Sev beni ki seveyim seni
Devekuşu Kabare Tiyatrosu merhum Haldun Taner'in büyük emekleriyle 1970'lerin hafızasına kazınmıştır. Türk Tiyatrosu Haldun Taner'e çok şeyler borçludur. Öykücülüğümüzün de kilometre taşlarından birisidir Haldun Taner usta.
Devekuşu Kabare Tiyatrosu Haldun Taner'in büyük emekleriyle Zeki Alasya ve Metin Akpınar gibi nice kabiliyetleri ortaya çıkarmıştır. Özellikle bu iki isim sahnede var oluşlarını Haldun Taner Hocalarına borçlu oldukları inkar edilemez bir gerçektir.
Zeki Alasya Metin Akpınar ikilisinin Haldun Taner'in 1986 yılında ölümüne kadarki sahne ve sinema serüvenleri ile hocanın ölümünden sonraki sahne ve sinemada sergiledikleri hayat üslupları karşılaştırıldığı zaman aradaki uçurum ve sonrasındaki farkı ve sergiledikleri bayağı ve seviyesiz üslupla ortaya çıkar.
Bir de var ki bu ikili Haldun Taner Hoca'nın ölümünden sonra nasıl bir vefasızlıktır ki hocalarından bahsettiklerine hiç rastlamadık. Denilebilir ki ne alaka, söz konusu olmamıştır da Haldun Taner Hocanın adı anılmamıştır. İleri sürülecek bu tarz bir mazeret kanaatimce pek masumane gelmez bana. Bu olsa olsa bir duruş ve kişinin durduğu yer ve seviye meselesi. Bu ikili hocalarından o denli uzak bir duruş ve seviye sergiliyorlar ki pek tabiidir ki bu seviyesizlik ortamında Haldun Taner Hocanın adının anılması ve alet edilmesi abes olur.
30. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin açılış töreninde bu ikili de bulunmuşlar. Açılıştan sonra gecede Onur Ödülleri de sahiplerine verilmiş.
Gecede ödülünü almak üzere sahneye çıkan Zeki Alasya tam da "dam başında saksağan, vur beline kazmayı" kabilinden bahaneyle içinde biriktirip büyüttüğü kinini kusup ortaya dökmüş.
Yıllar önce tiyatroya başladığı sahnede "NAMAZ" kılınırmış. Herifçioğlunun namaza karşı içi öyle bir kinle dolmuş ki kinini kusmak için eline geçen kendince en uygun fırsatı da bahane sayarak olanca kinini ortaya dökmüş. Konu Emek Sineması'nın açılarak sahnesinin tekrar izleyiciye kazandırılması meselesine sözü getirerek "Emek Sineması'nın sahnesinde de namaz kılınacaksa hiç açılmasın" kusmuğunu ortaya döküyor. Yetmiş milyon ülke insanını ve duygularını hiçe sayarak sorumsuzca edilecek laf mıdır bu. Müslüman duyarlığındaki bütün insanlara sarf edilen bu sözün hakaret olduğunu bilmez mi bu adam? Bilmesine bilir elbette bu adam. Sözüm ona kendince gönderme yapıyor ince ayar; siyasi bir gönderme. Bununla hiçbir yere varılamaz.
Bu tavra, bu densizliğe, bu seviyesizliğe söylenecek elbette çok şey var, var olmasına da bizim niyetimiz ve kartımız olayı ajite edip ayran kabartmak değil. Böyle bir tavır ortaya koymak da bizim Müslüman hassasiyetimize yakışmaz. Yakışmaz da sessiz kalmak hiç olmaz. Meydan tümden boş zannedilmesin. Ne zannediyorlar bu adamlar kendilerini, edep ya hu! Birlikte yaşamanın, hoşgörünün yolu bu değil. Bu ikili her an Müslüman izleyicinin karşısında boy gösterecek hem de fırsatını buldukça da hedef izleyici kitlesinin inanç ve duygularına hakaret edeceksin. Bu tavır bırakalım inanç açısından olsun sıradan insanlık noktasından bile kabul edilebilecek bir tavır olamaz.
Bu ülkede Müslüman camianın beklediği tek şey saygıdır. Marjinal çıkışların hemen tümünü de müslümanlığa bağlamak bağnazlığından vazgeçmek gerekir. Bir kere öncelikle insanlar birbirini anlamaya çalışmalı ve doğru anlamalıdır. Değilse bu it dalaşının sonu gelmez. Sevgi pınarlarını kurutmayalım. Pınarın gözesini de kirletmeyelim.
ŞİİR KÖŞESİ
SÛZİDİLÂRÂ ÂYİNİNE GAZEL
Hicran eriştiğinde sabâ rûzigârına
Girdim o şevkle Hazret-i Rûmî diyârına
Gökkubbe Mevlevî gibi dönmekte durmadan
Uymuş alevli nağmelerin bestekârına
Her nağme eğilmiş perde perde niyâz eder;
Âyin-i Mevlevî'de Hüdâvendigârına
Daldım bir an Üçüncü Selim'in hayâline:
Bir nağme düştüğünde hicaz intizârına.
Baktım elinde nây ile sevkeylemiş ecel;
Sultan Selim'i sûzidilârâ karârına.
Cumhûr'a neyden özge tesellî bırakmamış,
Tâ haşre dek sarılsın aziz yâdigârına.
MEMDUH CUMHUR