Kedi ve de köpek
Galat-ı İsrailiyat dahi olsa doğruyu şeytan bile söylese kabul etmek şık kaçar amma, berrak Anadolu kaynak suları varken, mecburiyet hâsıl olmadıkça beş yıldızlı necasetten dönüşümlü suları istimal etmenin velev ki haram olmasa dahi nezaheti düşünülemez. Şüphesiz ki bir helal ve de haram dairesi olduğu gibi bir de üstünlüğün takva cihetini yabana atmamak gerektiği kanaati tartışılamaz. Helal her zaman için takdire şayandır. İhatası evveli ve de ahiri kurumlar tarafından da disipline edilmiştir. Vaktaki zaman, zemin, şartlar muvacehesinde mecburiyet hâsıl olunca ziyruhun ölmeyeceği kadarını istimali zaruret kesp eder. Binaenaleyh normal durumlarda kullanılması haram olan şeylerin ölüm tehlikesi gelip çattığında bu emvali hiç olmazsa ölmeyecek kadarını kullanmamak haram olur. Yani birazcık daha açacak olursak haram olarak telakki edilen mekulat ve de meşrubatı olağanüstü durumlarda en azından ölmeyecek kadarını yemeyip içmemekten ötürü canımıza kasıt mevzuubahis olabileceğinden ötürü hiç olmazsa söz konusu zor şartlar geçene kadar bu kuralları askıya almamak da haram olarak kabul edilmiştir. Amma buna rağmen takva gösterip direnenlerin ahvalini özel telakki edip ona da saygı duyup işi Yüce Çalaba havale edip kendi işimize bakmak lazım gelir. Ama bizim burada vurgulamak istediğimiz ahvalin helali helal haramı haram bilip kaldı ki bu iki kavram da bellidir, ifadesiyle yapılması gerekenin bırakın haramı helali karıştırmayı olağanüstü olmayan zamanlarda hiç olmazsa bir hayat üslubu geliştirip benimseyerek en azından şüpheli müphemiyattan mümkün olduğunca uzak durmak gerekir. Zaten takva kelimesinin anlamı da görevinin bilincinde olup onu en güzel bir şekilde ifa ederken şüphelilerden de imtina etme hadisesidir.
Günümüzde biz mahlûkat şüpheden imtina meselesini şu şekilde tahvil eyleyip hep durumdan vazife çıkarmış bulunmaktayız. Maalesef günümüzün hemen, hemen bütün dostlukları şüphe üzerine bina edilmiştir. Kaldı ki bu şüphe esprisi sadece insanların birbirine karşı değil hatta Yüce Mabuda karşı bile bir teslimiyet şeklinde olmayıp onun yüce kudretinin gazabına uğrayabilme şüphesiyle hep endişe ede gelmişizdir. O zaman ortaya modern ve çağdaş bir problem olan korku imparatorluğu ve onun getirdiği cebri ve de zecri bir insanlık ve de bu insanlığın yapay amelleriyle baş başa kalınılmıştır dersem yanlış yapmadığımı zannediyorum. Biraz açılımla insanlar Tanrıyı sevdiğinden değil de onun azametinin getirebileceği azabından şüpheyle tapına dururken yine insanlar birbirine değer verdiklerinden değil de onların şerlerinden emin olabilmek kaydı şartıyla bütün münasebetlerini bir şüphe üzerine bina etmişlerse ve kimsenin de kimseye güven ve de emanı mevzuubahis olmayıp insanların her an birileri tarafından çarpılabilme tehlike çanlarının çalması ve bu tehlikelere maruz kalmamak için bile olsa yapay mensubiyetlerden ileri gitmeyen ve içerisi kof lobiler oluşturup bu vesileyle en azından mensubiyet kesp olunanlarla kol kola girip haklı haksız ayırt etmeksizin birileri eğer kendi lobisinden ise ona haklı olup olmamaları sorulmaksızın ve bu konuda hiçbir endişe de duymaksızın onun sanki mabuduymuşçasına lüzumsuz bir koruma ve de kollama. Peki ya ne karşılığında? Ya bir gün gelir de kendisi de zora düşerse haklı haksız denilmeksizin kendi uyduruk mensubiyeti taraftarlarının lüzumsuz ve de hakkaniyetle uzaktan yakından alakası olmayan edna taraftarlarının kucağına oturabilme tedbir ve de hasretiyle o, ne güzel ben her türlü melaneti işleyip kendi taraftarlarımca aferinlerle kucaklanacağım. Keza benim de taraftarlarım her türlü işini bırakıp bunları haklı çıkarmak için yalan, dolan, iftira, edepsizlik, tezvirat ve de haksız gayretlerle gayretkeş olacağım, bunun adına da lobicilik faaliyeti denilecek ve de vicdan azabı ahlakı hamide sahibi insanlara da fırsattan istifade her türlü zulüm uyarlanıp bunun da adına modern dilde lobicilik faaliyeti gibi masumane bir adla tesmiye edeceksiniz. Bir İslam âliminin dediği gibi "cehennem de cennet de boşuna yaratılmamış olup aslında herkes ateşini beraberinde götürmüş ol da yaşasın cehennem zalimler için. Yine Allah'a çok şükür ki ölüm denilen bir realite var ve bu gerçekten de kimse yakasını kurtaramıyor. Yine aynı âlimin ifadesiyle "Yaşasın cehennem zalimler için".
Sosyolojik olarak silsile-i meratip gereği cemaatten cemiyete terfi ettik. Ama ilkel de telakki edilmiş olsa geleneksel cemaatin işleyişinde böyle modern cemiyetlerin ifade edildiği lobiciliklerdeki haksızlık, fitne, fesat amellerinin bu kadar odaklandığı vaki olmamıştır. Maalesef günümüzün hemen, hemen en basit sivil toplum kuruluşlarından tutun da en ciddi ve de güçlü oluşumlarına kadar insani temerküzatın bir de bakıyorsunuz ki efalinin yazılı plan ve de programıyla uzaktan yakından hiçbir alakası kurulamıyor. En basitinden "Kanarya Sevenler Derneği"nden tutun da bir jimnastik kulübünün deruni faaliyetleri merceklere aksettiğinde kanarya şefkatinin nehafeti veya vatandaşı sağlıklı yaşayabilmeleri, kültürfizik öğretecekleri yerde belki vitrinde bir iki kanarya, görünürde de birkaç kişiye takla attırmanın derununda bir de bakıyorsunuz ki vatan, millet ve de devlet kurtarma faaliyetleri almış başını gitmiş. Siz oradaki gureba da adeta mayın eşeği veya manken maymununa döndürülmüşsünüz. Çünkü bu işin altında dürüst bir ahlak oturtulamamış. Ne gibi? Bizim kedi ve de köpek hikâyemiz gibi.
Bu kadar bir malumat girizgâhından sonra yukarıdaki vahamet tablosunu basite indirgeyerek ve hem de yaparak, yaşayarak ifade etmeye gayret edelim.
Bizim Türk İslam Medeniyetimizin versiyonları veya spesifik ahvalde: 1) Su Medeniyeti, 2) Gül Medeniyeti, 3) Güvercin Medeniyeti, 4) Kedi Medeniyeti, 5) Ahlakı Hamide Medeniyeti gibi misallere indirgenerek ifade etmek mümkündür. Bu vesileyle kedi, köpek v.s. makalelerim söz konusu olmuştu ama bu makalemde özellikle kedi ve de köpeği mukayeseli olarak medeniyetimize olan ahbaplıklarını irdelemeye çalışacağım. Bir defa medeniyet koyucu ve kurucu olarak Hz. Fahri Kâinatın getirdiği ve de koyduğu kurallar muvacehesinde bugüne kadar bu zaviyeden belki de hiç değerlendirilmemiş olması bakımından bakir bir değerlendirme olacağını ümit ediyorum.
Evet, Hz. Fahri Kâinatın hayvanlar bazında atı, katırı, beygiri, kadanası, devesi, ineği, öküzü, koyunu, keçisi ve yine ikisinin adlarının Yafer, Yafur olduğunu tespit ettiğim tam dört tane eşeğinin olduğunu, yine Efendimizin Medine'ye hicreti esnasında Hz. Ebubekir ile beraber sığındığı Sevr mağarasındaki bir canavarın Efendimizi ziyaret maksadıyla geldiğini, buna engel olan Hz. Ebubekir'i ısırdığını, yıllarca Allah'a yalvararak peygamberimizi ziyaret edebilme iştiyakının aynı zamanda söz konusu canavarın bile bu yüce insana aidiyet kesp ettiği anlamı yüklenerek Efendimizin canavarı bile olabileceğini kabul edebiliriz. Yine Hz. Fahri Kâinatın ömrünün her diliminde kendisine ait kedileri olduğunu, kediye karşı özel bir ilgi, sevgi ve de muhabbeti olduğuna birçok kaynak eser fazlasıyla şahadet etmektedir. Yine yeri gelmişken Prof. Dr. Ali Murat Daryal Hocamızdan menkulen "Eğer Hz. Muhammed'e (a.s.) hiçbi,r ayet nazil olmayıp ve ondan hiçbir hadis bile sadır olmayıp onun sadece ve sadece kedilere karşı olan muhabbetinin bile O'nun en büyük peygamber olduğuna delalet açısından yeter de artar da" tespitine canı gönülden katıldığımı paylaşmak istiyorum.
Şimdi gelgelelim köpek meselesine: Hz. Fahri Kâinatın köpeğe karşı bir düşmanlığı olmamasına karşın muhabbetinin de olduğuna tesadüf edilememiştir. Keza "Vedduha" suresinin sebebi nüzulü aynen şöyledir: Efendimizin müşriklerle tartışmalarına binaen Hz. Cebrail ayetler getirerek günün önem ve de ehemmiyetine binaen problemler halledilirken aynı minval üzere bir konunun vuzuha kavuşturulması sadedinden Allah'tan vahiy bekleyen Hz. Peygambere bu kez kırk gün Hz. Cebrail gelmeyince bütün müşrikler Hz. Muhammed'e (a.s) istihzayla "Muhammed'in Allah'ı onu gözden çıkardı, artık vahiy bile göndermiyor" demeye başlamışlardı. Bu duruma çok üzülen Hz. Peygamber Allah'ın nusretini beklerken tam kırkıncı gün Hz. Cebrail "Vedduha" suresini inzal buyurarak mealen "Allah'ın kırgın olmadığını ve ilgili metinle beraber gecikme faslının yani sebebi nüzul hikmetinin gizli sebebinin Hz. Peygamberin bilgisi dışında sevgili torunları olan ve henüz çocukluklarına binaen eve birkaç tane köpek yavrusu aldıklarını, Hz. Cebrailin de köpekten rahatsız olması vesilesiyle vahyin geciktirildiğinin beyan edilişi hadisesinin manevi âlemde köpeğin kredisinin pek de olmadığını, binaenaleyh bu tespitin sorumluluğundan mütevellit maneviyatı yüksek olan zevatın köpekle pek işlerinin olmadığına hep şahit olunurken bu zevatın Hz. Fahri Kainata hürmeten de olsa köpeğe sıcak bakmayıp kediyle her halükarda hemhal oluna gelmişlerdir.
Yalnız fıkıh âlimlerinin ihtiyaca binaen çobanların veya evleri tenha mahallerde olan zevatın köpek sahibi olmalarına sadece ve sadece cevaz verebildiklerine şahit olmaktayız. Pek tabiidir ki köpek sahibi olmakta da yerli ve de milli köpek ırkını ön planda tutup dışarıdan ithal edilen katil köpeklerin edinilmemesine say-ü gayret edilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Köpek muhiplerine gelince, bu zevatın genellikle seküler bir hayat anlayışına sahip oldukları hep gözden kaçmamıştır. Çünkü dünyevi insanların aşırı hâkimiyet duyguları etraflarındaki bütün canlıların adeta onların emir ve de komutalarına girmelerini ve herkesin istisnasız bir şekilde onlara kulluk yapmalarının onları adeta zevkten nirvanaya çıkaracağından ötürü belki de hiç farkına varmaksızın kâinatın en köle ruhlu mahlûku olup sahibinin bütün komutlarını harfiyen yerine getiren ve bugüne kadar keşfedilebilmiş yegâne can taşıyıcısının sadece ve sadece köpek oluşunun neticesinde aynı duyguya sahip insanların ve de zalimlerin dünyanın neresinde olursa olsun mutlaka köpeklendikleri ve hatta enva-i çeşit köpekler edindikleri, bu vesileyle de hayatının önemli bir zamanını bu itlerle değerlendirme neticesinde insanla itin arasında ciddi bir gönül bağı oluştuğuna ve bu canlıların birkaç göbek sonra birbirinden üslup alıp verdiklerine hep bir bilenler tarafından şahit olunmaktadır. Çünkü bütün canlıların ve hassaten insanların gözlerinin birer kamera mesabesinde oldukları ve gördüklerini şuuraltı arşivinde biriktirdikleri ve de zamanı gelince de bu birikimi bir şekilde yansıttıklarını gönül adamları ve bilim adamları ifadede geç de kalmışlardır. Şahsen benim şahit olduğum bir tespit de evlerinde sürekli ceylan besleyen bir ailenin müteselsilen çocuklarının gözlerinin adeta ceylan gözlü olduğunu ifade etmek istiyorum. Çünkü hamile bir kadının gözleriyle şahit olduğu vakaların bir şekilde karnındaki evladına yansıdığını ve hatta eğitimin ana karnında ve hatta genetikte daha evvelinde başladığını kimse inkâr edemez.
Kişi sevdiğiyle beraberdir, metni çok önemlidir. Dolayısıyla kediyi sevenle, köpeği sevenlerin de zaman içerisinde yapacakları teati münasebetiyle hemhal olacakları da kaçınılmazdır. Binaenaleyh en küçüğünden en büyük hükümdarlara kadar bütün zevatın hassaten ihtilalcı ruha sahip kişilerin kesin hâkimiyet kesp etmeleri sadedinden mutlaka köpek sahibi olduklarına hep şahit olmuşuzdur. Vakti zamanında ihtilalcı bir zatın mekânından geçerken onlarca çeşitli çap ve de marka cinsten yerli, yabancı itlerinin olduğunu ve zevatın geliş ve de gidişlerinde adeta vaveyla koparılıp sahiplerini karşılayıp ve de yolcu ettiklerini görünce bu tespitimin ne kadar doğru olduğunu kanıksamıştım. Bazen de bu kudurganların zıvanadan çıkıp işi çığırından da çıkararak arslan, kaplan, çita gibi vahşileri beslediklerine hep şahit olunmuştur. Bu üslup aslında insanların bütün hayat seyrinde kendisini fazlasıyla göstermektedir. Bazı insanlar aşırı şatafat, lüks, ve de gösterişe düşkün iken bazı insanlar da gayet mütevazi bir hayatı tercih edip imkanlarının olmasına rağmen gurebanın huzurunu kaçırmamaya gayret ederler. Köpek bütün rızkını sahibinden bilip ona kesin teslimiyet ve de kölelik serdederken kedi, istediği zaman kendisini sevdirip, istemediğinde de sahibini tırmalayabilmekte, köpeğin sahibi itini dövdüğünde ciddi bir tepkiyle karşılaşmazken kediyi kapalı bir odaya koyup dövmeyi denerseniz önceleri kaçıp kurtulmayı deneyen kedinin çaresiz kalınca geriye dönüp sıçrayarak sahibini hiç çekinmeden öldürdüğünü bilmekteyiz. Çünkü kedi rızkını sahibinden değil sadece ve sadece Cenabı Haktan bilmektedir. Kedi sıcacık bir yerde kıvrılıp istirahata çekilince "Ya Rahim Ya Rahim diye mabudunu zikrederken köpeğin böyle bir endişesi olmayıp onu sadece ve sadece sahibinin kölesi olduğunu ve köle ruhlu tespitinin de en bariz bir timsali olduğunu herkes bilir. Dolayısıyla bu serencam muvacehesinde bizim bu medeniyete Kedi Medeniyeti denilebileceği gibi, Emperyalist anlayışın gerek sömüren tarafının hakimiyet hazzı açısından ve de gerekse sömürülen müstemleke çocuklarının kölelik ahlakının kanıksanmış olmasının neticesinde öteki medeniyete de Köpek Medeniyeti dersek herkes hakkına düşeni bir şekliyle almış olur zannediyorum. Hasılı köpek tek taraflı edilgenliği sinesine çekmişken kedi, en azından mütekabiliyet kesp etmiştir. Vesselam.