AYRANIM KABARINCA
1- Yörük ne bilir bayramı, horhor içer ayranı,
2- Ayranımız kabarsın ama sulandırılmasın,
3- Ayranı kabarmak,
4- Kimse ayranım ekşimiş demezmiş,
5- Ayranı yok içmeye, tahterevalli ile gider sürçmeye,
6- Ayran ağızlı,
7- Ayran içtik ayrı düştük,
8- Ayran dağa kaçmış, çiğ köfte peşine düşmüş,
9- Kimse yoğurdumuzdan ayran yayıp yağ çıkaramaz,
gibi ayranla ilgili deyim ve atasözlerimizi hep dillendire geldiğimiz halde ayranın bizim için olan ehemmiyetinin altını bir türlü çizmeye akıl edememişizdir. Vaktaki Prof. Dr. Mahir Kaynak "Ayran Teorisiyle" ilgili görüşlerini serdedince bilahare Ekrem Kızıltaş da buradan menkulen ayranla ilgili kalem sürtene kadar. Bu vesileyle bendeniz de üç seneden beridir tanıştığım Galip Boztoprak'tan hemen, hemen her görüşmemizde İsmail Ünalmış adında bir zat-ı muhteremden ve kıymetli birikim ve de düşüncelerinden aktararak, hassaten bendenizin de bazı çıkış ve tespitlerini de ona benzettiğini söylemektedir. Ne yazık ki bu kıymetli insanla görüşmemiz nasip olmadı ama aynı mecraya mensubiyet kesbetmiş olmamız hasebiyle Beyazsaray, Küllük ve Marmara v.b. kültür merkezlerinde aynı zamanda farklı vesilelerle bulunmuş olmamıza rağmen bizleri bir araya getiren bir vesile olmadığından bu muhteremle sohbet etme imkanı bulamadım. Haddizatında onu mutlaka gördüğümü zannediyorum.
Velhasılı onu görmüş olmaktan büyük bir haz duymuş olacağımı ifade ettikten sonra darı bekaya intikal etmiş olması hasebiyle kendisiyle olmasa da düşünceleriyle buluşmuş olmanın vermiş olduğu heyecanla kalem sürterek bir yıldan beridir İsmail Ünalmış hakkında dostları tarafından bir kitap çalışmasının bir türlü tamamlanamamasından dolayı üzüntülerimin ifadesi olarak belki müteharrik bir vesile olup yıllarca beraber sohbet ve yarenlik yapan kıymetli dostlarının kaleme sarılmalarına bir nebzecik de olsa katkıda bulunmam dileğiyle diyor, biraz da biz ayran yayalım sadedinden yarım asırlık bir kültür ve medeniyet tecrübemle bizim aidiyet kesbettiğimiz kazanımlarımıza 1) Vakıf Medeniyeti, 2) Su Medeniyeti, 3) Kedi Medeniyeti, 4) Güvercin Medeniyeti gibi kavramlarla hemhal olmaktayız. Ancak geçen hafta Sayın Galip Boztoprak'ın "Ayran Teorisi" makalesini okurken daha makalenin ilk paragrafındayken içimden bu değerlendirmenin sonunun "Ayran Medeniyetinde" esas karakterini bulabileceğini geçirir geçirmez makalenin sonlarına doğru aradığım kavramla buluşunca adeta bayram etmiştim.. Meşhur atalarsözünde "Aklın yolu birdir" denmiyor mu?
Ayran, yani ayranın anası süt ve müteselsilen yoğurt. Evet, dünyadaki hemen, hemen her dilde süt farklı bir kavramla ifade edilirken yoğurdun mucidi ise biz Türkler olmamız hasebiyle bütün dünya dillerinde yoğurt yoğurttur. Bazı zorlamalar hariç ki bunlara gramerde şaz denilmektedir. Keza yoğurttan mamul ayranın da hemen, hemen her yerde adının ayran veya yoğurdun sulandırılmış hali olması hasebiyle ayrana da yoğurt denildiğine tesadüf edilmektedir. Yoğurt veya yoğurttan mamul olması hasebiyle ayran, bizim medeniyetimizde yapılmış, yaşanmış ancak, Rahmetli İsmail Ünalmış'a kadar parmak basılmamış bir değerimizdir.
Yörüklerimiz, köylülerimiz, konar göçer ayat üslubuna haiz olan ecdadımız bir taraftan bu ahvali kara, kara yaşarken öbür taraftan da şehir medeniyetinde zirve yapmışlardır. Köyde yaşamış olanlar bilirler. Biraz tarım, biraz da hayvancılıktan mütevellittir hayat ama, konumuz ayran olduğundan ayranda temerküz edeceğiz. Evet, evin hanımları sabah namazıyla uyanır, hummalı çalışma, bir taraftan süt hayvanları sağılıp çoban refakatinde yola vurulurken öbür taraftan akşamdan demlenmiş sütler yoğurda tahvil olunmuşken yeterince sulandırılıp coğrafyasına göre tahtadan veya tuluktan mamul yayıklara doldurularak bir ileri bir geri vaziyette çalkalanır. Buna çalkalama vaziyeti de denir. Bazı yörelerimizde ise dikey ağaç yayıklarda devasa bir ağaçla dövülerek de bu işlem tamamlanınca yoğurdun derununda bulunan halis tereyağı temerküz ederek üste çıkar ve onu alıp taze taze tüketebileceğimiz gibi tuzlayarak yıl boyu kullanmak üzere biriktire de bilirsiniz. Demek ki süt+yoğurt+ ayran= Tevhit diyebiliriz. Burada bir bakıma parçayla bütün münasebeti de kurulmuş oluyor.
Bugün sütün, yoğurdun, tereyağının, ayranın ne denli mükemmel bir gıda maddesi olduğunu tıp otoriteleri ifade etmektedir. Gerçi geçen yıllarda bizlere ne idüğü belirsiz yağların yedirilmesine yönelik tereyağı aleyhtarlığının yapıldığını bilmekteyiz. Güzel Anadolu'muzun sağlıklı ve uzun ömürlü insanlarının hayatlarını ayrana borçlu olduğunu bilmemek safdillik olur.
Velhasıl ayransız Türk, Türksüz ayran düşünülemez. Hele, hele çam ağacında dövülen, çam kokulu ayranla tulukta çalkalanan ve de demlenen ogüzelim ayranların rayihasını unutmak na mümkün. Ayranın beden sağlığı meyanında bir müsekkin olduğunu da unutmayalım. Günümüzde herkesin strese gark olduğunu, uykusunu yitirdiğini hepimiz biliyoruz. Nice uyuşturucuyla uyku düzenine giremeyenlere tavsiyem bir büyük tas ayran içtiğinizde nasıl horul, horul uyuyacağınızı göreceksiniz. Ayran, evde, bağda, bahçede, kışın, yazın coğrafyanın iklimin ve de bütün dertlerimizin bir bakıma adı konulmamış iksiridir. "Ayran Teorisi" veya "Ayran Medeniyeti" tespiti asırlardır milletimiz tarafından yaşandığı halde tespit edilememiş veya altı çizilememiş en büyük bir zenginliğimizdir. Haddizatında ayran kadar hayatımızı kuşatan zenginliğimiz olmadığı halde onu hep ihmal etmişiz. Ama zararın neresinden dönersek kardır.
Yine Galip Boztoprak'ın nakletiğine göre Rahmetli İsmail Ünalmış'ın yarım asır adeta kendisini tüketerek "Ayran Teorisi" kurmasına rağmen hep hafife alınması bugün otoritelerin, köşe yazarlarının, ilim ve siyaset erbabının "Ayran Teorisi" tartışmalarının Rahmetli İsmail Ünalmış'ın hayattayken anlaşılmamış olmasına rağmen bugün anlaşılma çabasına girişilmiş olması "Ayran Teorisinin" ak ettiği yere oturtulması hasebiyle ruhunun şad olacağı kanaatindeyim. Zaten dünyadaki bütün ilim, irfan, düşünce, sanat adamlarının maalesef hep öldükten sonra layıkı veçhiyle anlaşıldıklarına şahit olunmaktadır. Velhasılıkelam ayran genellikle yaylaklarımızda yapılıp tüketilir, şehirlerimize de pazarlanmak üzere götürülür. Anadolu'muzun hemen, hemen her beldesinde mutlaka bir ayran pazarı vardır. Bizim de bilvesile çocukluğum Adıyaman'ın ayran pazarından ayran istimal etmek ve o havayı teneffüs etmekle geçmiştir.
Rahmetli İsmail Ünalmış Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Matematik şubesinden mezundur. Yüksek Öğretmenliler çok idealist insanlardır. Bilindiği gibi Anadolu'nunen zeki köy çocukları Öğretmen Okullarına alınır. Oradan mezun olanların da en iyileri yüksek öğretmen eğitimine alınırdı. Yüksek Öğretmenlilerin amblemi, bir Türkiye haritasının üzerine ışık saçılan zeminden ibaret olup rozetleri mülkiyelilerinkine benzerdi. Bu muhterem zevatın çoğunun emekli olmasına rağmen Sayın Yılmaz Güney Hocamız gibi halen hizmet verenlerle müftehir olmaktayız.
İsmail Ünalmış bir yıl kadar muallimlik yaptıktan sonra mesleğinden ayrılır Akkültür Kitapevini kurar. O özel bir insandır. Gecenin geç saatlerine kadar sohbet edip ertesi gün sabah namazından sonra yeni güne başlar. Bitmez tükenmez bir enerjiye sahiptir o. Zaten bu gibi sıra dışı insanları bizim gibi vasat insanlarla aynı kategoriye koyamazsınız. Onlara dinkçi beygiri gibi mesai de yaptıramazsınız. Çünkü onlar özel bir cins olup, kendi şartları içerisinde mütalaa edilebilirler. Eğer bu ve bunun gibi zevatı kendi coğrafyasından mahrum ederseniz onlardan gereken üretimi almanız na mümkündür.
Günlerden bir gün Marmara Kıraathanesinde tek başına oturmaktadır. Öğretmenliği bırakmıştır. İş güç yoktur, düşünceli bir vaziyettedir. Dönemin alperenlerinden Rahmetli Hilmi Oflaz yanına gelir. İsmail ne düşünüyorsun hayat kafaya takmaya değmez. Her gün bir paket sigaran benden, der sohbete başlarlar. Hilmi Oflaz Bey aksatmadan her gün İsmail Beye bir paket Bafra sigarası takdim eder. İsmail Bey gün gelir kısa dönem askerlik için İskenderun'a gidecektir. İçinden "Hilmi Ağabey sözünde duramayacak ben gidiyorum" der. Gideceğini de Hilmi Oflaz'a söylemez. İskenderun'a gider ve birliğine teslim olur. Sabah anons yapılır ve İsmail Ünalmış'ın ziyaretçisi vardır. Askerliğin daha ilk gününde bu ziyaretçi de neyin nesi diyerek nizamiyeye gider ve karşısında Hilmi Oflaz'ı görür. Buyur sigaran der ve bir paket sigarayı uzatır Hilmi Ağabey. Hilmi Oflaz sözünde durur ve askerlik süresince de bu böyle devam eder. İsmail Ünalmış Beyin ve Hilmi Oflaz'ın yakın dostları arasında bu olay meşhurdur. Gerçi Hilmi Oflaz'ın vukuatı yalnız bu değildir. O bir destandır. Onun hacıları yolcu ederken aşka gelip pasaportsuz hacca gidip geldiğine herkes şahittir. Hilmi Oflaz Necip Fazıl'ın muhibbidir. Bir gün Üstad Necip Fazıl uçakla İstanbul'dan Van'a konferansa gitmektedir. Hilmi Oflaz da bu seyahate katılmak iştiyakıyla yanıp tutuşmaktadır. Fakat uçakta yer bulunamayınca sinirlenir. Maharetini gösterir ve Van'da Üstadı havaalanında karşılayanların başındadır. Vallahi nasıl gittiğine ben de akıl erdirememiş ve Çengelköy'deki evine gidip yıllar sonra kendisine sorduğumda otobüsle gittim diyerek gülüp geçiştirmişti. Bildiğim kadarıyla İstanbul'la Van arasını uçak yaklaşık olarak iki saatte, otobüs de 30 saatte kat etmekteydi. Bu nasıl oluyor da Üstadı İstanbul'dan uçakla yolcu edip iki saat sonra da Van havaalanında karşılıyor. İşte bu işleme aşk deniliyor. Eğer siz de aşık olabilirseniz Ferhat gibi dağları delebilisiniz demektir. Binaenaleyh "Ayran Teorisi" de bundan başka bir şey değil.
İsmail Ünalmış'a göre her milletin mutlaka bir gizli anayasası vardır. Bugün için nasıl ki hatırı sayılır inanç ve de ideolojilerin çeşitli mahfilleri ve hamileri varsa, bizim medeniyetimizin de yegane inisiyatifi Ankara gerçeğidir. Elan inansanız da inanmasanız da, kabul etseniz de, etmeseniz de Ankara inisiyatifi kültürümüzün ve de medeniyetimizin teminatıdır. Hülasa İsmail Ünalmış'a göre medeniyetimizin yegane teminatı Ankara inisiyatifidir.
Yine İsmail Ünalmış'a göre söylediklerinin % 100 doğruluğu iddia edilirken bunu kabul etmeyenlere, öyleyse ben bu işin bir propagandistiyim, lütfen söylediklerimi kimse provoke etmesin diyor. Yok eğer söylediklerimi makul görmüyorsanız öyleyse bu iddilarımı dua sadedinden sayınız, bilindiği veçhesiyle duaya da sadece ve sadece amin denilir diyor İsmail Ünalmış.
Hani ya yaşı müsait olanlar hatırlarlar. 1970'li yıllardı, hem de muhafazakar bazı siyasilerimiz Kutsal Emanetlerin Mekke'ye nakledilmesini teklif edip, buna mukabil nemalanmamızı dillendirdiklerinde buna ilk tepkiyi koyanların medya ve özellikle içimizdeki öteki zannettiğimiz vatandaşlarımız olduğu gerçeği İsmail Ünalmış'ı fazlasıyla doğrulamaktadır. Yine Suudilerin Osmanlı mirası olan Kabe Revaklarını yıkma eylemine en şiddetli tepkiyi dönemin Kültür Bakanı Sayın Fikri Sağlar olmuştur. Çünkü bu genetik miras meselesidir, bunu inkar etmenin imkanı yoktur.
Evet, Yüksek Öğretmenli Matematik Muallimi Rahmetli İsmail Ünalmış bir ülkü insanı, dava adamı olarak ideolojisini bir simge olarak Türk Milletinin hücrelerini kuşatan ayrana giydirerek, çok da mütenasip kılarak Ayran Teorisini bir ömür buyunca dillendirerek rahmeti rahmana vasıl oluyor. Demek ki hiçbir hizmet boşuna gitmiyor. Onun vakti zamanında ektiği tohumlar ancak şimdilerde yeşermeye ve meyvelerini vermeye başlamıştır. Biz gureba da bu ayran çorbasında bir tutam tuzumuz olsun ümidiyle "Ayran Teorisini" koyan İsmail Ünalmış'a, onun muhiplerine ve hepsinin şahsında Yüce Türk Milletine artık ayranımızın kabarması ve de durulması ümidiyle bu vesileyle İsmail Ünalmış'ın faaliyetlerimizden haberdar olup ruhunun şad olması dileğiyle bundan böyle her yıl İsmail Ünalmış'ın doğum ve de ölüm günlerinde Karacaahmet Mezarlığında ayran ikram günlerinin başlatılmasını teklif ediyor şahsım adına bir kasa ayranla Karacaahmet Mezarlığında sizleri bekliyorum. Ayrıca bir "Ayran Vakfının" kurularak bu mekanda "Ayran Teorisinin" güncellenerek yoğrulması ve milletimizce paylaşılmasını ümit ediyorum.
Neticeten makalemi bağlarken Adıyaman Belediyesi Tahsilat Şefi Sayın Dr. Abdulkadir Doğan bendenizi arayarak ne telif ettiğimi sorunca ben de "Ayran Teorisi" üzerinde çalıştığımı söyleyince şu katkıda bulundular. Vakti zamanında bir Yörük vatandaşın idamına karar verilir. Darağacında kelime-i şahadet ve dini telkinden sonra son arzusu sorulduğunda sadece ve sadece bir tas tuluk ayranı istediğini, ayranı içtikten sonra gözüm arkamda kalmadı deyip mutlu bir şekilde idam edilmesinin bizim ayrana nasıl hayran olduğumuzun en bariz delili olsa gerektir vesselam