"YA İMAM SEN NE DERSİN?"
İmam-ı Azam'ın da bulunduğu bir mecliste birisi şöyle bir soru sordu:
"Bir adam ki, cenneti istemez, cehennemden korkmaz, ölü eti yer, rüküsuz secdesiz namaz kılar, görmediğine şahitlik eder,fitneyi sever, hakkı istemez, bu adam kafir midir, mümin mi?" Mecliste bulunanlar ağız birliği etmişçesine "Bunlar kafirin sıfatlarıdır, böyle bir adam kafirin ta kendisidir." dediler.
İmam-ı Azam susuyordu:"Ya imam sen ne dersin?" dediler. İmam-ı Azam, "Bunlar müminin sıfatıdır, böyle biri müminin ta kendisidir" dedi. itiraz ettiler:
"Ya imam nasıl olur, mümin cenneti istemez mi, cehennemden korkmaz mı?.." diye. İmam tek tek açıkladı:
"Gerçek (bilinçli) mümin cenneti istemez, sahibini (Allah'ı) ister, cehennemden korkmaz, sahibinden korkar, ölü eti dediğiniz balıktır, görmediğine şahitlik eder, çünkü Allah'ı görmez ama kesin inanır, rükusuz secdesiz kıldığı namaz cenaze namazıdır, fitneyi sever, çünkü fitneden maksat mal ve evladdır, (Kur'an'da mal ve evladın müminler için fitne -imtihan- olduğu belirtilmiştir); hakkı istemez, çünkü haktan kasıt ölümdür, mümin de olsa ölümü temenni etmez."
ABDÜLKADİR GEYLANİ (K.S) SOHBETTE BUYURDULAR:
"Senin dilin güzel ve tatlı; yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi gülüyor, ya kalbinin hali nasıl? Cemaat içinde iyi görünüyorsun, ya yalnız iken, yanında kimse yok iken nasılsın? Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf Allahü teâlânın rızasını gözeterek yapmazsan, nifak üzere ve Allahü teâlâdan uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah için yapmadığın bütün işlerin, bütün sözlerin, adi ve bayağı niyetlerin için tevbe et.İnsanlara gösteriş için, onların rızalarını almak için amel yapıp,
sonra da bunu Allahü teâlânın kabul etmesini istemek yakışır mı?
Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve dünyaya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neşeni biraz azalt.
Biraz hüzünlü ol. Çünkü sen, hüzün evinde ve dünya hapishanesindesin. Resul-i ekrem daima tefekkür ederdi. Sevinçleri az, hüzünleri çoktu. Az gülerdi. Sadece başkasının kalbini ferahlandırmak için tebessüm buyururlardı."
Halinizden şikayette bulunmayın. Sabredin, feryat etmeyin. Doğruluk üzere devam edin. İsteyin, istemekte bıkkınlık göstermeyin. İçinde bulunduğunuz istenmeyen hallerden dolayı ümitsizliğe düşmeyin. Daima ümitli olun. Birbirinize düşman değil, kardeş olun. Birbirinize buğz etmeyin.Allahü teâlâya, rızası için yapılan sabırlar ve tahammüller, asla karşılıksız kalmaz. Onun için bir an olsun sabrediniz, mutlaka, senelerce bu sabrın mükafatını görürsünüz. Ömrü boyunca kahraman lakabıyla meşhur olan, bu lakabı, bir anlık cesareti neticesinde kazanmıştır. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen; "Şüphesiz ki, Allah sabredenlerle beraberdir" buyuruyor (BAkara suresi: 153)
KUL TEVAZU İLE YÜCELİR
İmam-ı Şarani Hazretleri, tevazu sahiplerinin rahmani lütuflara nasıl kavuştuklarını
şu hikmetli sözleriyle anlatır:
"Bir manevi meclisten en çok istifade eden, orada en çok tevazu gösterendir.
Çünkü rahmet-i ilahi daima fakir meşrepli, mütevazı kimselerin gönlüne iner.
Görmüyor muyuz ki, yağmur suları bile daima çukurlar ve ovalarda toplanıyor,
derelerde akıyor…" (el-Bahrü'l-Mevrud)
Alçak gönüllü olmaya tevazu, bu haslete sahip olana ise mütevazı denir.
Mütevazı olan kişi, Allah'ın kudret ve büyüklüğü karşısında kendi muhtaçlığını hakkıyla bilir.
Tevazu, insana kulluğu öğretirken Mevla'nın muhabbetine de güzel bir vesiledir. Rabbimiz,
bir çok ayetinde Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) kullarının birbirlerine karşı mütevazı olmalarını,
alçak gönüllü olurlarsa derecelerinin yükseltileceğini bilirmiştir.
GÖNÜL ALMAK
Dünya hayatında en değerli şeylerden birisi, insanların gönüllerini kazanmaktır. Daralan, sıkıntı içinde olan bir insanın imdadına yetişmekten daha güzel ne olabilir ki?!..
Dertlilere derman, çaresizlere çare olmak ne büyük bir iştir! Maalesef bugün, ‘gönül kazanma' işini biraz aksatıyoruz. Dünya işlerine o kadar dalmışız ki, büyüklerimizin üzerine titrediği gönlü kazanmak ve hoş tutmak bir yana, kolayca kırar hâle gelmişiz. Gönül almak çok zor; ama kırmak ise kolaydır ve gönlün tamiri oldukça güçtür. Gönül bir defa kırılmaya görsün, üzerinde çatlaklar oluşur, her ne kadar düzeltmeye çalışsak da. Gönül almak, inancımızın bir gereğidir. Gelip geçici olan dünya hayatında, fânîyi bâki kılmanın yolu iyi ve güzel işler yapmaktan geçiyor. Atalarımız bu hususu gâyet iyi anlamış; insan gibi yaşamanın, hak ve hakikatin yolunun gönülden geçtiğini görmüş, bu heyecanı tâ içlerinde yaşamış, nerede bir kırık gönül varsa tamire koşmuşlar. Gönül ehli olmak, gönülleri mamur etmek, gönlün sırlarına ermek, kimsesizlerin kimsesi olmak, kötülüğe iyilikle mukabele etmek, inanmış kulun yapması gerekenler cümlesindendir.
Rabbim bizi her iki dünyada sevdiklerinden ayırmasın.(amin)