biraz da teşmil ederek vuzuha kavuşturabilme ümidiyle işi kainat ve kainatın bütün rükünlerini değerlendirme içine alarak paylaşmaya çalışalım. Başta kainatın yapısal karakteristiğine binaen kuşatıcı anlamında rahim sıfatının tecelligahı anlamında dişi karakterli olduğunu ifadeyle işe başlarken kainat içerisindeki âlemlerin ve gerekse bir âlem içerisindeki gezegenlerin birbirine nispeten dişi veya er oldukları marifet ehliyle tespitgah olunmuştur. Binaenaleyh efkara ve efale müteveccihen varlıklar, cansızlar, canlılar ve de nebatat olarak mütalaa edilseler de aslında her varlık kendi yapısı içerisinde dişilik ve de erkeklik kavramlarıyla tezyin edilmiştir. Yüce Çalp ben insanları bir erkek ve bir dişiden yarattım derken aslında bir teşmiliyet ifade edilmektedir. Bugün ehli çok iyi bilir ki taşın toprağın bile dişisi, erkeği mevzuubahistir. Filhakika nebatatın tozlanarak döllenip devamlılığını sürdürme çabasından tutun da akılsız hayvanların onca çilelere göğüs gererek çiftleşip soylarının sürmesini sağlaması ve nesillerinin en entelektüel boyutta devamına sayü gayret eden insanların gerek üstlendikleri sorumluluklardan tutun da hedefine ulaşamadığı için filozoflaşıp kendinden geçerek mahvı perişan olan insanoğlunun hali pürmelalinin altında yatan gizli saikin mahza aşk olduğunu ifade ettikten sonra bu zillet aşkının ancak ve ancak ilahi aşka çıkan merdivenin ilk basmağı olduğunu akılsız ziyruh ile ruhsuzların ceza-i ehliyetleri olmadığından naşi onların bu serencamda fazlaca bir ızdırabının mevzuubahis olamayacağını ancak insanoğlunun aşk serüveninin adeta müteharrik bir sırat köğrüsü olduğunu bu serencam üzere çok kişinin telef olduğunu ancak ilahi aşka mazhariyetin pek de kolay olmadığı gibi bu meyanda bazı insan siluetli mahlukatın aşkı ilahiyi tutturamamasından ötürü aşkı süflide nirvana yaparak bir kelebeğin inadına inadına bir gece lambasına saldırarak yanması misalinde olduğu gibi kendisini mahvı perişan ederken bazılarının da işi entellektüelizme yönlendirip büyük birer sanatkar olduğunu hiçbir kimse inkar edemez. Ancak en tehlikelisinin günümüzde sayılarının gitgide artarak yükseldiği bazı insanların fitne, fesat, tezviratta temerküz eyleyip bütün aşkî enerjilerini iftira, kul hakkı gaspı gibi duygularını birer aşk mesabesinde görüp zilletlendikçe zilletlenme curufat aşklarının olduğunu paylaşmak istiyoruz. Vesselam.