ZUHURAT ÜSTÜNE ZUHURAT
"O her an bir iştedir" lafzı celilinde anlaşılacağı üzere Cenabı Çalab'ın sürekli bir yaratma mekanizmasına hükmettiği realitesi tartışılamaz. Şüphesiz ki bu ahval Cenabı Hak için rutin bir işlem olmasına rağmen biz Abdullahlar için çok dehşetnüma bir hadisat. Mutlaka her yaratılış biz ziruhu bir şekilde ilgilendirse de hele, hele söz konusu yaratılış biz gurebayı yakından alakadar ediyorsa her yaratılışın birer zuhurat tesmiye edilmesi hadisesi. Bir de hızlanınca adeta bir kasırga misali zuhurat üstüne zuhurat olarak telakki edilse gerektir. Sözüm ona sıradan bir zuhurat. Belki de sizi hiç de ilgilendirmezken bir zamanlar bütün şeytani tedbirlerle donatılıp şeytan ve de evlatlarıyla tam hurucat vaki olup metan gazı imparatorluğunun bir kibrite maruz kalıp feryadı figan ve de vaveyla üzerine vaveyla. Çünkü zulüm ile abad olunmaz misali biri maşrık, biri mağrip, biri cenup, biri şimale çil yavrusu gibi dağılıverip aman şeriklerim, bu ne ahvaldir, hani ya biz layüsel idik bu ne felaket diye anırtılar ve de havlamalar. Aslında anlaşılamayacak hiçbir şey yok. Ama siz münafıklar başınızı kuma gömüp o devasa gövdenizi bütün felaketlere, yılana, çıyana, kuzguna, ite, kurda, çakala peşkeş çekmişseniz yapılacak hiçbir şey yoktur. Enva-i çeşit fitne ve de fesadınızı tuzakların en dehşetlisini kuran cenabı zülcelalin üstünde görmeye çalışırsınız. İşte bütün felaket mecranız burada. Aslında sizler mütesettir birer kafir olduğunuz halde hep sureti haktan gözüküp münafıklık libasıyla serviste bulunup hem kendinize ve hem de cümle aleme yanıltı uyarlamaktan öteye gidemiyorsunuz.
Kaderin cilvesi bu, insanın anası hep erkek evlat doğuramadığı gibi, rüzgar da yelkencinin istek, arzu ve de istikamet buyurduğu yöne doğru esmeyebiliyor. Öyleyse ne yapacaksınız? Madem ki rüzgardan istifadeyle manevraya muhtaçsınız yelliklerinize öyle manevralar yaptıracaksınız ki rüzgar hangi yönden eserse essin siz ondan istediğiniz enerjiyi elde edeceksiniz. Keza Necip Fazıl'ın "Ey kahpe rüzgar artık ne yönden esersen es" dediği veçhesiyle burada rüzgar farklı anlamda istimal edilmiş olsa da sonuçta hedefe kilitlenme anlamında aynı noktayı nazar esas alınmaktadır. Geçen makalelerimin birinde III. Mustafa'nın üç tane külliye yaptırdığını, birisinin depreme maruz kaldığını, birisinin yangına malzeme olduğunu, üçüncüsü olan bugünkü Laleli külliyesinin de bir yellenme vakasıyla farklı tesmiye edildiğini sizlerle paylaşmıştım. Kaldı ki bu zat zamanın en büyük devletinin hükümdarı. Ya bizim itlere gelince, sıradan bir şubeyi deruhte edip sanki maiyetinin rezzakıymış gibi takılıp bir gün de gelip zulümleri zevale uğrayınca da istimal edilmiş sıpa gibi başını taştan taşa vurur dururlar. Bendeniz eskiden, Osmanlının yerli unsuru ihmalinden hep müşteki olmuş ve de bu vesileyle devşirme ocağını insafsızca eleştirenlerden idim. Ama vaktaki sözüm ona yerli unsurun ciğerini tanıma faslını idrak edip kana, kana yaşayınca bir de aynı minval üzere tarih felsefesi sadedinden aynı eleştiri sahiplerini irdeleyince de bu zevatın en geçimsiz, en başarısız ve de en ehveniyatttan oldukları kanaatine vasıl olundukta eğer tarihte devşirme ocağı istihdam olunmasaydı devletimiz Söğüt'te bir beylik olarak tarihe mal olmaktan öteye gidemeyeceği sonucuna varmaktayım. Hele, hele faturasını ödemeden hazıra konup demokrasi oynama serencamında zaman, zaman bir köy muhtarının seçiminde bile onlarca mukateleye şahit olmamız bizim henüz demokrasi kültürüyle imtizaç edemediğimizi fazlasıyla ispatlar mahiyettedir. Hele, hele siyasi parti başkanlarımızın halkın istediği adayları değil de kendi istediklerini seçtirme alışkanlıkları da demokrasiye ne denli uzak olduğumuzun açık ve de seçik bir ifadesi olsa gerektir.
Bir zamanlar "ayı ininden çıktı" derlerdi. Maalesef ayı falan da kalmadı artık. İt ininden fırladı. Biblo it etrafında it oğlu it ne sakatat yalayan kaldı ne de havlayan. İt ve itlik yapanlar öyle lokmalar yuttular ki ne hazmedebiliyorlar ne de defül hacete çevirebiliyorlar. Mamafih kurdun biri bir kemiği yutmuş ama kemik çok büyük olduğundan mütevellit ne hazmedebilmiş ne de dışkılayabilmiş. Bu ızdırabın şiddetiyle inleyip durmuş. Vakti zamanı gelip bir operasyonla bu illetten kurtulduktan sonra söz konusu kurt ne yiyecek olursa olsun onu önce kıçıyla ölçer eğer birbiriyle mütenasip düşüyorsa yutar, yoksa aksi takdirde geçmişteki kötü deneyimine duçar kalmamak için o kemik dünyanın en leziz gıdası bile olsa nefsini onun şerrinden korur. Kurt, kurt yani bir hayvan olmasına karşın tecrübelerinden azami şekilde yaralanabilmekteyken bizim insanla müşterek vasfının sadece ziruh olmaktan öteye gitmeyip görünürde insan siluetli ve de zekat fonundan aşırma vakko aksesuar ve de kırmızı tasma yani kıravatvari medeniyet yuları endam, endam üstün iktidar mensuplarının da her vesileyle ayak ve de husyelerinin yağlanıp bus edilmelerine binaen yeni, yeni pozisyon üstüne pozisyon. Yani zuhurat üstüne zuhurat; it inindeyken bir şekilde zulalanmış ve de mütesettir ehven ahval. Kimisi lanet olsun deyip görmemezlikten gelirken kimisi de bana bulaşmayan it bin yaşasın derken bir de mafyalaşmış olmanın da gölgesinde gelsin mekulat ve de meşrubatlar, gitsin mekulat ve de meşrubatlar. Helal haram nafile; sadece güçlünün zurnasına vernik ve de cila. İyi, çok güzel, ehven bir sekülerizasyon. Ancak bu kadar olur. Ama ehveniyat mahlukatı öyle bir azdırdı ki kendi melanetgahlarını garantiye almak maksadıyla her tarafı bubi tuzaklarıyla donatıp yerlerini de unutunca bol miktarda mayın eşeği istihdam eyleyip bütün bu eşekler işleri icabı mayınlara toslayıp kimisi elinden kimisi de ayaklarından olunca bu melanet diyarına en yüksek ödentilerle bile mayın eşeği ilanları talepsiz kalınca geriye tehcirden başka hiçbir şansları kalmamıştı.
Evet, vakit geldi çattı. Vaveyla, feryadı figan, el ayak ve de etek busegahları mucibince yeni, yeni melanetgah tesisatgahı. Eee elin oğlu sizleri madam zannedip parlak çullarınızı da kimlik kabul edip mekan tutmanıza cevaz verebilirler. Ama hatır hart üçüncüde katır demişler. Katır deyip geçmeyin. Kuran-ı Kerimde katura diye istimal edilen bu kavram nankör, kısır, kabiliyetsiz, ehliyetsiz, yani ekmek düşmanı ve de nesebi kesik olarak kullanılmaktadır. Binaenaleyh yeryüzündeki bütün beceri, kabiliyet ve de işlerin her biri birbirinden daha mübarek olup hiç birisi bir diğerinden daha mühim değildir. Keza çöpçüler bir ay grev yapsalar dünyanın altı üstüne döner. Ama esas olanın yaptığın işin en kutsal olduğu bilinciyle bihakkın ifa edilebilmesi hadisesidir.
Bu vesileyle bizim ehveniyatın kendilerine yeni mekanlar tutup aynı alışkanlıkları sürdürebileceklerine ihtimal veremiyorum. Çünkü size mesleğiniz sorulacak, birinci oturum, ikinci oturum, üçüncü oturum, sonunda biblo it etrafında yalanmış kelle paça ellerinde tezvirat. Ne iktidar ne de hava. Hey hemşerim kalemin var mı? Diye soranlara evde unuttum. Peki ya bir şeyler yazabildin mi? Hatırlamıyorum. Peki natıkan var mı? Hayır bizim torun gibi bakarak okuyorum. Peki ya sen neye yararsın? AAA onu sormana ne hacet, yemesini ve de içmesini çok ama çok severim. Hem de öyle severim ki hele, hele nerde beleş oraya yerleş babından haramı çok severim denince bu işi bizim karabaş daha kaliteli yapar tepkisiyle tamam, tamam anlaşıldı. Demek ki seni bana tavsiye edenler hem senden kurtulup başlarından savmak ve hem de bana olan gizli kin, garaz ve de başarımı gölgelemek sadedinden sen ve de senin gibi mahlukatı başımıza amel eylemişler. Peki ya yaşın? Eee geldi kemaline uğradı çattı. Haydi, al bakalım emekli ekmek karneni, kalan ömrünü de bu milletin ensesinde pişirdiğin bozaları yudumlayıp yalan beyan hatıratını yazıp zorla fakir öğrencilere satıp bir gün gelir de azrailin esenköy tepesinde seni kıskıvrak yakalamasını bekleyivermişsin. Vesselam.