Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi

hsanzumi@sakaryahalk.com

Dırdır azabı

Bu yazıyı yazdırmak için tıklayın..
Bu yazıyı arkadaşınızda göndermek için tıklayın..
Bu yazı hakkında yorum yazmak için tıklayın..
Bütün canlı mahlukatın kendi şartları muvacehesinde haberleşme, anlaşma ve dahi uzlaşma aracı olsa gerektir konuşma. Pek tabiidir ki konuşmanın en tekamül etmişi şüphesiz ki insanoğluna aittir. İnsanlar kendi yapı, coğrafya, aidiyet ve de mensubiyetlerine göre ana dili diye tesmiye edilen seslerle dillenerek gerek kendisinin meramını ifadeye gayret ederken öbür taraftan da muhatabının meramına muttali olup muhteşem bir alışveriş üzeredirler. Pek tabiidir ki entellektüaliteyle ilgili kültür ve medeniyetin gücü kendisini söz konusu dildeki azametini gerek dil ve gerekse kendisi için ulaşılabilen enginlikte şahika arasındaki mesafesini işgal ederek kendisini ispatlamaya çalışır. Mamafih eğitimsiz olup bir de ariflikten nasipdar olamayanların elli küsur kelimeyle gak gukla iletişim uyarlarken öbür yandan devenin bile yüzlerce isminin kullanıla gelmesinin ne denli bir zenginlik olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Filhakika bir köy kahvesindeki bir sohbet ile arifanın veyahut da ehli mürekkep zevatın ifadelerini anlayabilmek için hakikaten hem dünyevi ilimle tezyin edilmişlikle kalmayıp Batıni derinlikten de bihaber olmamak gerekir. Aksi takdirde harf inkılâplarına yeni uğrayıp dününü bugünüyle mukayese edememe haline bugünkü dilimizi dünküler, nede dünkü dilimizi bugünküler anlamakta güçlük çektikleri gibi eski Türkçeye Arapça diyebilecek kadar cehaletin hakikaten insanı kahretmemesi elden bile gelmiyor. Öyleyse söz konusu bir dil ya vardır ta da yoktur. Diller yaratılışı ve de kullanılışı itibariyle hem birbirilerinden aldıkları gibi hasis davranmaksızın birbirilerine vermeyi kısırlık veya kompleks mevzusu yapmadıkları gibi bu karşılıklı alışverişi bir zenginlik olarak telakki etmektedirler.

Hâsılı dil bir alışveriş ve de teati olmanın yegane aracı kurumudur. Öyle ki kısır ve de fakir diller insanların sadece ve sadece zaruri ihtiyaçlarını karşılamakla yetinirken zengin ve de üretken diller bir taraftan bütün ihtiyaçlara cevap verirken bununla da kalmayıp zamana, zemine, mekana, makama, gönüle, ortama göre şekillenip eğniya-i şakirin misalinde olduğu gibi hem bir taraftan dallanıp budaklanırken hem de öbür taraftan tamamen ikmal edip alt yapıyı oluşturduktan sonra dil zenginliği muvacehesinde sanat erbabının elinde dilinde şekilden şekle girerek gerek muhatabını ve de gerekse kitap sayfalarını şenlendirip anlamlandırarak meşhur aralar sözünde olduğu gibi tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır esasını doğurabilmektedir. Hele, hele bir türkü veya şarkı sözünün muhatabını zıvanadan çıkartabilmesi dilin veya dili kullanan ehlinin müştereken ustalığını ortaya koymaktadır. Bazen bir söz savaşa mebni olurken bazen de bunun tersini yaşamamak mümkün değildir. Neticeten dilin özünde yatan çok deruni bir ehemmiyetten bigane kalınmamasının gerekliliği kendisini göstermektedir.

Velhasılıkelam dilin azametinin tartışılması mümkün olmayıp her bir insandır tespitinde de yabancı dil eğitiminin önem ve ehemmiyetini tavzih etmektedir. Başta kendi dilinizi iyice kavradıktan sonra gerekli duyulan zamanın ihtiyacına cevap verebilecek dillerin de mutlaka öğrenilmesinin elzem olduğunu kimse inkar edemez. Dil ile müspet menfi bir çok darbı meseller meseleye ışık tutmaktadır. Dilin başta anlaşma aracı olarak kullanılmasıyla işe koyulduktan sonra bilimde, kültürde, medeniyette, diplomaside, ticarette dilsiz yapılamayacağı ortadadır. Bu meyanda dil ile yapılan melanetlerin ne denli yaptırımkar olduğunu şu atalar sözü ortaya koymaktadır. Dil yarası kılıç yarasından daha derin ve de onmazdır. Bu da işin yaptırımkar ahvali olsa gerektir. esasen böyle bir girişten sonra dilin edna ve de ehveniyat bazında istimal edilerek kullanılan lafızların hiçbir kimsenin hiçbir işine ne olumlu ve nede olumsuz bir şekilde yaramaması hadisesine gelecek olursak kadim dostum Baki Adalmış'ın şekva eylediği üzere enva-i çeşit gurebanın çeşitli desiselerle karılarının dırdırına mukabelatta yeğ olamamalarına rağmen kurtuluşu evden firarda bularak geldikleri kahvehane ve de çayhanelerde dırdır üzerine dırdır eyleyip mahlukatı mezbureyi zıvanadan ve hem de şirazeden çıkararak kafalarını şişirdiklerini Doğan Temel beyle birlikte adeta ağlamaklı bir edayla ifade-i meramda bulunurlarken kendilerinden izin alarak zapturapt altına aldıktan sonra hakikaten bu zevata hak vermemenin na mümkün olduğunu düşünürken genel efkarla dilin gerektiğinde nirvana yaparak sevgilisini kudurtma kabiliyetine haiz iken bazen de kendi değerini bilmediği takdirde de bir kahvehane dırdırına dönüşüp ne denli sevimsiz bir hale dönüşebildiğine şahit oldukça hayret etmemek mümkün değildir. Örnek teşkil etmesi için diyorum ki bir monaroza şiiri de dilin ürünü keza birilerine ağır sebb etmekte dil ürünü ama aradaki farkı izaha hiçbir dilin yetmeyeceği de ortada derken dilin dırdır azabına dönüşmemesi temennisiyle vesselam.
Yazı Tarihi : 18 Mayıs 2010 Salı
Tanıtım, Çadır, Organizasyon, Balo, Event Company, Halkla ilişkiler, Fuar Organizasyon, Davet Organizasyon, Düğün Organizasyon, Yılbaşı Balosu, Aile Pikniği, Aile Günü, Kurumsal Organizasyon Sakarya Üniversitesi, Sau, Saü, Sakarya İndirim, Üniversite İndirim
Web Tasarım, E-Ticaret, Mobil Yazılım, Cep Telefon Yazılımı, Windows Mobile Uygulama
iş fikirleri, girişimcilik, bayilik, franchise , cv hazırlamanın yolları, ek iş ilanları
SATILIK TAŞ OCAĞI, SATILIK KIRMA ELEME TESİSİ, TAŞ OCAĞI, KIRMA ELEME TESİSİ TESİS, Sakarya Satılık Taş ocağı nikah şekerleri,düğün, nişan süsleri, nişan tepsisi nikah şekerleri, bebek şekerleri, mevlüt ürünleri, sünnet ürünleri, kına gecesi , nişan süsleri, nişan tepsisi, takı tepsisi, kına tepsisi, şeker sepetleri, sepetler, takı yastıkları, kapı süsleri, anı defterleri, şeker, gelinlik düğün nikah salonları düğün salonları davetiye organizasyon nişan