Kalem hakkı
Merhum Ahmet Hamdi Akseki İbni Kayyim'den şu sözü nakleder:
"Nihayet İbni Kayyim sözüne şöyle son verir:
"Bu meselede ve hatta bütün kitabda söylemiş olduklarımın içinde doğru olanlar, Allah'tandır. Onun lûtfu inayetidir, yanlış olanlar varsa onlar da benden ve şeytandandır. Allah ve Resûlü ondan uzaktır."
İbni Kayyim'in bu büyük sözünü her müellifte görmeyi insan ne kadar ister."
Bu tespite günümüzde ne kadar da çok ihtiyacımız var. Yazıp çizenler için olmazsa olmaz olan bir ölçü. Zira kalem kavgalarının hemen hepsi ölçüsüzlükten, ölçüyü, ayarı tutturamamaktan kaynaklanmaktadır.
İnsanoğlu, bilerek ya da bilmeyerek yapmış olduğu ve içine düştüğü hataları kabul etmek ve telafi edip sebep olduğu tahribatları tamir edip düzeltme yoluna gitmek yerine, Allah'ı şahit tutarak ve suçu çevresindekilere yükleyip kendini aklamaya çalışır. Bu çaba gerçekte de hiçbir zaman aklama olmaz, olamaz da. Bu durumda kişi sadece kendini gülünç duruma sokar; küçüldükçe küçülür nihayetinde de.
Söz doğru ve doğrudan yana olmalı. Kalem sözün kayıt altına alınması fiilidir. Bu fiili gerçekleştirmenin yol, yöntem ve vasıtasının ne olduğuna bakılmaz.
"Söz uçar, yazı kalır" deyimini söz unutulup gider, fakat kayıt kalır şeklinde de ifade edip anlamalıyız. Her türlü kayıta yazı, kaydı gerçekleştiren araca da kalem diyebiliriz en geniş anlamıyla. Ses, görüntü, resim kayıt cihazlarına da geniş anlamıyla kalem denilebilir; farklı, farklı isimlendirilmiş olsalar bile. Bu manada sözel ya da yazılı veyahut görsel ya da sanal medya kalem tarifine girer.
Kalem ve kalemi tutan el sorumluluk içindedir. Kalemi tutan el kalemin hakkını en güzel manada ve en güzel şekilde vermeli ve vermeye çalışmalıdır. Sonunda da ortaya konulan doğruların Allah'tan olduğu, herhangi bir kasıt olmaksızın meydana gelen yanlışlıkların da kendinden ve şeytandan olduğu şuurunu taşımalıdır. Değilse kalem hakkı çiğnenmiş demektir.
Eline kalemi alan serapa hiçbir sınır tanımadan tüm sınırları çiğneme hakkını kendinde bulamaz. Böyle bir yazma ve kalem kullanma özgürlüğü yoktur ve olamaz da. Şayet böyle yapılacak olursa önce en baştan kaleme zulmedilmiş olur, kalem hakkı çiğnenmiş olur. Ortaya konulan bu zulüm en geniş manasıyla insanlığa yapılmış bir zulümdür. Kalemi tutan el, insan olması dolayısıyla önce zulmü kendisine yapmış ve tarihe düştüğü zulüm kaydıyla da yeni zulümlerin yapılmasına önayak olmuş demektir.
Kalemi tutan el hak terazisini elinden bırakmamalıdır. Hak terazisinin elden bırakıldığı yerde adalet yerini adaletsizliğe bırakmıştır. Adaletin olmadığı yerde zulüm hâkimiyet kurmuştur.
Eskiler bu ölçüyü en veciz bir surette "Kalem kılıçtan keskindir" ifadesiyle ortaya koymuştur. Kalem haktan yana olursa adaletin bayrağı dalgalanır; yok eğer kalem hakkı çiğner, çiğnetilirse bu sefer de zulmün bayrağı dalgalanır. Zulmün bayrağını dalgalandırmamak için kalem hakkı çiğnememeli ve çiğnetilmemeli ki kalem hakkı korunmuş olsun. Kalem hakkı hakkın Hakka teslim edilmesidir. Yol Hakka bağlanırsa kalem hakkı ödenmiş olur.
ŞİİR KÖŞESİ
KERBELÂ GAZELİ
Rûzigâr-ı mâtem esdikçe Huseyn'in yâdına
Lânet eyler dâimâ hunrîz Yezid cellâdına
Kaç asır geçmiş Huseyn'in durmuyor hâlâ kanı
Mûcize denmez mi Allah'ım, bu hâlin âdına?
Yâ Rasulallah meded kıl, bir içim sû vermemiş,
Kerbelâ hâkinde düşman, ser veren evlâdına.
Hak'la bâtıl mevzuunda hatt-ı fâsıldır kanı,
Canla himmet eylemişdir hak yolun bünyâdına
Her Muharrem arşa dek çıksın İlâhî âhımız
İnlesin âlem de Cumhûr'un uyup feryâdına.
MEMDUH CUMHUR