Bilal Maruf Şimay

Bilal Maruf Şimay

parlakay@msn.com

MÜSLÜMANIM DEMEK YETER Mİ.?

Bu yazıyı yazdırmak için tıklayın..
Bu yazıyı arkadaşınızda göndermek için tıklayın..
Bu yazı hakkında yorum yazmak için tıklayın..
Sadece "elhamdülillah mü‘miniz" demekle, Yüce Rabbimizi razı edemeyiz. Rabbimiz (c.c), imanımızda samimi olmamızı ve inandığımız değerleri korumak için bir gayret göstermemizi istiyor. Allahu Teala, bir ayetinde:
"İman ettim demekle kurtulacağınızı mı zannettiniz Nasıl iman ettiğinizi ve ne derece samimi olduğunuzu ölçeceğiz"( Ankebut, 2-3) buyuruyor. Dili ile iman ettiğini söylediği halde, iman edilen şeyleri kalbi ile tasdik etmeyen kimselere, Allahu Teala: "Onlar inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik‘ deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi."( Hucurat, 14) uyarısında bulunuyor. Bu ayetler, şimdi bizlere hitab ediyor ve bu günün mü‘minini uyarıyor.
İman esaslarına inanan bir kimse mü‘mindir. Bu esaslara halk dilinde "Amentü" denir. Bu esaslar, Allah‘a, Allah‘ın meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah‘ın yaratmasıyla olduğuna iman etmektir.
İmanın temelini işte bunları tasdik oluşturur. İman önce bu tasdikle başlar. Aslında yok olan bir şeye değil, var olduğu halde görünmeyen şeylere iman edilir. Bunun için önce imana davet eden Peygamberin sözüne teslim olunur; onun söyledikleri hak kabul edilir. İnandığımız şeylerin hakikatini anlamak, varlıklarını hissetmek, onları tanımak sonra gelir.
Allah katında geçerli hiçbir özrü yokken bir farzı terk eden kimse, büyük günah işlemiştir. Aynı şekilde haram edilen bir işi yapmak da büyük günahtır. Büyük günah işleyene ve ona devam edene "fasık" denir. Fasığın tevbe etmesi farzdır. Günah işleyen bir kimse, günahı helal görmüyor, onun haram olduğuna inanıyor fakat nefsin hevası veya kötü çevrenin etkisi ile kötülüğe düştüğünü söylüyorsa bu kimse mü‘mindir; onun kısa zamanda tevbe etmesi beklenir ve hayırlara dönmesi için dua edilir.
Diliyle mü‘min olduğunu söylediği halde, kalbiyle onları yalanlayan, açık bir menfaat veya gizli bir fesat için müslüman gözüken kimseye "münafık" denir. Münafığın dünyada zararı ve ahirette azabı kafirden daha şiddetlidir.
Mü‘minim diyen herkes, bu iman ve Allah sevgisini ispat etmekle yükümlüdür. Bunun tek yolu önce Allahu Teala‘nın her mü‘mine farz kıldığı amelleri yapmaktır. Bunların başında beş vakit namaz gelir. Beş vakit namazını kılan bir insan, imanını ispat, müslümanlığını ilan etmiştir. Haramlardan kaçınmak da farzdır. Bu haramların başında Allahu Teala‘ya şirk koşmak ve yalan konuşmak gelir. Mü‘min, insanların kendisinden emin olduğu insandır. Müslüman, herkese selamet ve rahmet olan kimsedir.
*********
Kibrin zararı: Günaha bir tövbe yeter, taata bin tövbe yetmez. Günah işleyen, tövbe ederse Allah affeder. Fakat ibadet eden, ucba kibre kapılabilir. Buna bin tövbe bile yetmez.
Benî İsrail'den bir fâsık vardı. Bir âbid de ibâdetiyle şöhret bulmuştu. Fâsık, bu âbidin yanından geçerken, "Gideyim, şu âbidin yanına oturayım, belki Allahü teâlâ onun hürmetine beni affeder" diye düşündü. Gidip âbidin yanına oturdu. Âbid ise, üzerinde bulutun gölgelendirdiği bir zat olduğu için, böbürlenip, "Bu fâsık, benimle oturamaz" diyerek ondan yüzünü çevirdi. Yüz bulamayan fâsık da çekip gitti. Fakat Âbidin üzerindeki bulut, fâsıkla beraber gitti. Allahü teâlâ zamanın Peygamberine (İnsanlara niyetlerine göre muamele ederim. Fâsıkın günahlarını, onun bu iyi niyetinden dolayı affettim. Âbidin ibadetlerini de kibri sebebiyle yok ettim) diye vahyetti.
*********
Hocamdan tek şey öğrendim: Bir gün bir âlime, yakınlarından biri, sen hep hocam hocam diyorsun, anlat bakalım sen hocandan ne öğrendin, diye sorar. Talebeleri merak ederler, bu kadar geniş bir soruya ne cevap verecekler diye. (Kim sevilir, kim sevilmez bunu öğrendim) der. Evet hubbi fillah buğdi fillah imanın şartlarındandır. Yani Allah için sevmek, Allah için buğzetmek.
işin esası:Talebelerinin bir sorusu üzerine buyurdu ki;
"Fıkıh ilmini öğrenin, onunla amel edin. İslâm dîni edeplerden ibârettir. Edeplere uymak lâzımdır.
Alışkanlık çok çirkindir. İbâdet de alışkanlıkla yapılmamalı. Çünkü alışkanlık hâlini alırsa ibâdet âdet olur. İbâdeti âdetten edeblerle ayırmak gerekir. Herbir işe kapısından girmek gerekir, temelden başlamak lâzımdır. Kul elinden gelen tedbiri almakla Allahü teâlânın takdirine teslim olmalıdır. Zamânın hepsi üç saatten ibârettir. Bir gün aleyhte, bir gün lehte olur. Lehte olduğu zaman şımarıklık, kibirlilik ve zulümden sakınmalı, aleyhte olduğu zaman sabır, tahammül, azamî tedbire sarılmalıdır. Ne aleyhte ne lehte olduğu zaman da vakti değerlendirmek gerekir.
İşin esâsı Ehl-i sünnet vel-cemâat îtikâdını öğrenip îmânı düzeltmek ve Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleriyle amel etmektir. Îmânı Ehl-i sünnet îtikâdına göre düzeltmeden tasavvuf yolunda ilerlemek mümkün değildir." Abdülhakîm Hüseynî (K.S.A)
************
Allah'ın takva sahibi dostları (veliler) Efendimiz (s.a.v)'e uyan, emirlerini yapan, yasakladıklarından kaçınanlardır. Onlar peygamberin kendilerine açıkladığı her konuda ona itaat etmişlerdir. Buna karşılık Allah onları melekler ve ruh ile desteklemiş, kalplerine kendi nurunu serpmiştir. Kerametler Allah'ın takva sahibi dostlarına ve seçkin evliyalarına bir ikramıdır. Onların kerametleri ya dini bir ihtiyaçtan ya da müslümanların ihtiyacından dolayı meydana gelir. Nitekim Peygamberinin (s.a.v) mucizeleri de aynı nedenle meydana gelmiştir. (Usulü Akidetü'l-İslami, İmam Ebu Cafer Ahmed b.Sellame el-Ezedi et-Tahavi)
Veren Ele Hürmet Alanlara Mübarek Olsun
Gavs-i Bilvanisi Seyyid Abdulhakim el Hüseyni (ks) ilmini ve seyyidliğini bir kenara koydu; gönül gözünü mürşidi Ahmedü'l Haznevi (ks)Hz.lerinin kalbinde zuhur eden ilahi aşka ve nura dikti. Çünkü Yüce Ceddi Muhammed Mustafa'nın (sav) irşad emaneti ondaydı. Onun için Türkiye'den Suriye'ye yaya gitti, dikenli teller geçti, ayakları kanadı, elbiseleri parçalandı, başı yaralandı. Onca çileden sonra, mürşidinin köyüne yaklaşınca oturdu ağladı, Ben bu büyüklere layık değilim, onların yüzüne nasıl bakarım diye göz yaşı akıttı. Yol arkadaşları koluna girip zorla mürşidin huzuruna çıkarttılar. Bu edep, saygı ve çileye sabır ona rahmet kapılarını açtı, Cenab-ı Hakk, onu zamanın irşad kutbu ve Gavs-ı yaptı. Kendisine hayırlı halef olacak evlatlar bahşetti, irşad emaneti merkezine geldi. Şimdi ilahi nur ve Muhammedi şuur bu ocakta dağıtılıyor, veren ele hürmet, alanlara mübarek olsun. Bütün sadıklar, bu yolda sabredip çile çekmişlerdir. Bu yolda edebince sabredip çile çekmeyenin, sevip hizmet etmeyenin tadı ve adı yoktur. Dönüp kendimize diyelimki; Ey tembel nefsim, şu hadiselerden azıcık olsun ibret al. Aklın varsa bu AŞK denizine sen de dal. Dalamazsan bile, kaçma, sabret, ölene kadar onun sahilinde kal. Boynunu bük, elini aç, içinden ve derinden yalvar, yalvar ve yine yalvar. ( Hayat Dengemiz)
Bir gün nefsime dedim: gel seninle Rabbime gidelim. gelmedi. Ben de tek başına yürüdüm, gittim.
Beyazıd-ı Bestâmi(ks)
Sevgi ve muhabbetle Allaha emanet olunuz efendim...
Yazı Tarihi : 17 Eylül 2011 Cumartesi
Tanıtım, Çadır, Organizasyon, Balo, Event Company, Halkla ilişkiler, Fuar Organizasyon, Davet Organizasyon, Düğün Organizasyon, Yılbaşı Balosu, Aile Pikniği, Aile Günü, Kurumsal Organizasyon Sakarya Üniversitesi, Sau, Saü, Sakarya İndirim, Üniversite İndirim
Web Tasarım, E-Ticaret, Mobil Yazılım, Cep Telefon Yazılımı, Windows Mobile Uygulama
iş fikirleri, girişimcilik, bayilik, franchise , cv hazırlamanın yolları, ek iş ilanları
SATILIK TAŞ OCAĞI, SATILIK KIRMA ELEME TESİSİ, TAŞ OCAĞI, KIRMA ELEME TESİSİ TESİS, Sakarya Satılık Taş ocağı nikah şekerleri,düğün, nişan süsleri, nişan tepsisi nikah şekerleri, bebek şekerleri, mevlüt ürünleri, sünnet ürünleri, kına gecesi , nişan süsleri, nişan tepsisi, takı tepsisi, kına tepsisi, şeker sepetleri, sepetler, takı yastıkları, kapı süsleri, anı defterleri, şeker, gelinlik düğün nikah salonları düğün salonları davetiye organizasyon nişan