YAZGI AZABI
Yazgı, bir diğer ifadeyle alın yazısı veya kümülatif tespitle kader. Hasılı kader, yazgı, alın yazısı her ne şekilde ifade ederseniz edin sonuçta kader algılamasının enva-i çeşit algılama disiplinleri ile karşı karşıya gelmekteyiz. İşte bu ahval itikadi tarihimizde disipliner hüviyet kazanıp asırlarımızı işgal ulemamızı da iştigal mağduriyetine düşürüp neticede kelam diye endam eyleyen çok girift bir disiplinle baş başa bırakmıştır. Tam bu hengamede önümüze üç yol çıkmaktadır ki birincisi tamamen dogmaya dayanıp kuran, Sünnet ışığında fukahaya rapt olunup serencam eylenirken ötekisi ise tamamen mahza akıl beyin jimnastiğine güvenip dayanıp gayrisini keenlemyekun kabul eden felsefi ekol mesabesindedir. Peki ya üçüncü yol nedir diye soracak olursanız el cevap üçüncü terettüp eylenen serüvenin ise tamamen kelami ekol olduğunda şüphe yoktur. Bu üç tespiti masaya yatırıp mukayeseli bir kalem sürtme faslını idrak edecek olursanız sadece ve sadece kaba bir tasnifat faslıyla dogmaya yönelenlerin imanı teslimiyet sadedinden mütalaatının mazur görünemeyip imanın esasen bir teslimiyet meselesi olduğunu ancak aklı olanların bu ahvalde muhatap kabul görülmesindeki birincil şart olduğunu aklı olmayanın mazeret kesp etmesinin ise mazuriyette esas kabul görmesi mabadehusunda ise teslimiyetten öteye gidilmemesinin aklın değil de hep gönül boyutunun işlerlik kazandığını unutmamak gerekliliğinin ana cevher olarak mütalaatının çıkar yol olduğu hakkel yakin, ilmel yakin olarak kanıksandığının altının çizilmesi gerekliliğinin işimizi kolaylaştırması bakımından kayda değerliliğini ehliyle mütalaada fayda mülahaza ediyoruz. İkinci ekol ki tamamen doğmanın alternatifi hüviyetine bürünüp bütün esasatını akıl mantık üzere tesis eyleyen feylesofi disiplin ki o merkez olarak hep mahza aklı esa enstrüman olarak kullana gelip işgal edemediği, irdelemediği, girmediği, çıkmadığı hemen hemen hiç müdahale etmeyip karışmadığı alan bırakmamakla meşgul olup elastikiyette nirvana, nirvanada da şahikalar şahikası yapabilen yeganeeylem olan ve hatta bu ahvalde öyle aşırı ve de ileri gidip haddini aşmakta beis görmemesinden kaynaklanan hususiyetine binaen çağımızın ehem feylesoflarından Sayın Yard. Doç. Dr. Mustafa Açıköz (Talim Terbiye Kurulu Üyesi Bakanlık Danışmanı) hazretin bir makalesine taçlandırılan ifadeyle aklın hamaliyesi ki herkesin mutlaka bu makaleyi bulup okumasını tavsiye ederim. Bu çalışmada netice-i kelam olarak aklın çok önemli bir enstrüman olduğunu, keza olmazsa olmaz olduğunu vurgulamakla da kalınmayıp "Hayrul umuru evsatuha" her şeyin hayırlısı vasat olanıdır tespiti mucibince aklın kullanılması ameliyesinde de aşırılığa kaçılmaması tespit edilmiş olup kanaatimce ve de benim bu makaleden istifam sadedinden çıkartım olanın eğer aklı da gereğinden fazla kullanma yolunu seçecek olursanız o zaman bırakın sahibi olduğunuz akıldan istifade etmenizi aklınızın hep ön plana çıkarılmasının encamında bırakın sizin o aklın sayesinde yaşayıp ondan istifade etmenizi artık sizler farkına bile varmaksızın siz aklınızın hamalı olup aklın hamaliyesine malzeme sadedinden en edna bir hamallıkla tavsif edilirseniz diyecek hiçbir şeyimiz kalmayabilir. Yani özetle dini esasata teslimiyet felsefi esasta da aklın ön plana çıktığı hiçbir şekilde yadsınamaz. Çünkü bu iki ahvalde kendi karakteristik yapılarına binaen böyle tezahür ve de serencam eylemektedirler. Bu konuda kimsenin ne bir itirazı ve nede bir tanı da mevzuubahis değildir. Ama esas problemin kelam ve de kelamcıda olduğunu ifadeyle kalem sürtecek olursak kelam ve de kelamcı işine geldiğinde dogmaya sarılırken işine geldiğinde de hep felsefeden yani akıl metodundan fazlasıyla istifade etmektedir. Bu ahval encamında bayağı araz ve de sıkıntılara vesile olmaktadır. Bir de kelamcının en büyük çıkmazının sadece gayrisiyle de olmayıp hemcinsi ve de kendi yapısı içerisindeki ekollerle de amansızca bir geçimsizlik ve dahi kavga icrasını varlığının esas ana rüknü olarak görmektedir. Bizler müstakil bir kelami çalışması yapmadığımız içi teferruatına girmeye gerek duymayıp işi ehline tevcih ettikten sonra meseleyi kısa yoldan vuzuha kavuşturabilmemiz açısından eski bir hocamız olan halen Tekirdağ mebusu Sayın Prof. Dr. Necip Taylan hocamızın bu konudaki bir tespitini sizlerle paylaşmak istiyorum. Muhterem Necip Hocamız bir buz pateninde kaymaya gayret eden üç kişiden temsil vererek birincisi ki dogmaya dayanarak kaygı gerçekleştirirken bir araca binerek o aracın istek ve de arzusu istikametinde kayarken onun tamamen dogmatik esasata göre kaymayı gerçekleştirdiğini, ikinci kişi ise tamamen her şeyden sıyrılmış olup hiçbir destekten yardım almaksızın buz pateni yaparak kaymayı gerçekleştirenleri filozoflara benzetirken, üçüncü kişi olan zatın ise elindeki bastona zaman zaman ihtiyacına binaen zarureten yaslanıp işi bitince de bastonu havaya kaldıran keza bu ahvali hep zarurete binaen kullandığı halde işine geldiğinde dogmatik takılıp yine işine geldiği serencam üzere de kendisini feylosof zannetme zehabına kapılan disipliner görüşe kelam, bu ahvali kullanıp istimal eyleyenlere de kelamcı tespiti tam otuz yıldan beridir dimağımızı şereflendirmiş olup bu vesileyle bu gibi problemlerin altından karınca kararınca sıyrılıp kalkabilmeme şefaat ettiği için hocama çok müteşekkirim. Keza bir çok teolojik problemlerde olduğu veçhesiyle hep tevcih olunmaktadır. Velhasılıkelam bu kadar girift girizgahtan sonra özetle yazgı azabına duhul eyleyeceğiz. Keza meseleye bir bütün olarak da baksanız yok eğer spesifik olarak da baksanız aslında bu ahvalin birbirinin mütemmimi olup birbirinden sıyrılamayacağını idrak ettikten sonra çözülemeyecek hiçbir meselenin olabileceğini zannetmiyorum. Neyse serencam üzere irdeleyecek olursak 1) Yazılanı oynamak (kader) 2) Yazdığını oynadığını zannetmek, 3) Oynadığını yazmak. Hasılı neyi, nasıl, ne zaman, ne kadar layıkı veçhesiyle oynayıp oynayamama makamında olursanız olun yaptığınızı gerek dogmatik, gerek felsefi ve de gerekse kelami zaviyeden irdeleyen zevatın ancak kendi dağarcığı, algılaması hüsnü niyeti veya suizannı münderecatı seviyesinde tepki gösterecekleri birisinin ak dediğine bir diğerinin ise kara diyeceğini göz önünde bulundurarak hiç de sükutu hayale tevessül edilmemesi gerekmediğini başta kendime, bilahare paylaşabildiğim herkese dillendirerek esasen yazgı azabının bu dünya tiyatrosundaki istekli isteksiz ve hatta iştiyakla idrak edilen rollerin hepsine bütününe ve de bütün figüratif eylemlerine kümülatif olarak tesmiye edilen ahvalin özelleştirilmiş adına yazgı azabı denildiğini unutmayalım vesselam.