Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi

hsanzumi@sakaryahalk.com

Eşek turizm yapar mı?

Bu yazıyı yazdırmak için tıklayın..
Bu yazıyı arkadaşınızda göndermek için tıklayın..
Bu yazı hakkında yorum yazmak için tıklayın..
Pek tabiidir ki turizmin en kralını eşekler yapardı. Ama heyhat ki heyhat teknoloji eşeklerin de saltanatının pabucunu dama attı. Teknik kendi araçları muvacehesinde dünyayı küçücük bir köye devşirdi. Vakti zamanında başta ipek yolu v.b. gibi bütün ticari, askeri, siyasi yolların hemen hemen hepsinde eğer sürat ve de askeri dinamizm gerekiyorsa atlar efdal iken yok eğer yük, ticaret mevzuubahis ise katırlar, develer ve de bu kervanların vazgeçilmez lokomotifi ki bu ismi her kervanın başında mutlaka bir iz sürücü eşek ve de bu eşeğin üstünde ya bir ademoğlu veyahut da vaziyetine göre bir eşşekoğlu eşşek olduğu halde bu koca dünyanın hassaten anakarasında gah bu yana gah öbür yana gece gündüz ay sene kış yaz demeden yapılan beşeri ve dahi zaruri turizmin kainatın en meşakkatli olduğu kadar bir o kadar da en nehafetli ve dahi en zevkli icrası olsa kanaatimce bizim kültürümüzde gerek Türklerin yeryüzündeki hızlı seyyaliyet ve de intikalleri ve dahi gerekse kutsal metinlerimizdeki tavsiyeler mucibince "Yeryüzünü gezin, ibret alın, tefekkür edin; seyahat edin sıhhat bulun tavsiyeleri haddizatında turizmin ne denli mühim olduğunu ve insanlarımızın önemli bir kısmının fukaralık babından yerlerinden bile dışarı adım atamadıkları gibi bazılarımızın da aşırı imkanlar içerisinde yüzdüğü halde evvelemirde kendi zenginliklerini uzaktan yakından tanımaya tenezzül bile etmediği gibi ömrünün neredeyse hemen hemen hepsini yurt dışında geçirdiği halde hem bir taraftan kaynaklarımızı fazlasıyla savurduğu gibi hem de gittiği yerlerden en ufak bir ders almadan gerisin geriye döndüğünde ve de kendisine sorulduğunda sadece içerisi boşaltılmış iki cümleyle onlar başka, çünkü onlarda medeniyet var diyerek hem bir taraftan cehaletini serdediyor. Zira medeniyetin ne olduğunu bilmediği için onu nerde nasıl kullanacağından da bihaber olduğundan hem de kendisinin aidiyet kesp etmesi lazım galen medeniyetinden de arlandığını teaddüden ortaya koyuyor. Bu zevat ister kendi imkanlarıyla olsun isterse devlet imkanlarıyla olsun sürekli turizm yaptığı halde küfranı nimet vesilesi kılıp her fırsatta birilerinin borazancıbaşılığını yaptığı halde ve bu ne garip aşk ise anlamakta çok güçlük çekiyorum. Bu zevat sürekli bizleri tenkit eyleyip ötekini ve ötekinin ötekisine methiyeler döktükleri halde bir türlü vatandaşlığımızdan çıkıp sevdiklerinin tabiiyetine geçmezler. Çünkü bunlar çok iyi bilirler ki onların tek itibar ve de semirtme vesilelerinin biz gurebadan başkalarının kesinlikle olamayacaklarıdır. Oh be, ne güzel efal her gün her gece aidiyetinle istihza eyleyip ötekine methiyeler dökerek bir ömür ihya olmak. Eğer buna Allah razı olursa bizler de razı oluruz diyoruz.
Bugün turizm denilince hemen hemen her konuda olduğu gibi bu işin de sahipleri kuşkusuz batılılardır. Keza turizmin iki veçhesi vardır: 1) Gerek işletmecilik, 2) Gerekse turizm yapma fırsatı açısından da batılılar başı çekmektedirler. Bizler fukaralığımız sebebiyle ne doğru dürüst turizm yapabilmekteyiz ne de değerlerimizi layığı veçhesiyle turizme açıp değerlendirebiliyoruz. Batılılar bizim en bakir alanlarımızda turizm yaptıkları gibi bizim en kıymetli bölgelerimizde turistik teşebbüsleri de bir şekilde değerlendirebiliyorlardır. Bu işin kaba tespiti, bir de işin muhtevasına gelince de batılılar gayet prensipkar olarak gruplar halinde gezip tozdukları her bölgeyi ve de değeri kendi seviye ve algılama kabiliyetlerine göre mutlaka zapturapt altına aldıkları gibi geceleri kaldıkları otellerde de karşılıklı teati ve de mütalaalarla bilgi görgü ve de kendi perspektiflerini zenginleştirmeyi adeta bir insanlık görevi olarak kabul ettikleri gibi aynı zamanda mensubu bulundukları milletlerine karşı da bir vazife olarak telakki etmektedirler. Evet, batılılar böyledir de bizde böylesi yok mudur? Pek tabiidir ki bizde de çok az da olsa prensipkarane tetebbuatta bulunanlarımız vardır da olmuştur da, ama ne yazık ki batılılarla bu konuda da mukayese götürmeyecek kadar gerilerdeyiz.
Hele hele sonradan görme olup ciddi meblağlara hâkimiyet kuran veyahut da görevi icabı turizm yapanlarımızın fırsattan istifade hemen hemen dünyada ayak izi bırakmadıkları hiçbir yer kalmadığı halde hiçbir tespit yazısının olmadığını kimse inkar edemez. Bu zevattan bazılarını fırsat buldukça gurbetin muhtelif mekanlarında sözüm ona gurbet hukukunu işleterek bol miktarda şerbet içip zurna cilalatmalarından ve dahi mekulat ve de meşrubatla kollestrollenip her fırsatını da buldukça bizim boz eşek gibi deryalarda çimip kumlanıp güneşlendikleri hikayetlerinden başka hiçbir efallerini ne duydum ve nede gördüm. Kaldı ki bu zevatın hiç olmazsa hatıralarını yazıp milletine armağan etmelerini beklediğimizi ısrar edince de bir ömür teşarşur eyleyip hak hukuk üzere dişe dokunur yüz ağartıcı hiç olmazsa bir tane efalleri olamayan zevatın pek tabiidir ki kaleme alacak hiçbir yüz aklarının da olabileceğini beklemek safdillik olur kanaatindeyim.
Evet, bizde turizm denilince turizmin yüce pîri Evliya Çelebi ve onun aşılamayacak olan koca eseri seyahatnamesi ve bilahare bu minval üzere yazılan bütün seyahatname ve de mesleki veyahut da şahsi mahsusata ait hatıralar ve bilahare tabakatların seyahat ve görevler münasebetiyle kaleme alınan zeyliye ve fasikülleri ilk akla gelir.
Evliya Çelebinin bugün Eminönü'nde bulunup restore edilen Ahi Çelebi külliyesinde bir münasebetle misafir kalıp geceleyin Hz. Fahri Kainatı rüyasında görüp heyecanlanarak "Şefaat Ya Resulullah" diye tazarruatta bulunmak isterken dilinin sürçerek "Seyahat Ya Resulullah" diye bağırdıktan sonra uyandığında bu rüyayı sadıkanın kendisi için ilahi bir mesaj olduğunu kabul ederek o zor şartlarda dünyayı gezmeyi ve her gezip gördüğü yerleri ve bölgeleri kayıt altına alarak bugün elimizde bulunan ve defalarca basılan Evliya Çelebinin seyahatnamesinin hem maddeten ve hem de manen ne denli bir düstura sahip olduğunu, bilvesile turizmin bizim medeniyetimizde ne denli ehemmiyet arz ettiğini ifade etmek açısından muazzam bir misal olsa gerektir.
Hakikaten biz insanoğlu için zaman ve de zemin o kadar az ve de kaygan ki hiçbir insanın kendi meşguliyetinin önemli veya önemsiz olduğunu ifade edip sıyrılmaya hiçbir hakkı yoktur. Öyleyse hepimiz bir kul olarak yaptığımız işi, uğraşıyı, turizmi ve dahi aklınıza gelebilecek her hayırlı efali mübarek ve verilmiş bir fırsat bilip onu en iyi yapmaya gayret etmeliyiz. Belki bugün için sizin veya benim yazacağımız bir tespit cümlesinin görünürde hiç de anlam ve de kıymeti harbiyesi olmasa veya olmadığını düşünsek bile basit bildiğimiz emek ürünü bir cümle belki de ileride bir zevatın o da bir milletin ıslahına veyahut da iflahına vesile olacağı gibi ufuk açıp icat ve de yeniliklere vesile olamayacağımızı hiçbir şekilde ispatlama imkanımız yoktur diyorum.
Evet, makalemize eşek turizm yapar mı diye başladık. Hem de bal gibi yapar; çünkü eşek sadece ve sadece kendisine verilen görevi ifa ederken bazen de cüz-i ihtiyarını kullanıp korktuğu veya oradan geçerken düştüğü veya saldırıya uğradığı yerden hiçbir kimse onu geçiremez. Çünkü mümin için ifade edilen tespitte Hz. Fahri Kainat "Mümin ısırıldığı delikten bir daha ısırılamayandır" buyururlar. Ama ne hikmetse eşek bile bu kurala ölümüne riayet ederken bizler aynı delikten binlerce defa ısırılıp sızlayıp zırlamayı adet haline getirmişsizdir. Evet, eşeği yanlış yola da kimse koyamaz. Eşek mahza eşek olmasına rağmen onun da kendisine göre mütesettir bir anayasası mevcut olup eşek her gittiği yolu adeta ezberler. Onbinlerce kilometrelik kervan yollarında eşek yolların neresinde hangi bağın koruğu olduğunu hangi bostanın kenarında kavun karpuz ve de hıyarın bol olduğunu, yol boyunca eşek gülü ve de dikeninin nerelerde bol olduğunu çok iyi belledikten sonra buz gibi suyu olan çeşmelerin ve dahi kancığı bol olan köylerin haritasını iyi okur bilir. Onun için eşeğin sırtındaki yük veya eşşekoğlu eşeğin ona verdiği hiçbir rahatsızlık yoktur. Doğrudur yol meşakkati çok zordur, ama nihayetinde eşek turizm yapmaktadır. Eşeğin yaratılış maksadına ve dahi nefsi emaresinin çizgisine seyri sülukte bırakın eşeklik çilesini o ilgili eşeğe sorsanız çile ne demek, o eşekler birer mahza turist olup turizmi en spesifik ince ayarına kadar yaşayıp keyiflenip ağız tadıyla nasıl anırtı icra ettiğini daha önceki bir makalemde dillendirmiştim.
Şimdiye kadar eşeğin hakikaten ne denli bir turizm erbabı olduğunu, en azından bir lahzacık da olsa paylaşmış bulunmaktayız. Peki ya biz insanatın bu makaleyi objektivite sınırlarını aşmadan insaf ve de izan düsturu içerisinde okuyup eşeğe, eşekliğine binaen onu takdir etmemek na mümkündür. Takdir etmeye edeceğiz ama peki biz insanoğlu bir de aklın hamaliyesi mazhariyetimize rağmen eğer turizm yaparken en azından yaptığımız eylemi bir eşek kadar kıymetli bir fırsat telakki etmiyor ve onu bütün boyutlarıyla değerlendiremiyorsak utanmamız gerektiği kanaatindeyiz. Yok, eğer arlanmayı da kaybettiysek o zaman eşekleri birer bilge kişi sadedinden sevgi ve de saygıyla alkışlayalım. Vesselam.
Yazı Tarihi : 19 Aralık 2011 Pazartesi
Tanıtım, Çadır, Organizasyon, Balo, Event Company, Halkla ilişkiler, Fuar Organizasyon, Davet Organizasyon, Düğün Organizasyon, Yılbaşı Balosu, Aile Pikniği, Aile Günü, Kurumsal Organizasyon Sakarya Üniversitesi, Sau, Saü, Sakarya İndirim, Üniversite İndirim
Web Tasarım, E-Ticaret, Mobil Yazılım, Cep Telefon Yazılımı, Windows Mobile Uygulama
iş fikirleri, girişimcilik, bayilik, franchise , cv hazırlamanın yolları, ek iş ilanları
SATILIK TAŞ OCAĞI, SATILIK KIRMA ELEME TESİSİ, TAŞ OCAĞI, KIRMA ELEME TESİSİ TESİS, Sakarya Satılık Taş ocağı nikah şekerleri,düğün, nişan süsleri, nişan tepsisi nikah şekerleri, bebek şekerleri, mevlüt ürünleri, sünnet ürünleri, kına gecesi , nişan süsleri, nişan tepsisi, takı tepsisi, kına tepsisi, şeker sepetleri, sepetler, takı yastıkları, kapı süsleri, anı defterleri, şeker, gelinlik düğün nikah salonları düğün salonları davetiye organizasyon nişan