Maziye sırt çevirmek
Kalemin namusunu korumak adına geldiğimiz noktada ve bu zamanda insanlara dişe dokunur bir şeyler söylemek, söyleyebilmek tam anlamıyla bulanık suda balık avlamak misaline benzer. Bilgi kirliliği ruh iklimimizi o denli karartmış vaziyettedir ki hakikat pırıltılarını insanlara ulaştırabilmek çoğu zaman mümkün olamıyor; ulaştırmak mümkün olsa da kirlilik ortamında söylenilenler bir türlü anlaşılamıyor.
Sadece dert bu olsa bir şekilde aşılmanın yolu aranır, bulunur ve aşılır da; ne var ki asıl dert içinde bulunulan puslu ortamın günlük güneşlik sanılmasından ya da güneş doğunca da sisin dağılacağı sanısından öteye geçmiyor.
Daha açık söylemek gerekirse bilinen ve yaşanan hakikatler henüz dün, bugün farkına varılmış, ifade edilmiş gerçeklermiş gibi takdim ediliyor. Geçmişin yani tarihin ve medeniyetin hiçbir payı yokmuşçasına reddi miras ediliyor. Oysa tutunulan, dayanılan her ne varsa geçmişten günümüze bırakılan mirastan ibaret.
Asırlar öncesinde sorulan, sorgulanan, tartışılan ve de cevabı verilip tarihin tozlu raflarına terk edilen ne kadar kafa karıştırıcı mesele varsa temcit pilavı misali fitne cephesi ortaya getiriyor, zavallı saf Müslümanlar da bütün bunlara cevap yetiştirmek adına çam üstüne çam deviriyorlar. Oysa hiç kaale alınmayıp mesele edinilmese daha isabetli tutum sergilenmiş olup bu tarz fitne maksadıyla ortaya atılan konular ya hiç gündeme hiç alınmayacak, alınsa bile kısa sürede gündemin önemsiz maddeleri arasında unutulup gidecektir. İnsanımızın zaman zaman sergiledikleri basiretsiz tavırlar yüzünden toplumun gündemi fitne uyandırıcı meselelerle işgal edilmektedir..
"Ağacın kurdu kendinden" misali biz düşmanı dışarıda aramak yerine, içimizde, yakınımızda ve kendimizde aramış olsak daha doğru bir iş yapmış oluruz. İnsan değil mi ki önce kendini düzeltmeli ve daha sonra başkalarının eksikleri ile meşgul olmalı. Böyle yapılmadığı, yapılamadığı için en yakınımızdan başlayarak başkalarına ve çevremize örnek bir kişi olamıyoruz. Aslında insanların fazla bir şey yapmalarına gerek yok. En başta yapılması gereken kişinin kendi hayat tarzında örnek bir şahsiyet sergilemesi ve sergileyebilmesidir.
Son yüzyıl her türlü uyanmışlığa, uyandırılmışlığa rağmen çok yaygın bir hastalık haline gelen, getirilen geçmişine, tarihine, medeniyetine pervasızca sövme, hakaret etme ve küçük görme alışkanlığıdır. Hiç düşünülmüyor ki bu tıpkı kendi ayağına kurşun sıkmaya benzer. Maalesef ki bu sözümü de yanlış yoracaklardır. Tabii ki geçmişin kesintisiz çok sıkı muhasebesi yapılacaktır. Değerler ve kavramlar eskitilmeden ve içleri boşaltılmadan anlaşılır hale konulmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde değerler zamanla eskir ve yitip giderler. Değerler eskiyip yitip kaybolduğu zaman da yitip giden değerleri ifade eden kavramlar anlamsız ve içi boş olarak havada kalır. Sonunda da tümden unutulup kaybolup giderler.
İfade etmeye çalıştığımız tüm bu olumsuzluklara rağmen sevincimiz odur ki medeniyet ve kültür binamız çok sağlam inşa edildiği için biz içten, düşmanlar dıştan mütemadiyen yıkmaya çalışsalar da ayakta kalmaya devam ediyor. Sahip olmayı ve gereğince koruyup güçlendirmeyi yapmadığımız, yapamadığımız takdirde sarsılıp zayıflaması mukadderdir.
Önce geçmişi anlamaya çalışmalı ve doğru anlamalıyız. Anlama çabamız yoksa geçmişi anlayamıyor isek bırakın muhasebesini yapmayı tenkit etmeyi konu edinip konuşamayız bile; buna hiç bir zaman hakkımız olmaz, olamaz.
Zaman değişti, geçmişin değer yargıları günümüze cevap veremiyor denilerek üstü örtülen çoğu meseleler enine boyuna irdelenerek sonuca bağlanmış, çözüme kavuşmuştur. Biraz gayret ederek geçmişin birikimini günümüze örselemeden taşımış olsak hiç şüphe edilmesin ki cevap bekleyen çok az mesele kalacak ortada. Zenginliğimize sahip çıkacağımız yerde zengin olmaya çabalayan fukara rolü oynuyoruz. Acı olan da bu.
ŞİİR KÖŞESİ
LALEGÛN/Mustafa Özer
iki cihan penahı cihanın iki gözü
biri zümrüttür halis biri lalegûn özü
hasan orman yeşili hüseyin toz pembedir
biri sıcacık güneş biri geceye bedir
ne sena-ı hüseyin ne vasf-ı hasan mümkün
dil ne söyler resule yüreği yanar üzgün
hasanı bilemedik hüseyin de ne mümkün
hasan munfail oldu hüseyin hepten küskün
yüzüne yüz süründü dede verdi onuru
iki cihan cenahı iki gözünün nuru