Tedbir ve tezvirat
Fıs, fıs, fıs… Bir ömür hep tedbir ve tezvirat. Hakikaten ömrümün son on beş yılında adeta delirircesine tecrübelerim artmış vaziyette. Geldiğim nokta o kadar gani ki her gün yazdığım halde kavuşturmak namümkün. Bizatihi gayet mütevazı ve kendi meşgalemle müteallik olmam hasebiyle zerzevat efendilerin dansları. Ta ki ince nokta ayarlı bu fakirül hakiri hedef alana kadar hep gülüp geçerdim. Meğer yıllardan beridir yapılan tezvirat alt yapısı vakti zamanında her ne kadar çok cılız ve de zararsız olarak tarafımdan algılanmış olsa da bu devasa sosyal mühendislik belası bizi beynimizden sarsınca eyvah ölen benmişim diyerek sadece kendimizi savunmaya çalıştık. Tek tesellimiz haklı oluşumuz öteki her ne kadar münafakatta nirvana yapmış olsa da heyhat rüzgâr kayadan ne anlar? Estikçe onu yalayıp yıkamaktan öteye gidemez. Kaldı ki dünyamız sadece bu üniteden müteşekkil de değil. Tebdil-i mekanda da hayır vardır. Ama bırakıp firar eylenmez. Çünkü gemiyi önce fareler, en son kaptanlar terk edermiş. Hak hukuk mücadelesi en tabii ve en güzel güzergah mabadehu gereken yerini bulur; amma bizim bu serencamdan istifademizi zaptı rapt altına alıp hem sosyolojik tespit vezaifi ve hem de tecrübelerimizi insanlık alemiyle paylaşıp insin hasar görmesini asgariye çekmektir alemimiz.
Bugün gelmiş olduğum nokta-i nazardan geriye doğru bir sarfı nazar eylediğimde eyvah memleketimin evlatları bu kadar mı ifsadata gark oldular diye mahvı perişan oluyorum dersem lütfen beni anlamaya çalışın. Çünkü çok farklı ortam ve de müesseselerde hizmet ifa etmeye gayret ederken son bulunduğum müesses nizamın işleyişi hakikaten bendenizi dehşetnüma bir zavallılıkla tazakkum eylemektedir. Zakeme, yütezakemu, mütezakkumen, zakum. Buna Anadolu'muzda bu zıkkım da denir. Yüce kitapta da şeceretüz zakkum diye geçer. Dr. Ziya Özel'in başını bayağı ağrıtmıştı kanser tedavisi vesilesiyle. Neyse öyle de olsa böyle de olsa bir zakkum teorisi var. Gerek seküler anlamda olsun, gerekse teolojik arenada olsun zakkum mefhumu veya muhalifi zakkum asgari müştereki vakı-a işte bu ayaktan. Zıkkımlanmak daha çok zıkkımlanmak için zıkkımlama ameliyesi için sistematik ve de uzun soluklu münafıklık faaliyeti tezvirat, tezvirat ve de tezvirat. Kendilerine sorulduğunda efendim niçin tezvirat? Öteki hiç sıkılmadan efendim tedbir için tezvirat, acınacak duruma düşmemek için herkesi herkese tezvirat. Maşallah yöneticiler de bu tür mahlukata bayılıyorlar.
Hâlbuki en kısa yoldan ya tezviratçı men edilir, ya da iki taraf aynı anda yüzleştirilip dinlenebilse bütün problemler halledilecektir. Amma hakemlere de tiyatro seyretmek gerekirse müdahil olmayıp sadece fildişi kulesinden seyretmek tercih edildiğinde bir incir çekirdeğinin bile içini dolduramayan efal ve deesbap zamanla altından kalkılamayacak devasa hınzırlıklara dönüştüğünde herkes peşiman olur amma iş işten geçince yapılabilecek hiçbir şey kalmaz. Bir de bu zavallı zerzevat kendi heyulalarını raptedip kendilerinden maadasını kedi köpek mesabesinde algılamaya başlamışlarsa işte felaketin ve de içtima-i kıyametin alası bu olsa gerektir. Zavallı zerzevat sürekli altlarındakine efsanevi güç kudret ve de tahakkümiyet zırvasıyla imandan müşkilatı olanları kendilerine tapınmalarından başka hiçbir çarelerinin olamayacağını salık verip onları maslahatı şahanelerine esir olmalarının dünya saadeti için kaçınılmaz bulup haddizatında birbirilerine gufranla dolu olmalarına rağmen sahte geçici ve yeni bir ilahçık bulana kadar alan razı veren razı gibi gözükse de rabbül aleminin indinde tarafeyn ehveniyatı ve de tezevvüratı. Saniyen yöneticilerin kendi üstlerine muamelatına gelince Osmanlı'da bazı sadrazamların padişahın abdest suyunu içtiği de tevatüren günümüze kadar gelmiştir. Velhasılı öyle bir nokta-i sarfı nazar derekesine gelindi ki amirlerine bendeniz defü hacetiniz diyebilecek kadar esfelisüfela silsilesi diyecek ve de yapabilecek hiçbir şey yoktur bu hengâmede. Çünkü iktisatta arz ve de talep vakiiyken bunun önünü kimse alamaz. Haddizatında bizim de taanda hakkımız yok. Veren razı alan razı. Eğer iki fukara gönül birliğine girseler zaptiye zinayla tard ederken ulemadan veya agniyadan iki gönlün imtizacına en fazla aşk yaftası yakıştırılabilir. Peki ya bizim değirmenci Hassonun veya işçi Mıssonun aşka hiç mi hakkı yok diyerek taan edelim. Evet, tezvirat ehline göre kendilerinden başka hiçbir ziruhun bırakın aşka, yaşamaya bile hakları yoktur.
Bu dünya arenasında gerek nebatatın, gerek hayvanatın ve de gerekse insanatın kendi kuralları ve manevra kabiliyeti içerisinde pek tabiidir ki yaşamaya hakkı vardır ve bu hakkı da cenabı hak bahşetmiştir. Bu hayat ve yaşama hakkı bu hergelelerin zannettiği gibi de birilerinin birilerine bağışladığı ulufe falan da değildir. Haddizatında kene misali bir uzva yapışan ki eskiden çocukluğumuzda genellikle keneler koçlarımızın husyelerine yapışıp beslenirlerdi. Onları oradan koparmak bayağı da zahmetli olurdu. Kopardıktan sonra da ortalık kan revan olurdu. Zavallı kenecik kendisini dünyanın en usta ehli akıl sahibi bir mahlukat zannedip keyif çatıyordu. Halbuki yapılan işlem bir husye emme ameliyesinden başka bir şey de değildi. Ben bu sömürü sistemini kene olsun zerzevat olsun dev olsun deve olsun aslında bunların bir silsilenin zincirinin halkalarından birer halka mesabesinde olduklarını her ne kadar kemiyet ve de keyfiyetleri farklı da olsalar aynı kabı kirlettikleri kanaatindeyim. Bu zevat telefon zinciri, sosyal flört, tabasbus ve de kümülatif olarak tezviratla aslında bir şubenin mahkumu olmalarına rağmen kendilerine öyle bir heyula biçmektedirler ki bu zavallıcıklara sadece gülüp geçmekten başka çaresi yoktur. Gerçi bu zerzevatın haklı oldukları bir noktayı da unutmamak gerekir ki bir çok mahlukat yapmacık beyatlarıyla onları zıvanadan çıkarmaktadırlar. Halbuki ne imparatorlar geldi geçti buradan. Güzide bir imparator vardı kendisini hademe yaptılar geldi geçti. Yine bir kadim dostum bir zavallı siyasiye yüzbin email çekip baba bizi kurtar deyince adamcağız kendisini heyula zannedip parti kurup elindeki avucundakileri harcadıktan sonra kafayı yemişti.
Evet, zavallı tezviratçı kardeşler kendi dünyalarını ihya etmek evvel emirde dişine kestirdiklerini yıllarca etraflarına tezvir edip olgunlaştırdıktan sonra eyvah vakti zamanı gelip geçmeden taarruz üzerine taarruz ama heyhat yalan dolan talan ancak ve de ancak sahibine zarar verir. Her ne kadar dejenerasyon vakiiyse de daha memlekette ehli insaf tükenmedi, dünyanın hepsi de sizin manevra sahanızdan ibaret olmadığına göre anırmanın rızka kefil olmadığını unutmamak gerekir. Halbuki bu diyarda hepimize yetecek kadar arpa ve de saman var. Her ne kadar mevsim yağışlı geçmemiş olsa da. Benim anladığım kadar tedbir eğer ortada bir tehlike mevzu bahis ise ona binaen alınır. Ortada fol yok yumurta yok ya yeniden bir dandanakan savaşı vaki olursa varsayımı sadece sahibine tezellüm sunar. Yine idrak edebildiğim kadar eğer zulme duçar kalmış iseniz tezviratta mübahat aranabildiği gibi yine tehlike varsa tedbir mevzubahistir. Ortada yıllardan beridir süren bir tartışmasız tahakküm ve de tezellümün banisi uygulayıcısı ve uzman bir hak gaspçısı olarak feryadı figan etmenin sahibine zarar vermekten başka getirisi olamaz.
Behey zavallı maskot bütün işini gücünü bırakıp da maşrıktan mağribe kadar ağıt yakıp nevgihar kiralayacağına tövbe istiğfar edip kendi kendini istimal etsen çok kazançlı çıkarsın. Ey insan ala külli hal zıbaracaksın. Senin ne tedbirinin ve de ne de tezviratının seni ednalaştırmaktan başka yoktur çaresi. Edna deni münadi münadat ta ki tekadduratül mütezırzırat.
Hamakatın böylesine selam durulur. Mafya bile indireceği adamın silsilesine bakar. Hey mahlukat sana kim bu cesareti verdi. Beni keenlemyekun mahkum mu zannettin. Beynin mi sarsıldı? Yoksa son taktırdığın at gözlüğüne mi fatura edelim. Biiznillah ki divaneyiz. Hem şenimiz vardır. Tenezzül etmeyiz amma Allah dahil ve de vekil yeri göğü inletiriz amma velakin "amiplere kurşun sıkılmaz". Sana ve senin gibilere husye ve Camıs makadı yağlamak yeğlenir. Vesselam.