Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi

hsanzumi@sakaryahalk.com

Üç D Formülü

Bu yazıyı yazdırmak için tıklayın..
Bu yazıyı arkadaşınızda göndermek için tıklayın..
Bu yazı hakkında yorum yazmak için tıklayın..
Elli yıllık birikimim muvacehesinde iyi bir dünya insanı olmanın omurgasını kendimin kurduğu "Üç D Formülü"nde müstetir olduğuna karar kıldım.
Evet, "Üç De Formülü": Din, dil, don.
Din ilk insandan ahir insanın çözmeye sayü gayret ettiği din realitesi, öyle bir realite ki başta dindar olanlarla sözüm ona kendilerini dinden tamamen tecrit ettikleri varsayımıyla dünya görüşlerini tesis eden o zavallı ateist güruh bile bu cümlelerimi kaleme alana kadar farkına varmadan kendi ideolojilerinin adı, tanımı ve ifadesi her ne kadar Tanrı tanımaz olarak telakki edilse bile onların külliyatlarının bir başlangıç noktaları var ki işte işe başladıkları o noktalarının bile din denilen gerçeğin aslında insanoğlunun ondan müstağni olamayacakları ve hiçbir şekilde ondan kurtulamayacaklarını açık seçik bir şekilde ortaya koymaktadır.
Meseleye biraz daha mütenasip bakıldığında ateist zevata sorulduğunda hey hemşerim siz kimsiniz, ideolojiniz nedir, ne değildir denildiğinde onlar, biz tanrı tanımaz ve hiçbir inanmak ihtiyacı hissetmeyen bir güruhuz dediklerine şahit olduğumuzda onların bir çeşit mefhumu muhalifi yani dinin karşıtı olmaları hasebiyle başta kendilerinin ve ideolojilerinin her ne kadar din karşıtı olduğunu ifade etmiş olsalar da kendi varlıklarını var olan bir dini tartışmalı hale getirme ve muhalefet şerhleriyle aslında varlık sebeplerini hiç ama hiç farkına varmadan söz konusu din realitesine bağladıklarının belki de hiç farkına bile varamamış olmanın fakru zaruretini hep yaşaya gelmişlerdir.
Buraya kadarki cümlelerimle din ötesinin neşet kaynağını ifade etmeye çalıştık. Bir de dinin kendi kendini tanımıyla imtizaç edecek olursak "Şüphesiz ki Allah indinde din İslam'dır." Yani Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar silsile-i meratiple takdir olunan semavi vahyin hepsine ve arada inkıtaya uğrayıp kendi iradesiyle Tanrı Teala'ya vasıl olan hanifatın da hepsinin adına İslam denilmektedir. Dinin bir görünen bir de görünmeyen ilmi ledün denilen özü hep söz konusu olmuştur. Din gerçeği dünya kuruldu kurulalı çok su götürmüştür. Ama Hz. Kurana göre siz kimsenin inancına hakaret etmeyiniz ki öteki de sizin dininize bühtanda bulunmasın esası baş tacı edilmelidir.
Bu nokta-i nazardan başlayarak her inanç sahibi kendi duygu ve düşüncelerine göre hayatını tanzim eyledikten sonra insanların birbirleriyle sosyal münasebetlerinde de problemlerin çözülebilmesi için yolunuz eğer Hindistan'a uğrarsa orada kutsal bir ineğin karşısında ceketinizin düğmelerini sadece ve sadece orada ineğe tapan insanları memnun etmek zaviyesinden ilikleyebiliyorsanız siz artık bir dünya insanı olmayı hak etmiş sayılırsınız; sosyalleşme kategorisinde de en üst konumda yerinizi almış olursunuz.
Din bu; gerek inançlara ve gerekse aynı dinlere mensup olanların daha spesifik nedenlerle yeni mezhep ve dini algılama farklılıklarına binaen çeşitli fırtınaların estirildiğine tarihi seyir defterimizde hep şahit olagelmişizdir. Bu serencamda artık öyle bir noktaya gelinildi ki bir ünitede faaliyet gösteren bütün fertlerin aynı din, aynı mezhep ve hatta yaklaşık olarak aynı cemaatlere bile mensup olduklarını müşahede etmemize rağmen içinden çıkılamayan problemlerle karşılaşıldığını defaten yaşamaktayız. Demek ki insanoğlunun fikir, ırk v.s. boyutunda bile yek dizine olmasının ve hatta kafatasçılığın tesisinde bile çözümün söz konusu olamadığını hep teneffüs etmişizdir. Neticeten din bu kainatın kuruluşundan ilk insanla başlayıp kıyamete kadar bizi sürükleyecek en büyük uğraşı ayıkla pirincin taşını sadedinden ne pirinç ne de seçilecek ve ayıklanacak taşın bitmesinden bahsedilemeyeceği gibi din realitesini de ne taraftarları ve ne de karşıtlarının halledebilecek herhangi bir kudretlerinin olabileceğine inanmak mümkün değildir.
Şimdi gelelim formülümüzün ikinci şıkkı olan dil meselesine: İnsanoğlunun ve hatta bütün canlıların ana organlarından olmazsa olmazı olup birçok işleve sahip olduğu gibi en önemli işlevi olan konuşma ve anlaşma vasıtası ve bu disipline adını veren dil. Dilbilimcilerin bile içinden çıkamadıkları (lengüistik) bir derya. Evet, dili kimilerine göre tanrı yarattı ve öğretti. Yine kimilerine göre de insanoğlu zekâsını kullanarak bazı ifadeleri simgeleştirip remz ederek dilbilim disiplinini oluşturdu. Öyle de olsa böyle de olsa yaratma sıfatının Tanrı Teala'ya mahsus bir kabiliyet olması hasebiyle adres aynı yeri göstermektedir. Dilde de yine din misalinde olduğu gibi din orijinli veya din karşıtlı düşüncenin de kaynağını aslında farkına varmadan aynı kaynağa tahvil ettiklerinin farkına bile varmakta acziyet söz konusudur. Bu tespit adeta Hz. Mevlana'ya hakaret eden cahillerin bile farkına varmadan ona efendim dediklerini bana hatırlatmaktadır. Çünkü Mevlana'nın manası efendim, veli nimetim anlamına gelmektedir. Çünkü Mevlana bir sıfattır. Mevlana'nın esas adı Celaleddin'dir.
Bu girizgahtan sonra şunu ifade etmekte fayda mülahaza ediyoruz. Yeryüzündeki hangi dil grubuna mensup olunursa olunsun bir insan hele, hele bir de kendisine aydın kisvesi giydirilmiş bir mahlûk eğer kendi dilinden müftehir olamıyorsa kendi dilini kullanmaktan içtinap ediyorsa durum vahim demektir. Başta bütün dünya dillerine saygı duyduktan sonra bir Türk çocuğu eğer kendi dilini iyi öğrenemiyor, iyi kullanamıyor, bir türkü çığıramıyor veya en azından dinleyemiyor ve de bunlardan zevk alamadığı gibi bugün dünya ekonomisini elinde tutan milletlerin dillerine teksif oluyor ki buna bir örnek vermek istiyorum ama makalemi kirletmemek ve o zatı da meşhur etmemek ve cevap hakkı da tanımamak için isim kullanmadan sizinle paylaşmak istiyorum. Geçenlerde yine mutad olarak çay teşribatında bulunduğumuz Yalı Akademisinde bir zavallı akademisyen bozuntusu etrafa yüksek sesle bağırarak ben Türkçe makale yazmaya tenezzül etmem diyerek etraftaki insanlara ne kadar büyük bir bilim adamı olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. Hâlbuki bu zavallının dil bilmediğini, makalelerini Türkçe yazdıktan sonra parayla batı dillerine çevirttiğine de birçok meslektaşımız da birçok şahit olmuştur. Ne yapalım Allah müstehakını versin, amin!
Şimdi gel gelelim dil öğrenme meselesine. Dil eğitimi ihmal edilemeyecek kadar mühim bir iştir. Fakat dil öğrenmekle, yabancı dille eğitim yapmak çok, çok farklı şeylerdir; bunu unutmamak gerekir. Yine Sertacı Ekberimiz olan Hz. Muhammed Mustafa'nın eshabına dil öğrenmenin mutlaka gerektiğini ve düşmanın desiselerine tedbir ve ilim alış verişi için çok mühim olduğu tavsiyelerine binaen Numan Bin Sabit'in on beş günde Süryanice mektup yazabilecek kadar dil öğrendiğini sizlerle paylaşarak dil gerçeğinin en az din realitesi kadar mühim bir disiplin olduğunu en büyük din otoritesi olan peygamberimiz vasıtasıyla da doğrulamış bulunmaktayız.
Şimdi diller arası münasebetle ilgili birkaç cümle ile Türkçenin gücünden bahsetmek istiyorum. Geçen senelerde bir gün M.Ü. İlahiyat Fakültesine gitmiştim. Bütün profesörler bütün lügatleri indirmişler ve sektere kelimesine bakıyorlardı. Ama ne yazık ki hiçbir lügatte aradıklarının ne kendisini, ne de manasını bir türlü bulamıyorlardı. Bendeniz de mukayeseli dilbilim uğraşım vesilesiyle hemen cevabını vermiştim. Arapçadaki sektere kelimesinin aslında Türkçe olduğunu ve ...iktir et kelimesinden bozulduğunu söyleyince herkes teşekkür etmişti.
Evet, diller bir şekilde hepsi Tanrı kaynaklı olduğundan veya Tanrının yarattığı insan ve dolayısıyla yine Tanrı kaynaklı olduğundan birbirlerinden kelime devşirmelerinden daha normal bir şey olamaz. Örneğin Şam Arapçasında halen kullanılan 3800 Türkçe kelimeden bahsedilmektedir. Hele hele dünyanın en büyük medeniyetinin dili olan Osmanlıca olarak ifade edilen eski Türkçede Arapçanın ve de Farsçanın dolayısıyla dünyadaki bütün Türk İslâm âleminin kullandığı dillerin nasıl yoğrulup uyarlanarak dünyanın en kudretli ve en zengin dili olan Osmanlıcanın aynı zamanda ötekinin medeniyetinden de istifade ettiğini Osmanologlar çok iyi bilirler.
Evet, makalemizin ana mihverini teşkil eden üç de formülünün son ve de mühim olan don ilkesini de nesebin sıhhati açısından ne denli önem arz ettiğini fazla açmadan Türklerin daha İslamla şereflenmeden önce de zinaya büyük cezalar uyguladıkları, İslâm'la tanıştıktan sonra da eski kültürleriyle İslâm Medeniyetinin birbirlerine önemli derecede benzerlik arz etmesi onların İslâm'a kısa zamanda adapte olmalarını sağlamıştır.
Sonuç olarak Ahi büyükleri ne demişler "eline, diline, beline sahip ol" demişler. Bizler de aslında bundan farklı bir şey söylemiyoruz. Sadece aramızdaki fark zamanın ihtiyaçlarına göre servis yapma azmi ve de çabası olarak milletimin evlatlarına "Hey oğul dinine, diline ve de donuna sahip ol" diyoruz. Vesselam!
Yazı Tarihi : 14 Aralık 2009 Pazartesi
Hocam elinize sağlık, kaleminize sağlık.Size katılarak ben de diyorum ki herkes birbirine karşı hoşgörülü olsa dinin dilin ve edebin önemini anlasa bizlere iş kalmazdı, sosyolojik problemler çoğalmazdı.
Ebru Yılmaz @ 25.02.2010 01:20
sevgili hocam bu yıl içerisinde de bize din olgusunu çok güzel anlattınız .Yine bu yazınızda da din olgusuna büyük bir önemle değinerek bütün halkımızı aydınlatmaya çalışmışsınız. size defalarca teşekkür ediyorum.
mehmet akif gürbüz @ 16.12.2009 19:20
Tanıtım, Çadır, Organizasyon, Balo, Event Company, Halkla ilişkiler, Fuar Organizasyon, Davet Organizasyon, Düğün Organizasyon, Yılbaşı Balosu, Aile Pikniği, Aile Günü, Kurumsal Organizasyon Sakarya Üniversitesi, Sau, Saü, Sakarya İndirim, Üniversite İndirim
Web Tasarım, E-Ticaret, Mobil Yazılım, Cep Telefon Yazılımı, Windows Mobile Uygulama
iş fikirleri, girişimcilik, bayilik, franchise , cv hazırlamanın yolları, ek iş ilanları
SATILIK TAŞ OCAĞI, SATILIK KIRMA ELEME TESİSİ, TAŞ OCAĞI, KIRMA ELEME TESİSİ TESİS, Sakarya Satılık Taş ocağı nikah şekerleri,düğün, nişan süsleri, nişan tepsisi nikah şekerleri, bebek şekerleri, mevlüt ürünleri, sünnet ürünleri, kına gecesi , nişan süsleri, nişan tepsisi, takı tepsisi, kına tepsisi, şeker sepetleri, sepetler, takı yastıkları, kapı süsleri, anı defterleri, şeker, gelinlik düğün nikah salonları düğün salonları davetiye organizasyon nişan