Maruzat
Harname, İnsanname, Hıtarname, Güvercinname, Arname ve de altıncı kitabım olan Zuhuratname'nin aslında bir zaruretnameden başka bir şey olmadığını ifade etmek istiyorum.
Yine maruzat denilince Necip Fazıl Kısakürek'in Toptaşı Cezaevinde kaleme aldığı "Zindandan Mehmede Mektup"u gelir akla.
"Müdür bey dert dinler bugün maruzat,
Çatık kaş hükümet dedikleri zat,
Beni Allah tutmuş kim eder azat."
Saniyen maruzat denilince bir de Ahmet Cevdet Paşa'nın zamanın Padişahı Abdülhamid-i Sani'ye sunulması hasebiyle (1839-1876) hazırladığı Maruzatname eserini hatırlıyoruz. Bu eser bilahare Yusuf Halacoğlu tarafından elden geçirilerek 1980'de İstanbul Çağrı Yayınları arasında endam eyledi. Maruzat, dönemin siyasi meselelerine mercek tutmaktadır. Binaenaleyh Ahmet Cevdet Paşa'nın vakanüvis olduğunu, Tarih-i Cevdet'in çok meşhur olduğunu, yine Mecelle-i Ahkâmı Adliyeyi kaleme alan zatın da aynı kişi olduğunu sizlerle paylaşıyorum.
Lügatte maruz: Bir şeyin tesirinde olan, karşısında bulunan ve önünde engel ve siper bulunmayan. Rüzgara maruz cephe, büyük bir makama, kişiye arz olunan sunulan, bildirilen, anlatılan, takdim edilen. Maruz kalmak ise bir hale uğramak. Maruza maruz.
Maruzat: Makam, mevki, yaş v.b. bakımından yüksek birine sunulan arz edilen şeyler, sözler manalarını yüklenen mefhumu mükedderane bir ahval.
Islahatta ise maruzat, mevcut hal, ahval ve de arizanın gerek seküler anlamda ve de gerekse teolojik anlamda kudret silueti veya hakiki kudret sahibine serencam eyleme sadedinden serzenişte bulunma tezarruatı veya hali terzileyi şekva tesmiyesinden duruma vaziyet edilmesi babından yakarma ahvali garibesi olarak telakki edilebilir.
Bu dünya serüveninin beraberinde getirdiği tezellüm veya yüz akı arasındaki bütün edramın bir vesileyle durumdan vazife çıkarılarak müteselsilen bir yüksek makama zamanın ve de zeminin el verebildiği muhtelif iç hizmet uygulamaları zaviyesinden de bilgilendirme efalinin mecmuuna maruzat tesmiye edilmektedir.
Sıra bizim maruzatımıza gelince de kalem ehline göre setretme mevzuubahis olmadığına göre global olarak iki nevi maruzattan söz edebiliriz. Birinci veçhe insanattan bizar olduğumuz efali. Yine insani mercilerle paylaşmak, insanlığın halledemediği veya hal yoluna tenezzül eylemediği mevzuları da son merci olan yüce Çalap'la paylaşıp onun adaletine sığınmak.
Maruzat bu maruz kalınmışlığın verdiği tezellüm ve de bu tezellümün netaici zaviyesinden hasıl olan marazi edram ve de dram ve bu yaptırımların saik olduğu travmatolojik hadisat.
Elan maruz kaldığımız yaptırımların marjinal noktasının şahikasında hayat memat mücadelesi vermekte olmanın ızdırabıyla nasıl ki kalem ehli olmayan birilerinin avazı çıkana kadar haykırarak kendisine uyarlanan tezellümü ifade etmekten başka hiçbir çaresi söz konusu olamıyorsa her halükarda aynı enstrümanı dillendiremeyeceğimiz aşikar olup kalem ehlinin de yegane enstrümanı olan kırık kalemimize yaslanıp yaradanımıza da sığınarak bir dokun bin ah işit sadedinden vakti zamanında bize yönlendirilen dokuntuları misliyle iade etmeye başlayınca nerdeyse daha bir dokunmadan bin ah işitmeye başlanadurdu. Halbuki meselenin bekraundunda başkalarına inadına inadına dokunulduğunda çok memnun olan zevat sanki hesabın kendilerine hiç de dönmeyecekmişçesine sanki tezellüm uyarlamanın sadece kendilerinin tabii hak ve de statüleri olacağına tam iman eyleyip insanlık siluetlerinden iştiyakla sıyrılıp hakiki ve de gerçek kimlikleri olan kelplik ruhaniyetlerini icralarının her zamanki gibi yanlarına kar kalabileceğini kanıksayarak bir gün gelip de keserin kendilerine uyarlanacağını hiç mi hiç akıllarından bile geçirmiyorlardı. Ama ne yazık ki münafıkların hesabına üzülmemek namümkün.
Her şeyin bir vakti zamanı kemali olduğunun, zulmün de bir akıbetinin olduğunu tarihi serencam fazlasıyla bize göstermektedir. Zulmün hep bir atımlık barutu kalmıştır. Vaktaki haklı ve de saklı irade kendine gelip bir silkelene durdukta tezellüm aza ve de cevarihleri önce bir sersemlik geçirdikten sonra daha düne kadarki suç ortaklarına çatıp bir an önce batan gemilerini terk eyledikten sonra yeni yalakalıklarını icra için kendilerine yeni mabutlar tespit edip yeniden melanet veyahut da tesadüfen hukukullah öncüleriyle karışmışsa istemeden de olsa herkesten daha ahlakı hamide sahibiymiş gibi takılmaya gayret eder durur. Ta ki bir gün gelip kendisi gibi çukur ehliyle karşılaşıp ayrılık hasretlerini giderene kadar o en iyi mümin ve en iyi kul hakkı havarisi kesilip durur.
Hal ve de ahval böyleyken biz ne bir seküler merciye ve ne de hukukullah makamına hiçbir tazarruatta daha bulunmamış olmamıza rağmen hem de mağdur ve de mazlumluğumuza rağmen tezvirata uğratılmadık yer gök ehli kalmadığı halde bizler sadece ve sadece mağduriyetimizi hiciv, mizah ve de deneme tadında kimseyi de direk hedeflemeden yapılan ahvali adiyenin artık çekilemez olduğunu kim olursa olsun yapılanların kimsenin hiçbir kimseye uyarlamaya hak ve de istidat göstermesinin hukuka ve de hukukullaha ters düşeceğini bir kırık kalemle çize durduk. Daha kimse bunları okumadan, anlamadan ve de değerlendirmeden hele hele sizlere müteveccihen en ufak bir değerlendirme yapmadan hemen panikleyip sanki otomatik silahla kafanıza doğru tutup birileri zorla sizlere okutuyormuşçasına bu lüzumsuz addettiğiniz denemeleri neden iştiyakla okuyup hemen kendinize yontarsınız.
Şahsen ben anlamakta çok güçlük çekiyorum. Sonuçta bu yazılarımız sanal olarak kaleme alınmış yanlışlar olup okuyanları bu ednalıktan kurtarmaya yönelik bir çabadan başka hiçbir şey olamaz. Yoksa hakikaten bu yazılan ehvenlikleri fazlasıyla yaptınız mı? Kendinizi bu değerlendirmelerde tamamen görüyor musunuz? Eğer durum böyleyse tez elden tövbe estağfirullah çekip kendinize yeniden çekidüzen vereceğinize bu kırık kaleme saldırmanızı anlamak na mümkündür. Yoksa anlaşılan veçhesiyle yaptıklarınızdan çok memnun ve de mütehassıs olup neden bize övgü yapılmıyor deyip eyvah bu tezavvuk dolu efalimiz elimizden alınacak diye mi can havliyle efalinize sahip çıkıyorsunuz. Kaldı ki bu işin sadece yazılma faslı daha dünyevi hukuka, saniyen de hukukullah safhasına daha gelmedik. O zaman ne yapacaksınız bilemem.
Maruzat bu; maruzatımızı önce insanlığa, bilahare hukukullaha müteveccihen kağıda döktükten sonra keserin, sapın, hesabın mutlaka iadesi ümidiyle bir maruzat zuhuratnamesi olması hasebiyle vesselam.