SANAL GERÇEKLİK
Varlıklı insanlar varlıklarını çalışıp çabalamalarından elde etmiş sayılmazlar. Günümüz dünyasının zenginliği yoksulların sırtından kazanılmış zenginliktir denilse hiç de mübalağa edilmiş sayılmaz. Bunu ispat etmek için de fazla çaba sarf etmeye gerek yok. Az biraz da olsa yüreğinde insafın kırıntısı bile kalmış olan herkes bu gerçeği tereddütsüz kabul eder.
Sayılar… sayılar… sayılar… yalanı ve yalancılığı örtbas etmenin yegane aracı oldu. Sanal gerçek diye tanımlanan günümüzün çiçeği burnunda kavramı yalana ve yalancılığa giydirilen yepyeni bir elbise. Sayıları alt alta, yan yana, yukarıdan aşağıya, sağdan sola, soldan sağa, aşağıdan yukarıya nasıl bir kombinasyon tercihinde bulunursanız bulunun en kötü tabloyu en iyimser bir tablo halinde insanların önüne koyar ve onları kandırır ve kandırabilirsiniz. Bu duruma günümüzün tabiriyle "sanal gerçeklik" deniliyor. Politik arenanın şimdilerde vazgeçilmez can simidi ve silahı oldu "sanal gerçeklik" denilen şey. Toplumları avutmanın ve uyutmanın yeni modası bu oldu.
"Tok açın halinden anlamaz" atasözü şimdilerde çok hatırlanır oldu. Zira toplumda yaşanan acı tabloyu en veciz şekilde ifade ediyor da o sebepten hatırlanması.
Tv ekranlarında yörelerimizin tanıtılması adına sözüm ona kültürel zenginliklerimiz, otantik değerlerimiz tanıtılıyor. Sonunda da turizm adına yöre insanlarına uzatılan mikrofonlardan davetler yapılıyor.
Şimdi denilebilir ki ne var bunda, ne kadar güzel bunların yapılması. Evet, ilk bakışta son derece masumane ve iyi niyetle yapılıyor bu programlar. Güzelim engin yürekli insanımızın ve insanlarımızın duyguları da işin içine katılınca ekran başındakilerin yüreklerinin kabarması, yerine göre de duyguları taşarak gözleri dolup yaşarması hiçten bile değil.
Bu tv yapımlarının hiçbirinin en küçük emek mahsulü olmadığı meydanda. Ekranda zaman doldurmak için en ucuzundan ve bol reklamlı çok kazançlı yapımlar. Ne var ki bu programlar alabildiğine istismar dolu. Nasıl mı?
Bir kere izleyiciye saygısı yok bu yapımların. Flaş bir isme mikrofon teslim ediliyor ve yanına da en fazla iki üç kişilik kamera ekibi, ver elini diyar, diyar memleket parselleniyor. Bol miktarda duygu sömürüsü de yapıldığından geniş izleyici kitlesini de ekran başına bağlıyor ve de bunun sonucu bol miktarda reklam da alındığından kazancı da yüksek; gel keyfim gel.
Yörenin yalandan tarihi ve kültürel mekânları yanından yöresinden teğet geçilerek yeme içme homili gırtlak mekânlarına çöreklenilip bunca açlık ve yoksulluğun kol gezdiği, cirit attığı ülkemizde değil yoksulları, vasat geçinme standardında hayatlarını sürdüren insanların bile iştihasını kabartan, ağızlarını sulandıran manzaralar sergileniyor ve sergiliyorlar.
Ardından yöresel bir düğün görüntülemek adına sergilenen düğün ziyafetlerini ve takı törenlerini ekrana taşıyarak sosyal travmalara sebebiyet verdiklerinin farkında değiller mi bu insanlar? Bu manada toplumsal etkileri araştırılmaya değer bu tür yapımların. Akademik camia bu alanda nelerle uğraşır tırnak içinde bu husus da çok düşündürücü.
Hemen her tv kanalında yapılan sabah ya da günün herhangi bir saatinde stüdyoda yapılan eğlence programları da aynı rezaletleri sergilemekte adeta birbirleri ile yarış halindeler.
Dedik ya tok açın halinden ne anlar? Anlamaz elbet. Şayet anlayacak olsaydı ve olsalardı eminim ki sergilenen bu rezaletleri izlemiyor ve şahit olmuyor olacaktık. Fazla kazanca tamah etmemiş olsalar, biraz araştırma, inceleme yapsalar, yaptırsalar donanımlı bir metin yazarı ile yola çıkılarak ülke gerçekleri göz ardı edilmeden de yine bu tarz benzeri yapımlar ortaya konularak toplumun yaralarının sarılmasına katkı sağlanabilirdi.
Hiç mi güzel şeyler ortaya konulamıyor derseniz cevabım ancak şu kadardır. Bir dirhem bal için bir çeki odun yeme misali maalesef keçiboynuzu yemeye mahkûm ediliyoruz.
Her şey tıkırında gidiyor. Ortalık güllük gülistanlık halinde! Vicdanın ancak adı kaldı. Gerçekleri örten "sanal gerçeklik" denilen şey meydan yerini tutmuşken daha çok mazlumun ahu vah-ı afakı saracaktır. Heyhat ki duyacak kulak ve kulaklar lazım.