Gecikmiş bir taziye
"Sakarya Üniversitesi'nde görevli Yrd. Doç. Dr. Yılmaz Güney'in eşi tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi
1978'den bu yana Sakarya Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapan, şair, Irmak Dergisi Kurucu Yazı İşleri müdürü, TYB Sakarya şubesi kurucularından, SAÜ camiasının sevilen isimlerinden Yrd. Doç. Dr. Yılmaz Güney'in eşi tedavi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesinde hayata gözlerini yumdu. Merhumenin naaşı, bugün ikindi namazını müteakip Serdivan Fatih Cami'inden kaldırılacaktır."
Yukarıdaki verilen acı haber Medyabar Web sitesinde 24 Kasım 2009 tarihinde yayına girmiş. Bizler tam tamına iki gün sonra 26 Kasım 2009 tarihinde Kurban Bayramı arifesinde haberi fark ettik. Hatta öyle ki haberin tarihini fark etmeden önce sanki güncel bir habermişçesine İstanbul'dan Sakarya yollarına düşmeye bile kalkıştık. Gel gör ki bayram arifesi yolların kalabalık oluşu yüzünden bir türlü yola çıkmaya muvaffak olamadık.
Bütün bu gayri müsait yol şartları yüzünden bir türlü yola çıkamadık. Sonrasında fark ettik ki acılı haberin tarihi iki gün öncesini işaret ediyordu. Kadim dost Yılmaz Güney'in acılı gününde yanı başında bulunamamak yüreğimizi acıttı.
Bazı şeylerin kazası olmaz. Vaktinde ya yaparsın ya da geçen geçmiştir. Hele böylesi acılı hadiselerde kendi adıma vaktinde yapılamayan vazifelerin aradan az bir zaman geçmiş olsa bile telafisi noktasında içimden en ufak istek uyanmıyor. Zira acıyı tazelemek, dostun yarasını tekrar eşelemek bir türlü içimden gelmiyor.
Burada bir hususu hemen ifade etmek istiyorum. Özellikle cenaze ve taziye vazifesi hiç ihmal edilmemesi ve tehiri kabil olmayan cümledendir. Bu hususta zamanında haberdar olan dostlarımızın bu gibi merasimleri haberdar olmayan ve haberdar olması kabil olmayan dostları zincirleme haberdar etmeleridir. Maalesef ki çoğu zaman bu ihmal ediliyor. Cenaze yakınlarından pek tabiidir ki bunu bekleyemeyiz acılı hallerinde. Ama çevre eş ve dostların bu vazifeyi üstlenmeleri şarttır. Bunu üstlenmeleri ve yerine getirmeleri gereken ve bu hususta ihmalkârlık eden dostlara serzenişimi beyan ederken ağır vebal taşıdıklarını da hatırlatmak isterim. Demek ki hatırlanmıyor ve haberdar edilmiyor isek dostluklarımızda ciddi bir problem var demektir.
Yılmaz Güney dostumuz uzun zamandır tedavi gören can yoldaşı hayat arkadaşını kaybetti. Aziz dostuma Cenabı Haktan Sabri cemil niyaz ederim. Merhume bacımıza da Allah'tan sonsuz rahmet dilerim. Geride kalan evlatlarına sabırlar ve dualarımı iletirim.
Sevgili Dost Yılmaz Güney kardeşim acılı anında yanı başında olamadığımız için bağışla bizleri. Yanında bulunmamamızın hiçbir mazereti olamaz bu bizim kusurumuzdur. Haberdar olmalıydık ve yanında bulunabilmeliydik. Demek oluyor ki ilişkilerimizde ciddi bir sıkıntı ve kopukluk var demektir. Bizler fesimizi önümüze alıp ilişkilerimizi ve dostluklarımızı çok ciddi bir biçimde gözden geçirmeliyiz. Habersizlik unutmayalım ki olağan kayıpları fevkalade kayıplara tahvil edebilir ve telafisi kabil olmayan zararlara yol açabilir. Hiç hatırdan çıkarmayalım ki bize en büyük nasihat ölümdür. "Allah'tan geldik ve hepimiz vakti erişince Allah'a döneceğiz." Akıbet hayrola.
ŞİİR KÖŞESİ
ÖZLEYİŞ
Ayrıldığımızda sonbahardı
Gönlüm gecesinde, gündüzünde
Her lâhza bıraktığın hüzünde
Rü'yâda yüzün göründüğünde
Vuslat gününün ümîdi vardı.
Bir gün güzelim, günün birinde;
Senden kalan eski gölgelerde,
Gönlümce biraz açılsa perde.
Hülyâlı yüzünden akseder de,
Aşkım görünür güzelliğinde.
Memduh Cumhur