KALBE BULAŞAN HASTALIK..
Mesnevî'de bir hikâye anlatılır. Okuduğumda çok etkilendiğimi ifade etmek isterim. Bu hikâyeden herkesin bir hissesi olacağını düşündüm ve bu yazıya onunla başladım:
Zamanın birinde çölde yaşayan bir adam varmış. Hani çölde yaşayan göçebelere bedevi denir ya işte onlardan…
İsmi üzerinde çöl işte, hayat şartları ağır mı ağır imiş… Vefalı hanımıyla birlikte bin bir çileyle hayatlarını sürdürüyorlarmış. Bu zorluklardan kurtulmanın yollarını hep düşünüp dururlarmış.
Karı koca yine bir gün böyle düşünürken bir çare bulmuşlar:
Zamanın Sultanı Bağdat'ta olduğu için bir yolunu bulup Bağdat'a gitmeli ve onun yardımlarına müracaat edilmeliydi. O kadar yolu vurup Sultan'ın huzuruna çıkacaktı ama eli boş gitmek de olmazdı. Sultana yaraşır bir hediye olmalıydı. Onun da çaresini bulmuşlar: Kendileri için çok kıymetli olan yağmur suyundan doldurulmuş bir testiyi hediye olarak götürmeliydi.
Kendilerince mükemmel bir karara vardıklarını düşünmüşler. Biçareler, Bağdat'ta da su kıtlığı olduğunu zannediyorlarmış.
Bedevi su testisini omzuna alıp yollara düşmüş. Günlerce süren çöl yolculuğundan sonra Bağdat'a ulaşmış. Sultanın sarayına varmış. Sultanın hizmetçileri, onu çok iyi karşılamışlar, yüzüne gül suları serpmişler ve iltifatlarda bulunarak gönlünü hoş eylemişler.
Bedevi dinlenirken bir ara hizmetçilere testisini uzatmış ve şöyle söylemiş: "Bu hediyemi Sultana götürünüz, padişahın fakirini ihtiyaçtan kurtarınız. Bu yeşil ve güzel bir testidir. İçinde gölde toplanmış yağmur sularından aldığım tatlı su vardır."
Bedevinin dilinden dökülen bu samimi sözler, hizmetçilerin tebessümüne sebep olmuş. Bununla birlikte hediyeyi büyük bir hürmetle alıp Sultanın huzuruna arz etmişler. Sultan bedevinin hediyesini son derece büyük bir memnuniyetle kabul eylemiş ve karşılığında testiyi altınla doldurtup bedeviye teslim ettirmiş. Bunun yanında başkaca hediyeler ve değerli elbiseler de ihsan ederek onu ihtiyaçtan kurtarmış.
Hizmetçiler, ihsan edilen hediyeleri alıp huzurdan çıkarken Sultan onlara şöyle emirde bulunmuş: "Bu bedevi buraya gelirken kara yoluyla gelmiş ve bir hayli zahmet çekmiştir; dönerken onu Dicle nehrinden gemiyle gönderiniz."
Hizmetçiler Sultanın emrettiği gibi bedeviyi hediyelerle birlikte gemiye bindirip uğurlamışlar. Bedevi gemiye binip o koca Dicle nehrini görünce şaşkınlığını gizleyememiş. Mahcubiyetinden iki büklüm secdeye kapanmış. Görmüş olduğu bunca iyilik ve insanlık karşısında dilinden şu sözler dökülmüş:"İkramları bol olan padişahımız ne kadar cömertmiş! Daha da hayret verici olanı, şu kadar sınırsız tatlı sulara sahip iken benim getirmiş olduğum şu bir testi dolusu, kıymetsiz suyu kabul eyledi!"
Testi, insanın sahip olduğu ve "benim" dediği her şeydir.
Sahip olduklarımızla böbürleniriz. Malımızla, makamımızla, evladımızla, bilgimizle, irfanımızla, çevremizle hatta bedenimizle vs. Çoğu zaman dilimizle söylemesek bile içimizde bir duygu oluşur, "bunlar benim" deriz. Birisiyle muhatap olduğumuzda o sahip olduğumuz varlıklarla hitap ederiz, oturup kalkarız. Gönül adamları buna "varlık duygusu" demişlerdir.
En garibi kul olduğumuzu ortaya koyduğumuz ibadetlerimizle bile varlık duygusuna düşeriz. Bunu insanlarla muhatap olduğumuzda yaşayabildiğimiz gibi Yüce Mevlâ'ya karşı bile yaşayabiliriz. Dua ederken yaptığımız iyilikleri, ibadetleri bedevinin testisi gibi öne koyarız, onlara çok kıymet veririz. Kendimizi ibadet ehli, zikir ehli iyi bir insan görerek "Eh ben bu kadar kulluk yaptım, sen de bunlara karşı beni affet veya bana şunları ver Ya Rabbi!" gibi bir duyguya kapılabiliriz.
Bu çok ciddi bir hatadır. Kalbe bulaştıysa ciddi bir hastalıktır. Dicle nehrini görmemiş olan ve bir testi su ile büyük bir hediye sunmuş olduğunu sanan bedevinin durumuna benzer.
Şeytan, bir insanın iyilikler yapmasına, ibadetlerini yerine getirmesine engel olamayınca bu sefer o iyilikler ve ibadetlerin içinde ona vesvese vermeye başlar. "Sen ne iyi bir insansın", "Bu zamanda senin kadar ibadetlerini yapan kaç kişi var ki?", "Kaç kişiye bu kadar zikir yapmak nasip olur?" gibi sözlerle ruh dünyasını bulandırmaya çalışır. Böylece ibadetlerinin içini boşaltır.
Zamanla bir de bakar ki insan, iyiliklerin ve ibadetlerin şekilleri kalmış ama ruhları kaybolmuş. İbadet yaptıkça gönülde takva hassasiyeti artacağına, vurdumduymazlık ve şımarıklık artmış. Her an Allah Tealâ'nın huzurunda dolaştığının daha fazla farkına varacağına, ibadetlerine olan güveninden dolayı o farkındalık iyice azalmış.
İbadetlerimizi yapabilmemiz, iyilikte bulunabilmemiz ve zikirle meşgul olabilmemiz de tamamen Allah Tealâ'nın bize bir ihsanıdır. Onları görmek, onlarla kalbimizde bir varlık duygusu oluşması, ciddi bir tehlikedir. Böyle bir halden Allah'a sığınırız.
Bedevinin testisi ve Dicle nehri karşısındaki hali, ibret almak için yetmez mi?
HAYATLARIMIZ BİRBİRİNE DOKUNUYOR
Duvardaki çatlaktan bakan fare çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü
"İçinde yiyecek mı var?" derken – Bir baktı ki fare kapanı !!.
Hemen bahçeye koşup alarmı verdi :
Evde kapan var! Evde kapan var!'
Tavuk gıdaklayıp kafayı kaldırdı ve
‘Bay fare" bu sizin için ciddi bir sorun olsa da şahsen beni ilgilendirenbir tarafı yok ne yazik ki! .
Fare dönüp bu sefer koyuna
"Evde kapan var evde kapan var"! dedi.
Koyun konuyla ilgilendi ama kendi hesabina
"Üzgünüm bay fare vah vah emin ol senin icin dua edeceğim" dedi.
Fare bu kez öküze yoneldi:
"Evde kapan var!" "Evde kapan var!" diye bağırdı nefes nefese.
Öküz: Bay Fare Senin için üzüldüm ama burnumu sokacağım bir sey değil.' dedi.
E farenin de basını eğip gitmekten başka çaresi kalmamışti…yalnızlık ve terkedilmişlik hisleri içinde fare kapani ile artık….
tek basına başa çıkmaya çalışacaktı!.
***
O akşam evde alışılmamış bir ses duyuldu.Sanki bir kapan avının üzerine kapanmıştı.Sese koşan çifçinin karısı karanlıkta kapana
zehirli bir yılanın kuyruğu kaptırdığını görmemis.Yılan da kadını ısırmıştı..Çiftçi karısını hemen hastaneye götürdü
Karısı eve ateşli ve hasta olarak döndü.
Eee ateşli insana ne verilir? sıcacık bir tavuk çorbası!!!.
Tavuk hemen kesilmiş ve acilen pişirilmiş!
Ama kadın hala iyileşmiyormuşEee eş dost ahbap gelince hasta ziyaretineçiftçi de sofraya koyunu çıkarmak zorunda kalmış!!!.
Ama çiftçinin karısı iyileşmemiş; ölmüş!!!!!.
Aman ne kalabalık gelmiş cenazeye ne kalabalık!!!
Bu sefer de konuklarıdoyurmak için kesilen öküz olmuş….
Fareye de olan biteni deliğinin ardından izlemek kalmış!….
***
Onun için bir daha seni ilgilendirmeyen bir sorun karşına çıkarsa…
BİR DÜŞÜN !!!
Birimiz tehdit altındaysak hepimiz risk altındayız.Bu hayat denen yolculukta
Birlikte yol almaktayız..Birbirimizi kollayıp gücü ve güveni paylaşmalıyız.
UNUTMA. . . . . .
HEPİMİZ BİRBİRİMİZİN HALI TEZGAHINDA
HAYATİ ÖNEMİ OLAN İPLİKLERİZ!!!!
VE ŞÖYLE YA DA BÖYLE HAYATLARIMIZ BİRBİRİNE DOKUNUYOR.-alıntı-
BİR HADİS;
Görev başına getirdiği insanlara adaletli ve hoşgörülü olmalarını emreden Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle derdi:
"–Kıyamet gününde Allah'ın en çok sevdiği ve O'na en yakın olan kişi adil devlet başkanı, en çok nefret ettiği ve Allah'tan en uzak olan kişi de zalim devlet başkanıdır."
Rabbim yar ve yardımcımız olsun……….