Curufathane
Daha düne kadar modernite illetine daha belenmeden evveldi. Her şey nezih, her şey homojen ve her şey kendi yapısı içerisinde hakikaten kayda değer nehafetefşan bir serencam üzereyken birden ziyrüzeber curufathaneye döndü. Bizim nüfusun yüzde yetmişi kırsal kesimde yaşıyordu. Her evin bütün rükünleri fazlasıyla endam eyleyip fesahat saçıyordu. Bütün evler insanoğlunun yaratılış maksadına uygun tek katlı veya en fazla iki katlı evlerin önünde avlu, mütemadiyen bahçeler, bağlar v.s. evin zenginlik kaynağı büyük anne, büyük babalar hâkim bir edayla bütün terbiye eylemleriyle meşgul ebeveyn cümle zirai ve de hayvani meşgale ile hemhal. Evin eşeği, evin iti, tavuklar, kazlar, ördekler, hâsılı küçükbaş hayvanat ile büyük baş hayvanatın endamı. Vatandaş çoluk çocuğuyla eşeğine binip tarlasına gidip faaliyetlerini ikame eyledikten badehu seyri sülük babından ya söylenir, ya da eşeğinin iki kulağının arasından ki bu açı onun için dünyaya açılan en büyük pencere olsa gerektir kanaatindeyim. Hele hele bir radar mesabesinde bu iki kulağın ileriye doğru küşültülerk doğrultudan sonra yükü insan dahil ne olursa olsun hurucat harekatı bir de moz denilen sineğin eşeğin münasip bir yerine girip onu tahrikatı vakise o zaman eşekten düşme veya eşek tekmesine maruz kalmamak na mümkündür. Amma bu çetin hayatın beraberinde getirdiği çok güzel nimetler vardı ki bunların başında ise hormonsuz natürel beslenme, temiz, nezih ortam, bol oksijen meyanında insanın yaratılışına mütenasip bir hayat üslubu, güzel dostluklar, dayanışma, imece, salma kültürünün v.b. güzelliklerinin beraberinde sağladığı sosyal, iktisadi, itikadi ve de ahlaki dayanışmanın üzerine taçlandırılan ahvalin insan psikolojisini ne denli manevi destekle insanoğlunun mutluluğunun sağlanmasında hiç de farkına varılmaksızın ihya edilen geleneksel pedagojik destek ve rehabilitasyon ameliyesi.
Asırlardır alışıla gelen bu güzel yaşamın hiçbir hazırlık yapılmaksızın ithal edilen modernite tasallutuna mukavemet göstermeksizin aniden köylerimizi boşaltıp şehir denilen, ancak şehrin nimetlerinden ve de altyapısından nasibini alamamış adeta kırmızı ışığın önünde bekleyen kaos hercümerç misalinde görüldüğü gibi ayaklar baş, başlar ayak ne köydeki otokontrol ve ve de şehrin beraberinde getirmesi gereken kontrol mekanizması, yani ne köylülüğümüzün beraberinde getirdiği kültürel zenginlik ve nede bir şehirli olabilmenin kazanımı tamamen jömonpolist bir anomi. Velhasılıkelam meseleye devletimiz zaviyesinden bakıldığında hal böyleyken uluslar arası arenada da ne doğulu olmanın verdiği izler ve nede batılı olabilmenin beraberinde getirmesi gereken batılı çizgiler.
Henüz köydeyken köy şartlarında yaşanan nezahatin kaybedilmesiyle de kalınmayıp insanoğlunun sosyal bir varlık olması. Bir de kültürel genetik gereği bireyselleşmiş olsak da birileriyle bir araya gelebilme ancak mahremlerini paylaşmaksızın fakat sosyal patlama ve de rehabilitasyon vesilesi olarak eski kurumların yerine yenilerinin ikame edilemeyişi. Bazı meslek gruplarının veya statü sahiplerinin kendilerini milletten tecrit etmiş olsalar bile bir şekilde hemcinsleriyle hemhal olabilmekte ve günlerini değerlendirmektedirler. Ama milletin çoğunluğunu teşmil eden garip gurebaya gelince yaz mevsimini dışarıda park bahçe v.s. de geçirirken ülkemizin coğrafi şartları muvacehesinde bir taraftan kahvehanelere mahkum olunup izbe yerlerde sigara dumanına mahkum olup başta kendileri bilahare de çoluk çocukların kümülatif olarak da nesillerini en ağır emraza amade ahvale büründürmektedirler. Şehrin stresli yaşamı, trafik, bakkaldan, manavdan, kasaptan fırından, ne idüğü belirsiz olan nesebi gayri sahih beslenme ve bu beslenmenin beraberinde getirdiği devasa emrazat, meyanında komşuluk ilişkilerinin yerini korku ve endişeye terk ettiği tezellümi egoistik bir hayat anlayışı. Müteselsilen öyle bir anlayış ve içinden çıkılamayacak bireyselleşme neticesinde ne ebeveyn ve ne de kardeşlik duygusu. Binaenaleyh tecrit edilmiş olmanın verdiği bir hayat tarzının neticesinde yetiştirilen mahlukatın daha ileriki münasebetlerinde vatan, millet, bayrak anlayışlarında olduğu gibi insani değerleri de kanıksayabileceğini zannetmiyorum.
Şüphesiz köy hayatı kendi yapısı içerisinde tutarlı olduğu gibi medeniyetin beşiği olan ki şehir anlamında Medine yani medeniyetin üretilip yaşanabilmesi için en ideal olan ortam şehirlerdir. Ancak esas problemin şehirle köy mantalitesinin birbirine karıştırılması veya birbirine feda edilmesinin neticesinde arabesk anlayışın hayatımızı fazlasıyla bir curufathaneye çevirdiğini inkar edemeyiz vesselam.