Medeniyet ve dil
Yenik medeniyetler galip medeniyetlerin baskısı, sömürüsü ve kıskacı altında önce yozlaşıp zaman içinde de yok olup giderler. Tarihin mezarlığında bol miktarda bunun örneklerini bulabiliriz. Değişime direnen ve direnebilen özgün kültür ve medeniyetlere çok ender rastlanır. Bizim kültür ve medeniyetimiz bunlardan biridir.
Medeniyetimiz yirminci yüzyılın başında batı medeniyetinin sanayi devrimi sonrası elde ettiği güç karşısında yenik düştü. Sonrasında da kendini batı medeniyetindenmiş gibi göstererek kendi kabuğuna çekildi. Değerler altüst olup insanımız onulmaz çilelere maruz kaldı. Yirminci yüzyıl insanımız için tümüyle batıya kapı kulu olmakla geçti. Kendi ülkesinde batıya uşaklık eden sözüm ona aydın müsveddelerinin ihanetleri de bol miktarda sergilendi.
Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen köklerine bağlı, mazisinden beslenen sanatçılar sayesinde yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde umutlarımız filizlenip tomurcuklar açacağının işaretlerini ayan beyan görüyor ve hissediyoruz. Ortaya konulanlar yetersiz de olsa mutlu yarınların müjdecisi olması bakımından kayda değer olarak değerlendirilip sahiplenilmelidir. Kar, bora, fırtına ortamında kimse ferahından yapılar ve barınaklar umup beklemesinler. Fırtına atlatılıncaya kadar hele bir başımızı sokacak bir baraka bulalım da yeter. Fırtına atlatılıp selamete erişince muhtemel gelecek fırtınalara dayanacak yapılar inşa edilecektir ve edilmeye de başlanılmıştır.
Yaşanan fırtınalar ve artçı şokları zihin dünyamızı o denli altüst etti ki müspet gelişmeleri de görmez, fark edemez olduk. Bu durum da tabii karşılanmalıdır. Mecrasına giren bu olumlu gelişmelerin yeter ki içeriden, bizzat içimizden hain eller çelmeleyip baltalamasınlar. Mecrasını bulan nehir elbet yatağını bulup deryaya kavuşacaktır.
Mimarimiz böyle, edebiyatımız böyle, sanatımız böyle, şiirimiz böyle filizlenip tomurcuklanarak böyle, böyle geleceği inşa ederek yeniden, yepyeni bir dinamizmle insanlığa umut kaynağı olacaktır. Mazinin adalet terazisi insanlık meydanına kurulup insanlığın yaşadığı zulmün sorgulaması tek, tek yapılacaktır. Gerçek medeniyet de budur; zulme hiçbir zaman geçit vermez.
Yaşanan medeniyet yenilgisinde en büyük yarayı hiç şüphesiz dilimiz aldı. Dolayısıyla da onarım ilk önce dilimizden başlamalıdır. Geçmişle koparılan bağlarla yeniden irtibat kurularak dilimiz, geleceği kuracak ve kavrayacak yetkinliğe ve güce ulaştırılmalıdır. Dilimizde gerçekleştirilecek onarım ve inşa hareketi çok yanlış bir şekilde uzunca bir süre yapıldığı gibi devlet eliyle ve devlet tekelinde gerçekleştirilemez. Bu güne kadar sürdürülen bu yanlışlık sebebiyle dilimiz yerlerde sürünmektedir.
Dil tamamıyla devlet tekelinden ve müdahalesinden kurtarılmalıdır. Bütünüyle üniversitelerin ve akademisyenlerin eline de bırakılamaz. Dilin gerçek inşasının halk elinde gerçekleşmesidir; sanatçı ve edebiyatçılar da dili layık olduğu mimariye kavuştururlar. Akademisyenler, ortaya konulan inşa ve mimarinin üzerinden dilin gramer ve yapısını tespit ederler; ukalaca saçma sapan kendi başlarına müdahalede bulunup dilin ortaya konulan inşası ve mimarisini bozmaya yeltenemezler. Değilse yaşanan süreç sonuçsuz kalır ve bu güne kadar yapılan yanlışlık sürdürülmüş olur. Bütün bu hatalı uygulamalara rağmen dilimiz ayakta kalabilmiş, gelişmesine ve güçlenmesine devam etmiştir. Bir de dile vurulan prangalar çözülerek asli mecrasına bırakılsa ortaya harikalar çıkacaktır. Dile yapılan müdahaleler yüzündendir ki ülkemiz gerçek sanatçı ve edebiyatçıya kavuşamamaktadır. Gelinen noktada sanatçıların onurlu duruşu ve mücadelesi sayesindedir ki dilimiz yetersiz de olsa bugünkü gücüne ulaşmıştır. Devletin müdahalesi katkı yerine sadece ve sadece köstek olmuştur.
Medeniyetimizin bir ifadesi olan dilimiz de her türlü kuşatmaya rağmen yok oluşa direnerek bugünlere kavuşmuştur. Dillerde dolaşan, tabelalarda görüntü kirliliği yapan yabancı ve bizden olmayan kelimeler eninde sonunda çöpe gidecektir. Ancak biz dilimize sahip çıkıp, dilimizin gücüne inandığımız zaman bunlar gerçekleşir. Bizler dilimize sahip çıkma konusunda elimizden geleni yaptığımızda telaşa kapılmamıza da gerek yoktur. Bu yozlaşmaya direnecek özgünlük bizim dilimizde fazlasıyla mevcut.