HAYATA İYİ BAKIN...
Çoğu zaman pek çok şeyi çocuklardan öğreniriz. Bir süre önce, bir arkadaşım, 3 yaşındaki kızını, bir rulo altın renkli kaplama kağıdını ziyan ettiği için cezalandırmıştı. Durumları iyi değildi ve kızının kağıtları, ağacın altına koyacağı bir kutuyu süslemeye harcaması onu çok sinirlendirmişti. Buna rağmen, küçük kız, ertesi sabah hediyeyi babasına getirdi ve Bu senin için babacığım" dedi.
Arkadaşım, gösterdiği tepki için kendini suçlu hissetti, ama kutunun boş olduğunu görünce için için sinirlenmekten de kendini alamadı. Kızına bağırdı:
- Birine bir hediye verdiğin zaman içinin dolu olması gerektiğini bilmiyor musun?" Küçük kız babasına yaşlı gözlerle baktı ve şöyle dedi:
- Ama babacığım, kutu boş değil ki. Ben kutunun içine öpücüklerimi üflemiştim. Hepsi senin için babacığım."
Babanın içi paramparça olmuştu. Kızını kucakladı ve onu affetmesi için yalvardı. Arkadaşım bu altın renkli kutuyu yatağının baş ucunda yıllarca sakladığını anlattı bana. Ne zaman cesaretini kaybetse, kutunun icinden hayali bir öpücük çıkarıyor ve onu oraya koyan çocuğunun sevgisini hatırlıyordu.
Gerçek anlamda bakmak gerekirse, her birimiz arkadaşlarımız ve ailelerimiz tarafindan bize sunulan karşılıksız sevgi ve öpücüklerle dolu altın renkli kutulara sahibiz. Dünyada sahip olabileceğimiz daha değerli bir şey olamaz. Hayata iyi bakın...-alıntı-
O MÜBAREK CEMAAT,
O cemaat ihlaslı, sahih itikatlı, musalli (beş vakit namazı dosdoğru kılan) sâlih kardeşlerimizden oluşan temiz ve faziletli bir hizmet grubudur.
Onlar İslam'a, İmana, Kur'ana, Sünnete, Şeriata ve Ahlak-ı İslamiyeye hizmet ederler; bu mukaddes değerleri asla istismar ve istihdam etmezler.
Beş vakit namazı çok dikkat ve itina ile âdâbına ve erkânına riayet ederek cemaatle kılarlar.
Aralarından kim imam olursa başına taylasanlı sarık sarar, sırtına cüppe veya maşlah geçirir, diğer kardeşler arkasında saf olur ve tâdil-i erkâna riayet ederek namaz kılarlar, ardından tesbihat yaparlar.
Onlar bir yandan hizmet, diğer yandan dünya malı toplamazlar.
Sâdat-ı kiram ve Esatize-i İslam gibi hasbeten lillah, muhlisen lillah hizmet ederler.
Haliq için yaptıkları hizmetlerin ücretini mahluqattan istemezler. Kendileri istemeden ücret verilmek istense asla kabul etmezler.
Onlar gölgeler gibi hizmet eder.
Onlar gurur ve kibirle güm güm yere basarak tantana ile davul çalarak hizmet etmezler.
Onlar, şahsî helâl paraları ve servetleri olsa bile lükse, israfa, sefahate sapmazlar; mütevâzı yaşarlar.
Yedikleri basit yemekleri görseniz şaşarsınız. Onlarla zamane adamının karnı doymaz. Onlar zamane adamı, ehl-i dünya değildir, o basit ve yavan az şeyle doyarlar.
Onlar, Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) "Mü'min bir mideyle, kâfir yedi mideyle yer" hikmetli hadîs-i şerifinin sırrına erenlerdendir.
Onlar ulvî olan dini ve dinî değerleri, süflî dünya çekişmelerine ve tepişmelerine âlet etmezler.
Onlar Müslümanların özel hayatlarını tecessüs etmezler, kimsenin gizli ayıplarını araştırmazlar, öğrenirlerse ifşa etmezler, setr ederler (örter ve gizlerler).
Zaten kendi kusur ve günahlarına üzülmekten, başkalarının noksan, ayıp ve günahlarını göremezler ki...
Onlar Müslümanların ayıpları için karanlık gece gibidir.
Sessiz sedasız, iddiasız, rütbesiz, tantanasız, yaygarasız garip yolcular gibi, tayflar gibi, göze görünmeden ve batmadan, davul çalmadan, nefir üfürmeden, biz şöyleyiz, biz böyleyiz edebiyatı yapmadan hizmetlerini yaparlar.
Ne mutlu onlara.
Bu yazımı okurlarsa dualarını beklerim o kerim hizmetkârların.
Bir varmış, bir yokmuş... Her şey biter... Geriye (varsa) sadaka-i câriye kalır; ihlâslı rekâtlar, kıyamlar, rükular, secdeler, âminler, göz yaşları kalır... Yevme lâ yenfau'da kalb-i selim kalır.
O cemaat ne mübarek cemaattir.
Ah, lâyık olmadığım halde beni de aralarına alsalar... Mehmet Şevket Eygi
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Mümin olsun, asi olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. Çünkü, asi olan komşuyu da korumak lazımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. İnsanların hepsi, Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi dövülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik Maliki, sahibi olan efendinin şanını, büyüklüğünü düşünmelidir. Onun mahlukları, ancak izin verdiği, emir eylediği kadar kullanılabilir. İzni ile kullanmak, onları incitmek olmaz. Hatta, onun emrini yapmak olur. (C.3, m.45)
''İşimiz Allah'a kalmışsa, olmuş bil.'' Şems-i Tebrizi
Rabbim yar ve yardımcımız olsun......