Bir öğretmenin feryadı
Yarın 24 Kasım Öğretmenler Günü. Gazete sayfaları televizyon haberleri hep Öğretmenler Günü'nden bahsedecek. Yılın öğretmeni seçilecek, genç öğretmenler bu anlamlı günde yemin edecekler. Minik kalpler öğretmenleri için ufak tefek de olsa hediye alma yarışına girecekler. Bir yanda atanamayan öğretmenler, asgari ücretten biraz fazla maaşa ücretli öğretmenlik yaparken veya atanacağı günü beklerken, diğer yanda emeğinin karşılığını alamadığını dillendiren öğretmenler…
Her mesleğin olduğu gibi öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin de sıkıntıları var. Bu kaçınılmaz. Hiçbir meslek sıkıntı olmadan yapılmıyor. Öğretmenler bunların üstesinden gelmeye çalışırken, bir yandan da genç nesilleri bu ülkeye faydalı insanlar olarak yetiştirebilmenin gayreti içindeler.
Sözü aslında fazla uzatmak istemiyorum. Manisa'da görev yaptığım zaman tanıştığım Adnan Kabak isimli öğretmenimin kaleminden öğretmenliği anlatan bir yazıyı paylaşmak için başladım bu yazıya. Bir öğretmenin yetiştirdiği neslin halini sorguladığı bir yazı. Hatayı sadece karşıda değil kendinde de arayan bir yazı. Ne dersiniz bir öğretmeni bir öğretmenden daha iyi kim anlayabilir ki? Tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü'nü kutlarken sizleri değerli hocam Adnan Kabak'ın yazısı ile baş başa bırakıyorum.
İşte o yazı…
Ben nerde hata yaptım?
İnsan olmayı öğretemedim galiba.
Doğruluğu veremediysem yavruma, Haramdan uzak durmak varken.
Kötülüğe mi davet ettim yoksa iyiliğe yol gösterirken. Bir karıncayı incitme ey yavrum derken bir canlının en kutsalı, yaşam hakkıdır demeyi mi unuttum.
Allah yukarda derken her yerde olduğunu söylemeyi mi unuttum. Sevmek gerekirken yaratılanı Yaradan'dan ötürü, Yaradan'ı mı unutturdum.
Yazı yazmayı kâğıda mı öğrettim sadece…
En güzel yazıyı gönüllere yazdıramadım herhalde
Adı sevgi olan
Bahçeden koparma gülü derken kurusun diye tembih mi ettim. Yeni tohumlar ekmeyi de mi öğretemedim
Ana da babada benim derken; dedeyi, nineyi, amcayı, dayıyı, teyzeyi, halayı da mı ben unutturdum.
Yarınlar bizim olsun derken dünü bugünü mü anlatmadım yoksa.
Eksik nerde bilemedim mi?
Hepiniz buradasınız oysa. Karşımdasınız.
Tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyen!
Kul hakkını çalan!
Güzellikleri bozan, yarınlara gölge koyan!
Güzele karşı duran!
Türkülere saldıran, şiirleri susturan,
Hani "Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal" diye okurken gururlandığın bayrağa taş atan Sen Değil miydin? Yoksa…
10 yaşında bir yavruyu doğrayan sende mi benim sınıftaydın
Anneannesine üç bilezik için bıçak sallayan zalim…
Otobüsünün camına taş atan sende mi?
Çekmedim mi kulaklarınızı? Yırtarken arkadaşınızın defterinin yaprağını.
Yıkmayı değil yapmayı onarmayı öğretmedim mi sana?
Kaşlarım çatılmadı mı o yaramazlıkları yaparken.
Gülümsemedim mi sana sevgi kardeşlik şiirleri okurken.
Sen değil miydin can atan andımızı okumak için,
Büyükleri saymaya, küçükleri sevmeye söz veren!
Okşamadım mı saçlarını Anneler Günü'nde annene yazdığın mektubu okurken.
Beraber yürümedik mi Ata'nın huzurunda gururla, söz verirken modern Türkiye için.
Ben mi yanlış anlattım sizlere yoksa "kalemin silahın olsun" derken,
Sen mi yanlış anladın!
Atatürk'ü anlatırken sen nerdeydin?
Yunus'u Mevlana'yı, Karacoğlan'ı,
Fatih'i Yavuz'u Kanuni'yi anlatırken.
Adaleti doğruluğu dürüstlüğü yanlış mı anladın.
Askeri polisi sev, iyinin doğrunun yanında ol dediğim sen değil mi idin? Asker millet olduğunu da mı unuttun? Renklilik güzel derken sen en siyahını mı seçtin ayrılık için… Oysa hep birlik beraberlik derdik
Kardeşliği öğrenirken Ekmeği bölüşmeyi sevgiyi paylaşmayı anlatamadım mı?
Omuz omuza sevinmedik mi milli takımın zaferlerinde.
Silgiyi, kalemi, defteri beraber kullanmadınız mı arkadaşınla? Ne oldu ya şimdi!
On Kasım'da ağlamazdık bayrak yarıya inerken çünkü bilirdik o bayrağı kimse indiremez diye.
Hüzünle inerken gururla çekerdik göndere.
Ve yüreğimizde yanan aydınlık ateşi kimse söndüremez diye
Her zaman aramızda yaşar dediğimiz Atatürk'ü mü anlatamadım yoksa.
Sınavlara hazırlarken seni hayat sınavına mı hazırlayamadım
Hep bir şeyler olun yarınınızı kazanın derken adam gibi adam olun demeyi mi unuttum.
Ben öğretmeninim senin ey halkım.
Ben nerde hata yaptım… Acaba
Yoksa, "Biz nerde hata yaptık mı olacaktı…"