Osmanlı Açılımı ve Son Sultan
Değerli okuyucularım geçtiğimiz günlerde Osmanlı Devleti devam etseydi şimdi sultanı olacak olan Sultan Abdülhamit Han'ın torunu Ertuğrul Osman Efendi'yi kaybettik. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Bu güne kadar olan ömrü hayatım boyunca Osmanlı torunu olmaktan onur, atalarımı hayırla yâd etmekten de bir ‘Türk Evladı' olarak şeref duydum.
Yıllarca okuduğumuz mekteplerimiz de bize dünyaya asırlarca hükmetmiş sultanlarımız Kızıl Sultan, deli, iş bilmez, cahil olarak tanıtıldı ve öğretildi. Hiç unutmam bir dersimizde serbest bir kompozisyon çalışmasında yazdığım makalede bu konuya dikkat çekmiş Osmanlıyı yöneten, hiçbir Osmanlı Paşasına deli yakıştırması yapılamayacağını yazmıştım da sınıfta kızılca kıyamet kopmuştu.
Osmanlı ve öncesi ne olursa olsun millet olarak geçmişimizi karalamak ile bir yere varamayız.
Geçmişimizi iyi ve doğru bilmeli, öğretmeli geleceğe de ümit ile bakmalıyız.
Bu günlerde gündem de olan açılım söylemlerine Osmanlı Açılımı'nı da katmalıyız diye düşünüyorum… Derinleme bir düşünce ile şimdilerde yaşanan sıkıntılara o dönemlerde nasıl çözümler üretildiğini, yüzyıllar boyu dünyaya nasıl hükmedildiğini görebiliriz.
Son Sultanın vefatından sonra yazdığı makalesini beğenerek okuduğum Prof. Dr. Nevzat Tarhan hoca bakın ne yazmış;
''Cumhuriyetin halkla aynı dili konuşması için, geçmişi ile barışması ve kimlik krizini aşması için özetle çözüm için farklılıkları değil benzerlikleri dile getirmek gerekiyor.
Sarayı ve tahtı görmüş son Osmanlı şehzadesi 26 Eylül 2009'da toprağa verildi. Osmanlı hanedanının unvansız reisi 97 yaşındaki Ertuğrul Osman Osmanoğlu'nun cenazesi tam bir Türkiye fotoğrafı idi.
Koç ailesi ve Yaşar Kemal'in bile gelme nezaketi gösterdiği cenazede çok büyük bir eksiklik vardı. Genelkurmayın bir temsilcisini fotoğraflarda aradım bulamadım. Maalesef yoktu.
Gözümü yumdum 30 yıllık fiili askerlik hayatımı gözümün önünden geçirdim.
Bir tane askeri kışlaya Fatih'in ismi verilmemişti, bir kışlada Yavuz'un ismi yoktu. Abdulhamid bize ‘Kızıl sultan' diye öğretilmişti.
Bu ordunun Osmanlı Sultanlarına hiç mi vefa borcu yoktu? Bir çelenk'i çok görmüşlerdi.
Kendimden utandım, bu ordu reddi miras yapmıştı ama toplum hiç tanımadığı bilmediği New York'lu tüccar Osmanoğlu'nu dualarla ve olağanüstü coşku ile yolcu etmişti. Hatta kalabalığı gören bir turist gazetecilere "Sultanınız için çok üzgünüz" taziyesini bildiriyordu.
Silahlı kuvvetlerimizin mensuplarına tek tek sorsak hepsinin o kalabalıkla aynı hisleri taşıdığından eminim ancak işte halktan kopuk TSK yönetimine bir örnek böyle oluşmuştu.
Onlar bize hakkını helal etmeli"
Sultan Ahmet Camii İmam'ı Emrullah hoca "Bizim onlara değil onların bize hakkını helal etmesi gerekir" diyerek toplumun hissiyatına tam tercüman olmuştu.
"O hanedan deli çıkardı ama hain çıkarmadı" diyen tarihçiler haklı imiş. Sürgündeki Hanedan hiç bir gizli servisin oyununa gelmedi ve saltanat talebinde bulunmadı hatta aile temsilcileri "Hanedanlık bitti şimdi sadece aileyiz dediler" Osmanlı atalarımıza olan saygımızı daha da artırdılar.
"Kahrolsun Osmanlı" dönemi bitmeli.''
Evet, hocam bitmelide nerede o günler…
Merkezi Fransa'da olan Osmanlı Hanedan Vakfının bir site de kurulan grubunda yazılanlara göre bakın sürgüne gönderilen ceddimiz neler yaşamışlar…
‘'Osmanlıların sürgün yılları son derece maceralı geçti ve birçoğu hayatını çok zor şartlar altında sürdürdü. Yabancı Müslüman hanedanlara mensup prenslerle evlenen birkaç sultan dışında erkeklerin hemen hepsi hayatlarını çalışarak kazandılar ve başka kralların maiyetlerinde görev yapmaktan sabun satıcılığına ve hatta mezar bekçiliğine kadar her işte çalıştılar. Bugün Osmanlı ailesinin Türk vatandaşlığına geçmiş olan mensupları 'Osmanoğlu' soyadını kullanıyor, bizden biri olarak yaşıyor ve tarihin en büyük devletlerinden olan Osmanlı İmparatorluğu'nun hanedan tarihini onlar devam ettiriyorlar.''
Osmanlı hanedanının bir önceki reisi olan Şehzade Mehmed Orhan Osmanoğlu'nun cenazesi Nice'deki bir karma mezarlığa 14 Mart 1994 günü defnedildi. Cenazede Sultan Abdülhamid soyundan Bülent Osman ve Sultan Abdülmecid'in torunları Melike ve Emire Hanım sultanlarla eşleri vardı, namazı ise dört Tunuslu kıldı. Tahtın varisi böyle defnedilmişti.
Kadriye sultan hasretten verem oldu. Sultan Abdülmecid'in soyundan geliyordu. 1895'te İstanbul'da doğdu, 1924 sürgününden sonra Nice'e yerleşti ve orada 1935'e kadar son derece sıkıntılı bir hayat sürdü ve tüberkülozdan can verdi. Kadriye Sultan'ı tanıyanlar ölümüne Fransa'da yakalandığı tüberkülozun değil memleket hasretinin ve İstanbul'u bir daha görememe endişesinin sebep olduğunu söylüyorlar.''
Hanedanın yaşadığı birçok ibret dolu hayat hikâyesi var değerli okuyucularım. Bu hikâyeleri okuyunca insanın yüreğinin sızlamaması, gözünden yaş gelmemesi imkânsız…
31 Ağustos'ta 97 yaşına giren Osman Ertuğrul Efendi, son Osmanlı Sultanı yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak vefat etti…
Bizlere hakkını helal et sultanım…
Ben Osmanlıyım…
Dinle evlat! Sana bir çift söylenecek sözüm var.
Beni bilmek ister isen, Hakka bağlı özüm var.
Neslim bana bühtan etmiş, yüreğimde sızım var.
Bu sayfalar tanır beni, ha bu kitaplar tanır,
Şanlı tarih dile gelse bütün dünya utanır.
(Hanefi Söztutan)